11 Mart 2026 Çarşamba

ÇOK KISA, ÇOK ÇARPICI (2/2)

Bu hüzünlü öyküyü okuduğumuzda o kadar derin bir dram hissediyoruz ki daha fazla sözcüğe gerçekten de gerek kalmıyor.

Her şey o denli açık, net ve basit.

Tıpkı Ernest Hemingway’in söylediği gibi;

"Eğer eksilttiğiniz şeyin öyküyü güçlendireceğini ve insanların anladıklarından daha fazlasını hissetmelerini sağlayacağını biliyorsanız, her şeyi eksiltebilirsiniz."

Son derece anlamlı bu sözcükler öylesine ses getirir ki, yıllar içinde Amerika merkezli bir çevrim içi dergi olan Smith Magazine yeni bir akım başlatır.

Okuyucularından tıpkı Hemingway gibi altı sözcükten oluşan hayat öyküleri ister.

Binlerce okuyucu bu akıma severek katılır. Derginin sitesinde bir platform oluşturulur.

Çok okunan ve beğenilen öyküler bir kitap altında toplanır. Kısa sürede en çok satanlar listesine girer. Böylece dünya bu özel projeyi tanır.

Amerikan edebiyatına kendine has tarzıyla damga vuran yazar, kısa ve çoğu zaman olumlu cümleleri ile kendinden sonraki yazarları da hayli etkiler.

Şimdi gelelim edebiyat koridorlarında dolaşan diğer söylentiye.

Bazı edebiyat araştırmacıları; dünyanın en kısa öyküsünün Hemingway tarafından yazıldığına inanmıyor. Çünkü tarihi kayıtlarda bunu destekleyecek herhangi bir yazılı dokümana ulaşılamıyor.

İşte buradan hareketle, bir başka söylentiye kulak kabartıyorlar.

Şöyle ki, hepimizi etkileyen bu satırların 1906 yılında yani Hemingway henüz yedi yaşındayken, bir gazetenin seri ilanında yer aldığını ileri sürüyorlar.

Yerel gazetede;

"Satılık bebek patikleri hiç giyilmedi. Bu ofise başvurabilirsiniz." ilanı yer alıyor. Hatta bu ibare daha sonrasında farklı varyasyonlarla başka gazete ve dergilerde kullanılıyor.

Aslında bu araştırma ve iddialar; hatalı atıf yapılan ünlü sözler ile ilgili doğru kaynakları bulmaya yönelik araştırma yapan; Quote Investigator sitesi çalışanlarına ait.

Peki nasıl oluyor da bu öykü, ünlü yazarla bir araya geliyor ve anılıyor?

İlk olarak edebiyat araştırmacısı Peter Miller tarafından Hemingway'in vefatından sonra ortaya atılıyor.

Bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke da Hemingway'e atfedilen bu öyküyü kabullenenler arasında yer alıyor.

Gelin görün ki öykü Hemingway'in herhangi bir kitabında yer almıyor.

Bu anlamda karar elbette sizlerin. Ben kalben ilk rivayete inanmak isteyenlerdenim.

Son söz olarak; hepimizin keyifle okuduğu ve artık birer klasik haline gelen eserleri ile hepimizin kalbinde yer edinen,  hem Nobel Edebiyat Ödülüne hem de Pulitzer Ödülüne layık görülen; ünlü yazar Ernest Hemingway iyi ki dünyamızı kalemi ile aydınlatmış.

İyi ki dilden dile dolaşan kısa öyküleri ile kalplerimize dokunmuş.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

30.12.2025

Kaynaklar: https://www.sixwordmemoirs.com; https://tr.wikipedia.org; http://www.smithmag.net; https://onedio.com; https://www.fikriyat.com.

 

 

ÇOK KISA, ÇOK ÇARPICI (1/2)

Yazarken ve duyguları ifade ederken uzun cümleler kurası geliyor insanın. Sanki uzun cümleler kurarsak düşüncelerimizi daha iyi ifade edebilirmişiz gibi.

Ancak bilinen bir gerçek var ki uzun yazılar pek okunmuyor.

Sade, net ve kısa anlatımlar çok daha revaçta.

