7 Temmuz 2026 Salı

ENGELLERİ AŞAN ‘CODA’ (2/2)

Farkındalığımızın ve anlayışımızın yeniden canlanması ve sürdürebilir hale gelmesi adına, zaman zaman engelli yazıları yazıyorum.

Her defasında da onlara yeterli ihtimamı ve hak ettikleri sevgiyi veremediğimiz için üzülüyorum.

İşte tüm bu sebeplerle CODA önemli bir film.

Bütün bireyleri işitme engelli olan bir ailede, duyma yetisini kullanabilen tek birey olan bir genç kızın öyküsüne yer verilmiş.

Anne, baba ve ağabeyin işitemediği dört kişilik ailede, duyan tek kişi olan lise son sınıf öğrencisi Ruby’nin hayat mücadelesi öyle anlamlı ki.

Ruby, o sessizliğin en ortasında müziğe tutunmuş.

Müziğe olan yatkınlığı ve ironiye bakın ki ailesinin duyamadığı güzel sesi ile yaşadığı zorlukların üstesinden gelmeye çalışan gencecik bir kız.

Çevresinin ailesi hakkındaki küçümseyici tavırları, arkadaşlarının alayları; içine kapanıp, güvensiz hale gelmesine neden olsa da pes etmiyor.

Sonunda ailesindeki sessizliğin hiç susmayan müziği oluyor.

Duygudan duyguya sürükleyen bu film sayesinde empati yapabiliyor olmak oldukça keyifli.

Özellikle son sahnedeki müziğin sözleri farkındalığımızı artırmamız adına pek kıymetli.

 

‘İKİ TARAFTAN’ isimli şarkının son iki kıtası şöyle;

‘’Hayata iki taraftan da baktım kazanmak ve kaybetmek,

  Ve bir şekilde hala bu hayatın illüzyonlarını anımsıyorum,

  Hayatı gerçekten bilmiyorum.

 

  Şimdi hayata iki taraftan da baktım yukarıdan ve aşağıdan,

  Ve bir şekilde hala bu hayatın illüzyonlarını anımsıyorum,

  Hayatı gerçekten bilmiyorum.’’

 

Hangimiz hayatı gerçekten biliyoruz ki?

Bu özel filme denk gelirseniz izleminizi isterim.

Hayatın farklı renklerinin kalbinizde her daim yer bulması dileğimle.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

08.03.2026

Kaynaklar: https://tr.wikipedia.org; https://www.soylentidergi.com.

 

ENGELLERİ AŞAN ‘CODA’ (1/2)

Geçtiğimiz günlerde insanın içini sıcacık yapan, ara ara yüreğini sızlatan ama umudun çiçek açtığı bir film izledim.

İzlerken insanı düşündüren, hala yeterince empati yapmadığımızı adeta yüzümüze haykıran bir engelli filmi.

İsmi CODA.

Bu İngilizce bir kısaltma aslında.

CODA (Child of Deaf Adults) yani kulakları işitmeyen ve konuşamayan bir ailenin, işiten ve konuşan tek çocuğu demek.

Fransız filmi ‘La Famille Bélier'in İngilizce yorumu olarak karşımıza çıkan film 2021 yılında çekilir.

Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Kanada ortak yapımı.

94. Akademi Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında üç ödül kazanır.

Bir dijital platform tarafından yayınlanan ve En İyi Film Oscar'ına ulaşan ilk film olur.

Üstelik daha çarpıcı kısmı ise başrollerinde ağırlıklı olarak işitme engelli oyuncuların oynadığı İLK film olması.

79. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Drama Filmi, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında ödüle aday gösterilir.

Ayrıca başrol oynayan ve üstün performansları ile aday olan sanatçılar, sinema tarihinde adaylığa layık bulunan ilk engelli sanatçı oldukları için de tarihe geçerler.

Tüm bu doneler bile filmin izlenebilirliğini artıyor elbette.

Bir dönem engellileri yakından tanıma şansı kazanan birisi olarak, biliyorum ki her engel yaşayandan sorulur.

Bizlerin onları anlaması mümkün değil. Empati yapabilsek dahi çektikleri zorlukların kıyısına zor yaklaşırız.

Belki de yapabileceğimiz en güzel şey, onların da bizler gibi olduklarını kabul etmek.

Engelleri ile aramızda rahatça nefes almalarına olanak sağlamak.

Sadece o kadar.

Engelliler arasından işitemeyen insanlar ise, hepimizin özlem duyduğu sessizliğin tam orta yerindeler.

