25 Ocak 2026 Pazar

DOĞANIN ASİL KALPLİ HAYVANI

Hayvanlar aleminin her türü birbirinden ilginç ve özel canlılarla dolu.

Henüz ismini bile bilmediklerimiz bir yana, aşina olduklarımızın da öylesine şaşırtıcı özellikleri var ki.

İşte onlardan bir tanesi.

Rönesans döneminin önemli filozofu, mühendisi, mucidi, ve doğaya aşık Leonardo da Vinci’nin tanımı ile ‘’Doğruluğu, aklı ve ölçülülüğü simgeleyen canlılar onlar’’.

Filler.

Doğa ve canlılar üzerinde yaptığı araştırmalar, gözlemler, aldığı detaylı notlar aralandığında filler ile ilgili ilginç cümlelere rastlanır.

Fillerin temizlenmek için nehre indiğinde, belli bir ritüelle yıkandığını;  yolunu kaybetmiş bir insanla karşılaştığında nazikçe doğru yola geri götürdüğünü anlatır.

Yine aynı notlarda fillerin tek başlarına yürümediğini, grupla beraber hareket ettiğini söyler.

Çiftleşme sırasında geceleri eşiyle sürüden uzaklaştıklarını, mahremiyetlerine önem verdiklerini, bu konuda utangaç olduklarını ekler.

Ormanda yollarına çıkan sığır sürüsü olduğunda, hortumuyla onları incitmeden kenara çektiğini belirtir.

Her filin ölümü hissettiğini, o zaman yaklaştığında sürüden ayrılıp, uzaklarda tenha bir yer seçtiğini anlatır. Sürüdeki arkadaşlarının hayata veda edişine tanık olup üzülmemeleri için buna itina ettiklerinden bahseder.

İnsanlarla ortak özellikleri oldukça fazla olan filler; aileleri konusundaki hassaslıkları ile biliniyor.

Bizler gibi mutlu oluyor, kızıyor hatta üzülüp gözyaşı döküyorlar.

Üstelik hayvanlar dünyasının en zeki üyelerinden birisi olan filler güçlü hafızaları ile de biliniyor.

Ancak bu kocaman gövdeli zeki hayvanların bambaşka bir özelliği daha var ki bunu okuduğunuzda yüzünüzde bir tebessüm oluşacağını garanti ederim.

Bir fili bir ülkeden başka bir ülkeye, kıtalararası uçakla taşımak hiç de kolay değil takdir edersiniz ki.

Uçaktaki filin seyahat boyunca sakin kalması ve uçuş sırasında uçağın dengesini bozmaması son derece önemli.

Peki bunun için ne yapılıyor dersiniz?

Filin ayaklarının dibine civcivler yerleştiriliyor.

Ne kadar ilginç ve pratik bir çözüm değil mi?

Bir uçak.

Devasa gövdesi ile bir fil.

Ve filin ayaklarının dibinde minicik civcivler.

Peki fil ne yapıyor dersiniz?

Tüm uçuş boyunca, ayaklarının dibinde dolanan civcivleri ezmemek için hiç hareket etmiyor.

Çünkü onlara zarar vermekten korkuyor.

Fillerin dünyadaki en asil kalpli hayvan olarak anılmasının en güzel göstergesi bu olsa gerek.

Hayvanlar alemini araştıran bilim insanları; filler üzerindeki araştırmaları sırasında, bu özel durumdan dolayı özellikle beyinlerine yoğunlaşır.

Araştırmalar sonunda, fillerin beyinlerinde son derece nadir rastlanan sinir hücreleri fark edilir.

İsmi fuziform olan bu sinirler bizlerde de bulunuyor.

Şimdi sıkı durun.

Sorumlu olduğu alan öz farkındalık, empati ve sosyal algı.

Tüm bu bilgiler, fillerin neden bu kadar hassas ve ince bir kalbe sahip olduklarını göstermiyor mu?

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

18.08.2025

Kaynaklar: https://www.facebook.com/groups/natgeolife; https://tr.wikipedia.org.

 

 

20 Ocak 2026 Salı

MONA LİSA GERÇEKTE YAŞAMIŞ mı? (3/3)

Tablo bulunup müzedeki yerine yerleştirildikten kısa bir süre sonra 1. Dünya Savaşı başlar ve olay kısa sürede unutulur.

Ancak insanlığın evrensel yüzünün sembolik değeri ve ilgi çekiciliği her geçen yıl katlanarak artar.

Bugün kurşungeçirmez camların ardında sergilenen tablo için dünyanın dört bir yanından milyonlarca ziyaretçi geliyor. Hatta tablo için yazılan çok sayıda şiir ve mektubun saklanabilmesi için, müzeye özel bir posta kutusu bile yerleştirilmiş.

Tam bu noktada Mona Lisa'nın ikiz tablosundan söz etmeden olmaz diye düşünüyorum.

Uzun süredir İspanya Madrid'deki Prado Müzesi'nde sergilenen ikinci tablo, birebir Mona Lisa tablosu gibi.

Üstelik 2012 yılındaki restorasyon çalışmaları sırasında, arkadaki detayların birebir benzerliğinden; iki eserin aynı anda yapılmış olduğu fikri ortaya atılır.