Peki kısa cümlelerden oluşan bir hikaye yazılabilir mi?

Evet.

Aslında bunun bir tekniği de var.

Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway tarafından ortaya atılan bu yazma tekniğine ‘Buzdağı teorisi veya eksiklik teorisi’ deniyor.

Tam bir kısa öykü yazarı olarak bilinen yazar; bir öykünün en derin anlamının yüzeyde belirgin olmamasına ve dolaylı olarak ortaya çıkması gerektiğine inanır.

Böylece yazılarında altta yatan temaları açıkça tartışmadan yüzeysel unsurlara odaklanır.

Hal böyle olunca uzun ve ağdalı yazmayı seven edebiyatçılarla arasındaki çekişme hiç bitmez.

Rivayet ve söylentiler de.

İsterseniz önce söylentilerden en yaygın ve bilinenini ele alalım. Sonra da ortaya atılan karşı görüşlere yer verelim.

Günlerden bir gün Ernest Hemingway edebiyatçı arkadaşları ile öğle yemeği yemek üzere bir restoranda buluşur.

Yemek süresince devam eden sohbet sırasında, Hemingway'den haz etmeyen bir yazar arkadaşı onun yeteneğini sorgulamak ister.

Hemingway, yeteneğinin hayal dahi edilemeyeceğini savununca da; iki yazar arasında restoranda başlayan çekişme ve inat dolu konuşma adeta bir bahis yarışına dönüşür.

Orada bulunan herkesi etkileyecek kısa öykünün yazılmasını tebessümle karşılayan Hemingway, sadece altı sözcüğün kendisine yeteceğini söylerken, arkadaşlarından küçük bir ricada bulunur.

Orada bulunan edebiyatçılar ortaya 10 dolar koyacağını; kendisi haklı çıktığı takdirde toplanan paranın tümünü alacağını; eğer beğenilecek kısa öyküyü yazamazsa aynı miktarı arkadaşlarına ödeyeceğini belirtir.

Oradaki herkes bu isteği ve bahisi kabul eder. Tek tek istenen miktarı masaya bırakır.

Sıra Hemingway ve onun kısa öyküsündedir.

Onları bekletmek istemeyen usta yazar, eline aldığı bir peçeteye altı sözcükten oluşan öyküsünü yazar.

Arkadaşlarına uzatır.

Toplantıdaki her edebiyatçının etkilendiği ve ünlü yazarın becerisini alkışladığı kısa öykü şöyledir.

"For sale: baby shoes, never worn – Satılık: bebek patikleri, hiç giyilmedi''.

Arkadaşları sessizce yazara hakkını verirken; o tarihten itibaren bu satırlar dünyanın ‘en kısa ve en çarpıcı öyküsü’ olarak anılmaya başlanır. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

30.12.2025

3 Mart 2026 Salı

ŞAH MAT TABLOSU (2/2)

Günlerden bir gün satranç dâhisi olarak kabul edilen Amerikalı satranç ustası Paul Charles Morphy; Louvre Müzesi'nde sergilenen ünlü tabloyu incelemek üzere; bir arkadaşı tarafından müzeye davet edilir.

Dünya satranç şampiyonu ilgisini çeken tabloyu uzun uzun inceler.

Tablodaki satranç tahtasına dikkatle baktığında şaşırtıcı bir şey fark eder.

Bunun üzerine hemen müze yöneticisini çağırır.

Bir satranç tahtası ve taşlarını ister.

Taşları tablodakiyle aynı konuma yerleştirir.

Sonra ne mi olur?

Kimsenin fark etmediği; tabloyu yapan sanatçının da bilmediği; son bir hamle kaldığını görür.

O zamana değin tablo hakkında yapılan tüm yorumlar; kötülüğün iyiliği yendiği yani şah mat yaptığı şeklindedir.

Oysaki satranç ustası, tablodaki "Şah Mat" unvanının resmedilen sahneye uymadığına karar verir.

Çünkü satranç tahtasında kalan taşların dizilimine göre, kaybettiği için üzgün tasvir edilen iyiliğin henüz farkında olmadığı son bir hamlesi daha vardır.

İşte o hamle iyiliğin oyunun galibi olmasını sağlayacaktır.