Bizler rutin işlerimizi yaparken, okulda eğitim alırken, iş yerlerinde çalışırken ve çoğu zaman kaos dolu olayların arasında huzuru sessizlikte ararken; onları nasıl da unutuyoruz.

Düşünsenize sıkıldığımızda bir müzik açıp, notaların ve sözlerin arasında kaybolurken; onlar hiç duyamıyor. Müzikten geçtim, ne kendi seslerini, ne çevrelerindeki sesleri, ne de canlarından çok sevdikleri yavrularının seslerini tanımıyorlar. Eski yıllarda görsel yayınlar bu kadar ileri değilken işleri belki daha da zordu.

Peki bizler anlayabildik mi?

Maalesef hayır.

Üstelik çoğunluğu oluşturduğumuz için onları yaralayıcı tavır ve davranışlarla üzdük.

Uzmanlar dilin bilişsel gelişime büyük katkı sağladığını, bu nedenle de işitme sorununun zamanında çözümlenmesi gerektiğini düşüyor.

Sorun çözülemezse ve kişi sessizliğe mahkum kalırsa; zihinsel gelişimi, okuma yazma becerileri ve hatta öz güven gelişiminde de sorunlar ortaya çıkıyor.

Konuşulanları anlayamıyorlar.

Çevre sesleri duyamıyorlar.

Dolayısıyla iletişimde aksaklıklar yaşıyorlar.

Kendilerini ve gereksinimlerini ifade ederken zorlanıyorlar.

Bu sorunlar giderek çevreye uyum sorunları, davranış bozuklukları, toplumdan uzaklaşma ve hatta depresyona bile yol açıyor.

Hem kendilerinin hem de çevresindekilerin yaşamı bu nedenden dolayı olumsuz olarak etkileniyor.

Gün be gün yaşam kaliteleri düşüyor. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

08.03.2026

30 Haziran 2026 Salı

ALINACAK NEFES (3/3)

Doktorlar öncelikle soğuyan bedeni ısıtırlar.

İlaç verirler.

Uzuvlarına masaj yaparlar.

Onu tekrar hayatta tutabilmek için akıllarına gelen, o zamana kadar bildikleri her şeyi denerler.

Sonra ne mi olur?

Anne Greene hayata geri döner.

Tedaviden kısa süre sonra konuşmaya ve dört gün sonra da katı yiyecek yemeye başlar.

Bir ay içinde, idamını çevreleyen zaman hakkındaki geçici hafıza kaybı dışında tamamen iyileşir.

Mucize tadındaki haber sadece Oxford’da değil neredeyse tüm İngiltere’de yayılır.

Önce asılan, sonra ölü ilan edildiği halde otopside uyanan kadının hayatı şaşkınlıkla takip edilir.

Bu durumun bir tesadüf olmadığına, ilahi bir gücün müdahalesi olduğuna inanırlar.

Onlara göre Anne Greene bağışlanmıştır.

Artık masum olduğuna ve haksız yere suçlandığına inanan halk, onun seçilmiş bir kadın olduğunu da söylemeye başlar.

Bir anda değişen fikirler ve halkın tepkisi nedeniyle yetkililer geri adım atmak zorunda kalır.

Anne Greene kanun önünde affedilir.

Ölüm cezası iptal edilir.

Peki sonra Anne Greene’e neler olur dersiniz?

Yaşadığı acı dolu günlere ve zorluklara inat hayata dört elle tutunur.

Evlenir.

Yeniden çocuk sahibi olur.

Mutlu ve başarılı bir hayata imza atar.

Bu vakaya tanıklık eden doktorlar yaşananları titiz bir çalışma ile belgelere döker. Tıbbı ve yasal kayıtlar oluşturur.

Yaşadığı mucizeyi her kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin, imkansızın bile bazen umuda tutunduğunun açık bir göstergesi olarak bu olay tarihe geçer.

Onun hikayesi aslında eski dönemlerin yoksul kadınlarının yaşadıklarına güzel bir örnek olur. Sayesinde ezilen hatta yok sayılan kadınlar hakkındaki düşünceler ve hatta kurallar yavaş yavaş değişir.

Kaderinde belirlenen nefes sayısına hakkını verenlere selam olsun.

Onlar iyi ki varlar.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

03.03.2026

Kaynaklar: https://en-wikipedia-org.translate.goog; http://www.oxfordpast.com.

ALINACAK NEFES (2/3)

14 Aralık 1650 yılında soğuk bir kış sabahı tutulduğu yerden alınır.

Oxford Kalesi'nde toplanan kalabalık önünde kurulan darağacına çıkarılır.

İlmik boynuna geçirilir.

Ayaklarının altındaki platform açılır.

Anne ipte asılı halde yavaş yavaş boğulmaya başlar.

