4 Mart 2014 Salı

Z–POINT TEKNİĞİNİ SEVDİM ( 1 / 2 )

Hayatımızı yaşarken gerek kendimizi gerekse çevremizi anlamamıza yardımcı olan bilincimiz, bizim uyanık olma halimizi anlatıyor. Farkındalığımızı. Yaşama biçimimizi yansıtıyor bir anlamda. Peki ya yıllar boyu gördüğümüz, duyduğumuz, öğrendiğimiz, tecrübe ettiğimiz, düşündüğümüz, hissettiğimiz ve imgelediğimiz yığınla detay nereye gidiyor? Beynimizin depo kısmına yani bilinçaltımıza gerektiğinde kullanılmak üzere tek tek kaydediliyor. Hem de çocukluk yaşlarımızdan itibaren. Hatırlayamadığımız, unuttuğumuz pek çok detayla beraber.  

Dile kolay. Adeta bir bilgisayar programı gibi kayıttayız aslında yaşam boyunca. Edindiğimiz tecrübelerle beraber klasörümüz giderek kabarıyor haliyle. Bilinçaltımızın derinliklerinde sessizce bekliyor. Ancak beklerken tüm sensörleri de açık. Yaşadığımız olaylardan etkileniyor. Benzer deneyimlerle karşılaşınca birden tetikleniyor. Ve hiç unutmadığı için birbirinden alakasız gibi görünen verileri birbirine bağlıyor. Yani bilinçaltımız yedi yirmi dört sürekli çalışıyor.

Hayata karşı pozitif duruşumuz varsa, olaylara olumlu yaklaşabiliyorsak klasörümüzdeki kayıtlar pozitif oluyor. Tersine hep negatifsek, korkularımız varsa, farkında olmadan her daim kötü düşüncelerin yumağındaysak; kayıtlar da olumsuz oluyor.

Şimdi diyeceksiniz ki ‘Nasıl olsa biz o olayları yaşıyoruz. Bir şekilde geçip gidiyor, unutuluyor. Varsın bilinçaltımız kaydetsin. Ne çıkar ki?’ Öyle çok şey çıkıyor ki aslında ve öyle önemli ki o kayıtların olumsuz olması. Çünkü onlar hedeflerimizle aramızdaki görünmez engeller. Hani hep sorup dururuz ya kendi kendimize. ‘Neden yapamıyorum? Hayallerim hep böyle yarım mı kalacak? Mutluluğu hiç mi hak etmedim? Şansızlık yakamı ne zaman bırakacak?’ diye. İşte o soruların cevabı başkasında değil, bizde saklı aslında. Hayatı daha fazla ıskalamamak için kendi iç sesimizi duymamız ve bizi hayallerimizden uzaklaştıran her ne varsa FARK etmemiz lazım.

Evet bilinçaltımız bilincimizin direktifleriyle çalışıyor. Dediklerini harfiyen uyguluyor. Biz uyurken dahi kayıt yapıyor. Bu arada tüm bedensel faaliyetlerimizi de düzenliyor. Üstelik hiç yorulmuyor. Bilincimiz neye inanıyorsa onu hemen kayıtlardan bulup çıkarmaya çalışıyor. Bizi üzer mi, yorar mı, engeller mi, kızdırır mı hiç düşünmüyor. Ve bizler doğduğumuz andan itibaren bize yüklenen olumsuzlukların farkında değilsek; hayat koşusunda hep tökezliyoruz. Yüzleşemediğimiz korkularımız, yenemediğimiz utanma duygumuz, bir türlü sağlamlaştıramadığımız öz güvenimiz, adeta dilimize pelesenk ettiğimiz sabote kelimelerimiz ile (başaramam, şanssızım, yapamam, deneyemem, korkarım, utanırım, değişemem, artık çok geç, gibi) işimiz hayli zor.

Çünkü bilinçaltımızda yer alan tüm bu olumsuz kalıplar (ön yargılar; yanlış inançlar; endişe, suçluluk, öfke, kin, nefret gibi kötü düşünceler; çevresel faktörler; toplumsal baskılar; stres, yas gibi) bizim yaşam şeklimizi bir şekilde etkileyecek. Hayattan tat almamıza mani olacak. Farkındalığımızı, yaşam zevkimizi köreltecek.

