6 Temmuz 2015 Pazartesi

GÖZ DEYİP GEÇMEMEK GEREK (2/3)

Şimdi sırada en çok göz yapısına sahip olan hayvan var. Onun göz sayısını okuduğunuzda; ‘’Kara sineklerin ki de bir şey değilmiş.’’ diyeceksiniz. Halk arasındaki ismiyle yusufçuk; yani kız böceğinden söz ediyorum. Her bir  gözünde tam 30.000 küçük gözcük bulunuyor. Neredeyse kafalarının tamamını gözleri kaplıyor.


Küçük kanatlı bir böcek bu bahsettiğim. Düşünsenize o minicik yapının içinde gözcükler ve onları oluşturan binlerce sinir sistemi, retina, mercek var. Her şey detay detay işlenmiş, yerine konmuş adeta.

Kurbağaların görüşleri çok net değil. O üzerinde bir ömür geçirdikleri yemyeşil çimenleri, güzelim nilüfer çiçeklerini sadece gri renkte görüyorlar ne yazık ki.

Toprak altında yaşayan köstebeklerin gözleri ise sadece ve sadece bir toplu iğne başı büyüklüğünde. Bu sayede toprak altında gözlerine bir şey kaçmadan yaşayıp gidiyorlar.

Bizlerden daha hızlı bir görüş açısına sahip kuşlarda sıra. Gözleri son derece keskin. Nesneleri uzaktan rahatlıkla seçme yeteneğine sahipler. Böylece rahatça avlanıyorlar.

Ama gözleri bizim gibi hareketli değil. Göz yuvası içinde tamamen sabit.

Peki nasıl oluyor da bizim parça parça gördüklerimizi; onlar tek bir bakışta bütün olarak algılıyor dersiniz?

Çünkü baş ve boyunları çok hareketli. Üstelik hızlı. Örneğin gecelerin uyanık kuşları baykuşlar. Başlarını 360 derece çevirebiliyorlar. Geceleri net gören gözlere sahipler. Böylece rahatlıkla avlanabiliyorlar. Ama görüntüler bizdekiler gibi renkli değil. Sadece siyah beyaz. Zaten gecenin koyu karanlığında renklere ihtiyaçları da yok. Öyle değil mi? Biz insanların göz ağırlığı kafatasımızın %1 ‘i kadarken, baykuşların 1/3 kadar.

Bizler bir dakika içinde, yaklaşık olarak 20-22 kere gözümüzü kırpıyoruz. Ve bu kısacık süre içinde görüşümüzü kapatmış oluyoruz. Böylelikle gözümüz nemleniyor ve temizleniyor. Benim gibi lens takanların bunu çok daha iyi fark ettiğine eminim.

Peki kuşlar ne yapıyor dersiniz uçarken? Onlar da gözünü kırpıyor. Ancak görüntüleri hiç kesilmiyor.

Neden mi? Çünkü üçüncü bir göz kapağına sahipler. Bu sayede gözlerini bizim gibi tamamen kapatmaları gerekmiyor. Bu şeffaf kapak aynı zamanda suya dalan kuşların gözlerini tuzlu sudan koruyor. Yani daha doğarken havacı ve dalgıç gözlükleri de gözlerine yerleştirilmiş adeta.

Bazı kuşlar bizim gibi renkli görüyor. Bu sayede tohumları, böcekleri kolayca ayırt edebiliyorlar.

Gökyüzünün hakimi kartalların gözleri de bir başka muhteşem örnek bizler için. Avlarını kilometrelerce uzaktan net olarak seçip, hızla yakalama şansına sahipler. Retinalarını kaplayan sayısız sinir hücresi var gözlerinde. Ve bu hücreler bir damla renkli sıvı ile boyanmış. Böylece en küçük renk farkını algılıyor; istedikleri görüntüyü büyütebiliyorlar.  Üstelik aynı anda 300 derecelik geniş bir açıyla çevreyi tarayabiliyorlar. 

Uzmanlar kartalların gözlerinde milimetrekareye düşen hassas alıcı sayısının neredeyse 3000 kadar olduğunu belirtiyor.  bu ne muhteşem bir sayı.

Biz insanlar böylesi yetenekli gözlere sahip olsaydık ne olurmuş biliyor musunuz? Her birimizin greyfurt kadar gözleri olurmuş.

Burada tanıklık ettiğimiz canlılar; doğanın sadece minicik bir parçası. Ve o minicik parça da bile her şey o kadar MÜKEMMEL ki. Tüm bunlara tanıklık ettiğimizde; doğaya, canlıların bu şahane yapısına hayran olmamak elde mi?

Gerekli her şeye, ama her şeye sahipken; gereksiz hemen her şeyden nasıl da arınmışız. Farkına vardığımız her muhteşem yapı; önünde saygıyla eğilmemize bir vesile. Şükretmenin ve şükrettikçe zenginleşmemizin en güzel göstergesi aynı zamanda.   (devamı 3/3' de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

20.05.2015


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...