Yine zamanın kurallarına göre idamların yavaş ve acı dolu olması adına boynun kırılmamasına önem verilir. Bu nedenle de nefessiz kalarak ölümü beklemek dakikalar sürer.

Kalabalık içindeki birkaç arkadaşı çaresizce bu olayı izlemeye dayanamaz. Ölüm sürecini hızlandırmak adına sallanan bedenini ayaklarından çekmeye çalışır. Hatta görevli bir asker, tüfeğinin dipçiğiyle dört beş kez kuvvetlice vurur.

Yine de dile kolay tam otuz dakika boyunca Anne Greene o ipte asılı kalır.

En sonunda bedeni hareket etmeyi bırakır.

Cellatlar öldüğüne kanaat getirerek onu indirir.

Peki Anne’nin çilesi bitmiş midir?

Maalesef hayır.

Kanunlara göre; idam edilen suçlular için ölümden sonrasına ek bir ceza olması adına kabul gören bir uygulama olarak; otopsi için Oxford doktorlarına verilir.

Otopsiyi yapacak doktorlar William Petty ve Thomas Willis’dir.

Anne’nin bedeni masaya yatırılır.

Muayene etmeye başlayan doktorlar tam kesici aleti ellerine alacakken bedenin hareket ettiğini görürler.

Birdenbire nefes almaya çalışan Anne’nin göğsü yükselir, titrek gözleri açılmaya başlar.

İki doktor da yaşadıklarına inanamaz.

Kısa bir şaşkınlık sonrası, otopsiyi bırakıp onu kurtarmak için var güçleriyle çalışırlar.

Anne Greene kurtulur mu dersiniz? (devamı 3/3’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

03.03.2026

ALINACAK NEFES (1/3)

Felsefede bazı kadim inanışlara göre; yaşamımız boyunca alacağımız nefes sayısı önceden kaderimizde belirlenmiş.

Dolayısıyla her insanın doğmadan belirlenmiş bir ömür sayısı var. Ne yaparsa yapsın bunu değiştirmesi mümkün olmuyor.

Şimdi buna çok özel bir örnek var, gerçek hayattan karşımıza çıkan.

Kaderin kendisine oynadığı oyuna şaşırmamak elde değil.

Çünkü idam cezası nedeniyle tam 30 dakika boyunca ipte asılı kalır.

Ölü ilan edilir.

Ancak otopsi masasında birdenbire uyanır.

Şimdi bu mucize tadındaki olayı ve kahramanını yakından tanımak için 17. yüzyıl İngiltere’sine gidiyoruz.

Anne Greene, 1628 yılında Oxfordshire’da fakir bir ailenin çocuğu olarak doğar.

Gençlik yıllarında, güçlü ve zengin erkeklerin yaşadığı ve güçsüz kadınların hizmet ettiği yerlerde çalışmaya başlar.

Fakir olduğu için bu malikanelerde hizmetçilik yapmak zorunda kalan kadınlardan sadece biridir.

Genç ve çekicidir.

O yıllarda çoğu kadının yaşadığı trajediden kendisini korumak için her yolu dener.

Ancak 1650 yılında henüz 22 yaşındayken; Sulh yargıcı Sir Thomas Reade'nin evindeki görevi sırasında; soylu ev sahibinin 17 yaşındaki torunu tarafından defalarca zorbalığa uğrar.

Sesini çıkaramaz.

Derdini kimseye anlatamaz.

Yaşadıkları ile baş etmeye çalıştığı sırada hamile olduğunu fark eder.

Dünyası daha da kararır.

Çünkü o yıllarda İngiltere’de bekar bir kadının hamile kalması kabul edilemez bir suç olarak algılanır.

Bunu bildiği için kendisindeki değişiklikleri elinden geldiğince saklamaya çalışır.

Hamileliğinin on yedinci haftasında üzüntüden ve ağır işler nedeniyle tuvalette düşük yapar.

İçinde bulunduğu ilkel ve yetersiz şartlar ve hissettiği büyük korku eşliğinde kalıntıları gizlemeye çalışsa da olay duyulur. Kalıntılar ele geçirilir.

Böylece çocuk öldürme şüphesiyle karşı karşıya kalır.

Sulh hakimi o dönemim yasalarına uyarak yargı yolunu açar.

Acımasız ve tek taraflı kanunların, zor koşulların ve yok sayılan kadınların dönemidir o dönemler.

Gizli saklı olması esas alınarak Anne tutuklanır.

Yargılanır.

Hemen mahkum edilir.

Cezası darağacında idamdır. (devamı 2/3’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

03.03.2026

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...