İşte bu nedenle uzmanlar pek çok yeni metotla bilinçaltını temizlemenin önemini vurguluyor. Denedikleri yöntemlerle bunu başaranların sayısı hepimizi umutlandıracak ölçüde. Ancak unutmamamız gerekiyor ki her şey bize bağlı. Kalp gücümüze ve başaracağımıza olan inancımıza.

"Dünyada çekilen acıların yüzde doksanı; kim olduklarını, yeteneklerini ve hatta gerçek görevlerini dahi bilmeyen insanlardan gelir. Birçoğumuz hayatımızı, kendimize tamamen yabancı bir şekilde yaşayarak tamamlıyoruz." diyor Amerikalı gazeteci Sydney J. Harris. Çok çarpıcı bir tespit ve hayli yüksek bir oran. Kendimizle yüzleşmeden o çoğunluk arasında olup olmadığımızı bilemeyiz elbette.

Yeni bir güne başlarken ve hayatın o yoğun koşturması sırasında zaman zaman kendimizi mutsuz, enerjisiz hissettiğimiz anlar oluyor. İşte böylesi anlarımızda bizi mutsuz eden ya da enerjimizi azaltan etkenler olmalı mutlaka. Bunun için kafa yormak, kendimize adeta dışardan bakmaya çalışmak ve iç sesimize karşı samimi olmak önemli. Çünkü bulduğumuz nedenler bizim farkındalığımızı artıracak.

Hayatımızı olumsuz anlamda etkileyen pek çok kalıp var. Bu kalıplar hepimizde farklı elbette ama genel olarak; ilişkilerdeki problemler; çocukluktan gelen dayak travmaları, azarlamalar; korkular; endişeler; yitik öz güven; maddi sıkıntılar; kötü alışkanlıklar aklıma ilk gelenler. Bilinçaltı kaydımızdaki bu travmatik izler minicik bir sinyale duyarlı bekliyor. O sinyali alınca da oradaki olumsuz kayıtlara göre çalışmaya başlıyor. Hal böyle olunca; gönlümüzden geçirdiklerimize, hedeflerimize bir türlü ulaşamıyoruz. Üstelik suçu başkalarına atarken, esas engelin kendimiz tarafından yaratıldığını fark edemiyoruz.

İşte bu nedenle ilk adım FARKIDALIKLA başlıyor. Sorunlarımızın nerede ve ne boyutta olduğunu bilmekle devam ediyor. Sonra da o sorunlara karşı basit telkinlerle bilinçaltımızı istediğimiz hale getirmemiz gerekiyor. Uzmanlar böyle söylüyor.

Hayatın bizi bazen yıkıp geçen, bazen bulutların yanına yükselten o devasa rüzgarlarını 8 bölüme ayırmış; Budizm'in kurucusu olarak kabul edilen ünlü filozof Gotama Buda. Bunlar övgü, suçlama, kazanç, zarar, zevk, hüzün, onay, ret. Ve şöyle bir telkinde bulunmuş; ‘’Rüzgarlar eser ve durulur. Sen kökü sağlam duran bir ağaç gibi ol ve tüm bunların ortasında dinginlikte kal.’’

İşte bu dinginliği her daim korumanın yolu ise bilinçaltımızın olabildiğince temiz kalmasına, olumlu kayıtlarla dolmasına bağlı. Bunun en basit yollarından bir tanesi ise Z-POINT tekniği.

Bu tekniği Amerikalı Grant Connolly bulmuş ve geliştirmiş. En güzel tarafı basitliği. Kayıtlar güvenle temizlendikten sonra bir daha eski olumsuz halimize dönmüyor olmamız ise en keyifli yanı. Yani çalışmamıza, biraz emek harcamamıza değecek diye düşünüyorum ben de.  Üstelik uzmanlar ve deneyenler; kendimizi adeta uykudan uyanmış gibi hissedeceğimizi belirtiyor. Daha özgür, daha güvenli. (Tekniğin detayları, uygulaması ve devamı 2/2 ‘ de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ


22.01. 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...