8 Temmuz 2012 Pazar

HAYATA SIMSIKI SARILALIM MI?

Zor olan yaşam koşullarında hayata gülümseyebilmenin metotları…

Bakış açımızı, kendimizi ve hayatı sevmemizi, farkındalığımızı yakalamak adına yapacaklarımızı anlatan bir dolu cümle…

Hemen her gün karşımızda.

Bir kısmı kısa, net, anlaşılır.

Bir kısmı uzun, ağdalı ve karmakarışık.

Okuyoruz, hatta anlamak için defalarca okuyoruz bazen; ama bilmek ayrı elbette, bunu hayat geçirmek an be an uygulamak ise apayrı.

Yazılanları  başarmak içinse hep denemek gerekiyor. Yeri geldiğinde kendimizi zorlayarak, yılmadan, bir an bile pes etmeyi düşünmeden. Çünkü bir süre sonra alışkanlık haline geldiğini görüyoruz. İnsan yapısı her türlü koşula ve şarta uyum sağlamaya meyilli; biz bile farkında olmadan nelere alışıyoruz aslında bir düşünsenize.

ARINMAK… en önemlisi; arınıp tüm negatif ve olumsuz duygulardan kurtulmak. Ama bilinçaltımızın bize oynadığı oyunlara yenilmeden, onu alt etmenin metotlarını kullanarak. Bunun için de hep iyi ve olumlu duygulara sahip olmayı denemek; kolay mı elbette değil. Hele hele hayat bu denli zorlarken bizleri. Her yeni gün her şeye yeni baştan başladığımıza göre; yapılacak ilk iş sabahları kendimize gülümsemek ve o günün gerçekten çok güzel geçeceğine kendimizi bir çocuk saflığında inandırmak. Hatta olmuş ve biz çok güzel anlar geçirmişiz gibi mutlu olmak önceden, yaşamadan; hani ‘’mış’’ gibi yapmak. Bence ilk adımımız bu olmalı.

AFFETMEK, herkesi ve yaşananları… evet zor ama imkansız değil. Affetmediğimiz zaman kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz aslında ve zararı sadece kendimize oluyor. Hatta çoğu zaman o affetmediğimiz kişi ya da kişiler bundan habersiz kalıyor. O halde bu eziyeti kendimize neden yapıyoruz? Neden beynimizin içinde sürekli aynı olayları çevirip duruyor ve kendimize acı çektiriyoruz ki? Bence değmiyor, affedip hafiflemek varken.


Kendimizi bir varoluşun mucizesi kabul etmek ve her şeyden önce kendimizi SEVMEK. Kendi bedenimizi, görüntümüzü, eksikliklerimizi ve fazlalıklarımızı her şeyimizi kabul edip sevmek. Ne kadar önemli. İkili ilişkilerde özellikle. Pek çok evlilik bu yüzden bitmiyor mu? Hep kapalı konular bunlar, hep utanılan ve dile getirilemeyen mahrem sayılan noktalar. Sırasında eşler bile kendi aralarında açık açık konuşamıyor pek çok şeyi. Neyi nasıl istediğini anlatamıyor o en sevdiği kişiye, o en yakınına. 
Sonuç mutsuzluk, hüzün, doyumsuzluk, çareyi dışarıda arama belki de, yanlış yollara sapma… bakar mısınız insanın kendi bedenini sevip kabullenmesinden ya da kabullenmemesinden nerelere geliyoruz bir anda. Ama maalesef hepsi yaşanan gerçekler.

İnsanın kendine olan güveninin oluşmasını sağlayan ilk adım oysa ki bedenimizi, kendimizi sevmek. Duruşumuzla, sözcüklerimizle bu güveni yansıtmak, bir anlamda içimizdeki sevgi dolu ışığı açığa çıkarmak.

Bunun için her yeni gün bedene puja yapmak (bu kelimeyi ilk defa bir NLP yazısında rastladım, anlamı açısından sevilmeyecek gibi değil bence) Bedenimizi sevmek; saygı duymak; beslenirken geçiştirmeden adeta bir tören edasıyla her lokmanın tadına varmak (sanki arkamızdan koşturan birileri varmışcasına, hızla yediğimiz, tadını alamadan yuttuğumuz lokmaları düşünsenize); hayatın keyiflerinin farkına varmak (kısacık molalarda kendimizi ödüllendirmek, bir kahve molasını örneğin ya da güzel bir müzik dinlemeyi kendimize çok görmemek, çocukların o masum gözlerine birkaç dakika dalıp gitmek belki de)

Bu güzel ilk adımla etrafımızdaki her şeye sevgi ve saygıyla yaklaşmak… sonuçta İÇİMİZDEKİ SEVGİYLE HAYATA GÜLÜMSEMEK . Getirisi ise gerek ikili ilişkilerde olsun, gerekse çevremizde   ışığı hep parlayan ve mutlu olduğu için hep aranan kişi olabilmek (ne kadar önemli ve ne kadar güzel; hep yapabilmek lazım; ne kadarını yapıyoruz, ne kadarını es geçip hemen unutuyoruz aslında; öyle değil mi?)

Bu arada okuduğum pek çok NLP yazısı içinden benim en sevdiğim paragraflardan birisini sizlerle paylaşmak yerinde olur diye düşünüyorum:

‘’Paylaşılan sevgilerin sunabileceği olanakları bir hayal edin. Dokunmanıza bile gerek kalmaz. Birbirinizin gözlerinin içine bakmak zihin ve ruhun gereksinimlerini karşılamaya yeter. Sevginizle beslendiği için beden doyuma zaten erişmiştir. Kendi sevginizle dolu olduğunuz için, artık yalnız değilsinizdir. Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin, sevgiyle dolarsınız.’’