Tüm bu açıklamalarla tablodaki sahneye dikkatlice yeniden baktığımızda; son hamleye ulaşan ancak yenildiğini düşünüp umutsuzluğa kapılan bir genç adamla, kazandığını sanan ve kibirle bakan ş e y t a n ın ifadelerini görürüz.

Oysaki gerçek bambaşkadır.

O vazgeçilen son hamle buram buram umut kokar. Ve yapıldığında iyilik kötülüğe, ışık karanlığa galip gelir.

Peki karanlık ne yapar dersiniz?

Her yer öyle ışıkla dolar ki kendi gölgesinden bile korkmaya başlar.

Sözün özü hayatta her zaman bir çıkış yolu bulunur.

Son hamleler hiç bitmez.

Umut da.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

18.12.2025

Kaynaklar: https://haventoday.org; https://en.wikipedia.org.

 

 

 

ŞAH MAT TABLOSU (1/2)


Ünlü tabloları incelemeyi, sanatçısını, yaparken ki duygularını ve çizimin ardındaki derin noktaları öğrenmeyi seviyorum.

İşte buradan hareketle yepyeni bir tablo var karşımızda.

Satranç Oyuncuları (Die Schachspieler).

Bir zamanlar Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenen tablo; Alman ressam Friedrich Moritz August Retzsch imzalı.

Dresden doğumlu ressam, özellikle Alman edebiyatçı ve ressam Johann Wolfgang von Goethe'nin Faust'u için yaptığı 26 levha illüstrasyonlar ile beğeni toplar.  Bu sayede diğer ünlü yazarların eserlerini de resimleme şansı kazanır.

Ayrıca klasik konular üzerine yaptığı yağlı boya tabloları ve portreleri ile de dönemin ses getiren ressamları arasına girer.

Profesör Friedrich Moritz Retzsch,Satranç Oyuncuları’ tablosunu 1831 yılında yapar.

Tablo 1999 yılında Christie's müzayedesinde satıldıktan sonra özel bir koleksiyona geçer.

Konusu oldukça çarpıcı olmakla beraber insanı düşündürür.

Hakkındaki efsane de.

Bu tabloda ressamın ünlü yazar Goethe'nin; eski bir Alman masalından uyarlayarak tam 60 yılda yazdığı Faust isimli eseri için yaptığı çizimlerin; etkisinde kaldığı söylenir.

Şöyle ki klasik Alman efsanesine göre bu eserde; büyülü güçler elde etmek ve bilinmeyenleri öğrenmek için ruhunu Mephistopheles ismindeki ş e y t a n a satan gezgin bir hokkabazın öyküsü anlatılır.

Ressam Friedrich Moritz Retzsch de ünlü eserinde; detayına baktığınızda sizi düşündürecek; iki satranç oyuncusunu karşı karşıya getirir.

Oyunculardan biri masumluğun, sakinliğin ve ışığın temsilcisi genç bir adam.

Diğeri ise kendine aşırı güvenen, kibirli duruşu ile etrafa meydan okuyan, karanlık bir adam namı diğer ş e y t a n.

Satranç oyunu adeta iyilikle kötülüğün, karanlıkla ışığın karşılaşmasına dönüşür.

Karanlık tehditvari bir hamle yaparak, ışığı köşeye sıkıştırmaya çalışır. Korkusuzca tavrını belli eder.

Zarafet dolu tavrıyla karşısında duran genç adam ise sessizce ve sabırla onu izler.

Yeri geldiğinde yapılan hamleye korkusuzca yanıt verir. Oyunun içinde var olduğunu, meydanı ona bırakmadığını kararlılıkla ve güzellikle hissettirmeye çalışır. Çünkü oyunda bahis konusu kendi ruhudur.

Ta ki son hamleye kadar.

Son hamleye gelindiğinde çaresizce ve umutsuzca bakışlarını kaçırır.

Aslında bu tasviri biraz da öykü kıvamında yazarken efsane tadında bir gerçekten yola çıkılır. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

18.12.2025

24 Şubat 2026 Salı

TIRTIL ADAM

Bazı hayatlar var ki insanı bir yandan düşündürürken bir yandan da kendiyle yüzleştiriyor.