SEVGİ… benim olmazsa olmazım. Bu nedenle hep yazılarımı ‘sevgiyle kalın’ diye sonlandırıyorum. Sevgi gerçekten de içten geliyor ve yine ben sevginin söylenmesinden, PAYLAŞILMASINDAN yanayım. Çünkü paylaşıldıkça ÇOĞALDIĞINI biliyorum, öyle hissediyorum. Sevgiyle her kapının açıldığını, en sert kalplerin bile yumuşacık olduğunu hepimiz biliyoruz aslında ama, sevgimizi söylemekten hep kaçınıyoruz nedense. Sanki sevdiğimizi söylersek eskirmiş gibi, bence ne kadar yanlış. Tam tersine söyledikçe güçlenir, kalıcı olur, silinmesi zorlaşır. Ben sevgimi söylemeden duramıyorum ve öyle keyif alıyorum ki … Hani içimde sanki taşan bir şeyler var, söyledikçe de içime yeniden doluyor gibi…

Yine çok önemli bir duygu hali ŞÜKRETMEK! Her şeye karşı içimizdeki o şükretme duygusunu çoğaltmak. Elimizdeki minicik duygulara yenilerini eklemek ve çoğaldığını gördükçe aslında ne kadar zengin olduğumuzu fark etmek. Hayatın o naif anlarındaki minik detayları yakalayıp mutlulukla şükrettiğimizde sahip olduklarımızın çokluğu karşısında şaşırmamak elde mi? Ve bu sahiplenme duygumuz bizi daha da çoğaltacak, öyle değil mi? Yine bir yazıda okumuştum, şükretmek insan beyninin sağ yarısını harekete geçiriyor ve bize gücümüzü hatırlatıyor. Beynimiz müthiş çözümler üretirken, enerjimizin de artmasına neden oluyor ki… bizim istediğimiz de bu değil mi zaten bilinçaltımızı yenmek adına. Aslında bir de sahip olamadığımız şeylere şükredebilsek o zaman daha yüce mertebelere erişenlerin (sufiler gibi) ruh haline yaklaşmak söz konusu ama; elbette bu en zor olanı. İnsanın tevekkülde olması galiba, mütevazilikle boyun eğip o en zor haline bile şükretmeyi akıl etmek…

Pişmanlıklar, keşke’lerle geçecek zamanımız yok bizim. Yerine iyi ki diyeceğimiz ve şükür hanemize bir artı daha katacağımız nedenlerimiz olmalı. Her yeni güne yepyeni bir hediye gibi bakmak, sahiplenmek ve o umutla başlamak… sevgiyle tebessümle karşılamak ve o sevgiyi etrafımıza da bulaştırmak…

Ego ile mücadelede duygu ve düşünceleri serbest bırakmak; hani deyim yerindeyse akışına bırakmak, zorlamamak. Bir süre sonra düşüncelerimizi kontrol edebildiğimiz noktayı yakalayınca (ki kabul ediyorum bu da kolay değil); duyguları da kontrol edebiliyoruz. İç güdüyü aşmak ve zihni susturmak, konsantre olmak… en zoru da bu galiba. Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız davranışlarımızı, davranışlarımız da hayatımıza yön veriyor bunu biliyoruz hepimiz. O halde ilk çıkış noktası: düşüncelerin olumlu olması. Bunun içinde kendimizle hep barışık olmamız gerekiyor. 
Pekiyi ama insan hep neşeli olabilir mi? Elbette olamıyoruz ve bir an mutluyken, sakinken; bir an geliyor her şeye kızıyor içimiz, mutsuzluk, karamsarlık kaplayabiliyor hatta.  İşte o anları HEMEN fark edebilmek gerekli, fark edip hemen en keyif aldığımız konuyu düşünmeye geçmek. Hani öyle uzunca dalıp gitmemek belki de, hüznün içimizi sarmasına izin vermemek. Ne kadar kısa yoldan geçirirsek o denli iyi.

Egoya hizmet eden 4 davranış modelinden söz ediliyor.

Onaylanma (kabul edilme) isteği,          …....         hepimiz de var maalesef,

Yönlendirme (kontrol etme) isteği,       ……         çoğu kişi yapıyor evet,

Güvence isteği,                                       ……         mutsuz evlilikler bile bu yüzden devam etmiyor mu? Dayak şiddet gibi en kötü davranışlar bile bu yüzden sessizce kabulleniliyor.

Önemsenme duygusunun tatmin isteği,…           bu da hepimiz de var.

Bence egomuzu kendimiz yönlendireceğiz, yoksa onun doyumsuz olduğu bir gerçek, üstelik aldıkça daha da büyüyor öyle değil mi?

Özetlersek;

ARINMAK,

AFFETMEK,

OLUMLU DÜŞÜNMEK,

ÖNCE KENDİMİZİ SEVMEK,

HER YENİ GÜNE TEBESSÜMLE ve UMUTLA BAŞLAMAK,

ŞÜKRETMEK ve 


ŞÜKRETTİKÇE ZENGİNLEŞMEK.

Umuyorum ki deneyimlerimizle ve çabalarımızla biz de burada sözü geçenlerin bir kısmını uygular hale geliriz, hatta geldik bile diyelim ve gelin beraberce olmuş gibi yapalım. Kazandıklarımıza bir artı daha katmak ve SEVGİYLE HAYATA SIMSIKI SARILMAK adına.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

01.07.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...