Özellikle kendi dünyamızdaki sıradan olaylara verdiğimiz duygusal tepkiler konusunda.

Çünkü şimdi hayat öyküsüne tanıklık edeceğimiz kişi deyim yerindeyse adeta gücün sembolü.

İsmi Prens Randian.

Nam-ı diğer Tırtıl Adam.

Tetra-amelia sendromlu.

Bedeni sadece gövdeden ibaret.

Son derece nadir görülen bu kalıtsal bozukluk, dört uzvun tamamının yokluğuyla karakterize ediliyor.

Bu nedenle yaşamı boyunca çevresi tarafından ‘Yaşayan Gövde’ olarak da anılmış.

Öykümüzün şaşırtıcı olan kısmı ise; bu olumsuz ve sıra dışı durumuna rağmen Prens Randian’ın hayatını dolu dolu yaşamış olması.

İşte alınacak ders tam da bu noktada olmalı.  

Cesur.

Yetenekli.

Hayata meydan okuyan güzel bir ruh.

O halde gelin bu özel kişiyi hakkındaki bilgiler kısıtlı olsa da yakından tanımaya çalışalım.

Prens Randian, 12 Ekim 1871 yılında; Batı Hint Adaları anakarasının bir parçası olan Britanya Guyanası’nda; kolları ve bacakları olmadan (tetra-amelia sendromlu) doğar.

Özel durumu nedeniyle yaşamı elbette zorluklarla doludur. Yine de kendi dili olan Hintçe dışında İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşmayı öğrenir.

Zeki ve azimlidir.

Efsanevi sirk öncüsü PT Barnum tarafından keşfedilir. 1889 yılında henüz 18 yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne getirilir.

Tam 45 yıl boyunca çeşitli sirk ve karnavallarda popüler gösteriler yapar.

Hayatı ve yaşamayı seven Prens Randian, Prenses Sarah olarak anılan Hindu bir kadınla evlenir. Bu mutlu evlilikten tam 5 sağlıklı çocuğu olur.

Geçen yıllar içinde başardıkları ile uzuvsuz ama ünlü bir sirk gösteri sanatçısı olarak her yerde kabul edilir.

Aralıksız devam eden gösterilerine ek olarak 1932 yılında Freaks isimli bir filmde yer alır.

Prens Randian, gösterilerinde vücuduna sıkıca oturan tek parça yün bir giysi giyer. Sahnede kalçalarını ve omuzlarını sallayarak hareket eder. Böylece görünümüne bir tırtıl, yılan veya patates görünümü verir.

Birçok işini kendi kendine yapar. Elbiselerini kendisi çıkarıp kendisi giyer.

Herkes tarafından bilinen yeteneği dudaklarını kullanarak sigara sarıp yakmak olur.

Ayrıca dudaklarıyla fırça veya kalem tutarak resim yapar, yazı yazar. Hatta bir tahta bloğa jilet yerleştirerek kendini tıraş etmeyi bile başarır.

Üstelik gösterisinde kullandığı tüm malzemeleri ve aksesuarları; yine kendisinin yaptığı, boyadığı ve kilit taktığı söylenen tahta bir kutuda saklar.

Gösterileri sırasında izleyicilerle birçok dilde iletişim kurar. Konuşması ile etrafına neşe saçarken; kendisi ile barışık olduğunu her defasında belli eder.

Kısacası yaşamına mizahi anlayışı katan, kararlı ve zeki tutumuyla hayatına yön veren kişiliği; herkes tarafından çok sevilir.

Zoru hatta imkansızı başarıya dönüştüren, üstelik hayatının her anından keyif alan Prens Randian, 19 Aralık 1934 yılında 63 yaşında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeder.

Üstelik New York'taki son performansından kısa bir süre sonra.

İşte zorluklara direnen, kaderine boyun eğmeyen, yaşama sevincini ruhundan alan kocaman bir yürek.

Sadece hayatlar içindeki bir örnek olsa da bence yaşama tutkusu alkışı hak ediyor.

Ya sizce?

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

17.12.2025

Kaynaklar: https://en.wikipedia.org; https://allthatsinteresting.com.

 

 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...