Peki ikinci tabloyu kim yapmıştır dersiniz?

Sanat otoriterlerinin görüşlerine göre; ressamı büyük ihtimalle Leonardo da Vinci'nin asistanı ve öğrencisi Francesco Melzi olduğu yönünde.

Leonardo'nun sanat atölyesine 1506 yılında katılan genç adam, Milanolu soylu bir aileden gelir. Leonardo’ya 1516 yılındaki Roma ve 1517 yılındaki Fransa ziyaretleri sırasında eşlik eder.

Son derece yetenekli olan Melzi, özellikle son yıllarında ellerini kullanmakta zorlanan Leonardo’ya yardımı ile hatırlanır. Bu nedenle pek çok eskizde onun etkisi olduğu düşünülür.

Gelin görün ki bilim ve sanat otoritelerinin her yıl milyonlarca dolar bütçe ayırarak araştırma ihtiyacı duyduğu Mona Lisa tablosunun barındırdığı gizem bir türlü bitmez.

Mona Lisa'nın hüzünlü gülümsemesinin ardındaki karanlık aile geçmişini anlatan yeni bir kitapla beraber başka sırlar ortaya çıkar.

Lisa Gherardini'nin aile geçmişini araştıran kitap; Lisa’nın Kuzey Afrika'dan getirilen kadın kölelerle ticaret yapan Floransalı tüccar Francesco del Giocondo ile henüz 15 yaşındayken zorla evlendirildiğini gösteriyor.

Zengin tüccarla evliliği, skandallarla dolu mutsuz bir yaşamın başlangıcı olur ne yazık ki.

Rivayetlere göre, yaşadığı yerde kendisi ve rahibe kız kardeşi Camilla hakkında pek çok uygunsuz dedikodu ortaya atılır.

Hatta kimi entrika dolu olay yargıya taşınsa da bir sonuç çıkmaz.

Ancak tüm bu yaşananlar Lisa Gherardini'yi hayli üzer.

Yaşamı boyunca sevgiyi ve aşkı tadamayan, hep mutsuz olan Lisa hastalanır.

Son yıllarını kız kardeşinin de bulunduğu Floransa'daki Saint Orsola Manastırı'nda geçirir.

15 Temmuz 1542 yılında 63 yaşında, karanlıklar içinde hayata veda eder.

Bu kitaptaki açıklamalar karanlık ve hüzünlü gülümsemenin sebebini açıklar netlikte bence.

Öyle değil mi?

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

26.09.2025

Kaynaklar: https://onedio.com; https://tr.wikipedia.org; https://oggito.com; https://www.independent.co.uk; https://www.indyturk.com.

 

 

MONA LİSA GERÇEKTE YAŞAMIŞ mı? (2/3)


Aradan yüzyıllar geçer.

Her şey değişir.

Gelin görün ki tuvaldeki bakış ve o gizemli tebessüm, hatta kimi otoriterlere göre alaycı ifade hiç kaybolmaz.

Sanatseverlerin ‘zamansızlık simgesi’ olarak kabul ettiği tablo, bugün de tartışmasız dünyanın en çok konuşulan yüzü.

Hepimizin bildiği gibi, tablo Leonardo da Vinci'nin ölümü sonrası, asistanı Francesco Melzi tarafından Fransa kralına satılır.

1797 yılına kadar Versailles Sarayını süsleyen tablo, Fransız devriminden sonra 1804 yılında Louvre müzesine taşınır.

Gelin görün ki alınan tüm tedbirlere rağmen; 200 kiloluk çerçevesi ile beraber duvardan indirilen tablo; 1911 yılında müzeden çalınır.

Fransa için bir utanç kaynağı olan bu olayda yetkililerin açıklamalarına göre; kanca, ip ve battaniye kullanan üç hırsız tüm yetkililerin gözü önünde bu işlemi gerçekleştirir.

Hırsızların tabloyu çalma gerekçeleri ise son derece ilginçtir. Onlara göre Mona Lisa tablosu bir İtalyan eseri olup evine dönmelidir.

Planları, çaldıkları tabloyu bir İtalyan'a satmak olsa da; olay bir anda dünya skandalına dönünce ne yapacaklarını bilemez hale gelirler.

Müze yeniden açıldığında ise binlerce insan Mona Lisa tablosunun boş yerine bakabilmek için Louvre Müzesine akın eder.

Olay dünyada büyük bir yankı uyandırırken, dönemin meşhur protest ressamları bile suçlanır.

Herkes tarafından aranan eser; ucuz bir Paris pansiyonunda küflü bir sandığın içinde; tam 28 ay boyunca saklanır.

Sonunda hırsızlar tabloyu satacak bir İtalyan koleksiyoncu bulur.

Fakat polis bu durumdan bir şekilde haberdar olarak hırsızları yakalar. (devamı 2/3’te)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

26.09.2025

 

MONA LİSA GERÇEKTE YAŞAMIŞ mı? (1/3)

Rönesans döneminde yaşamış; İtalyan ressam, çizer, mühendis, bilim insanı, teorisyen, heykeltıraş ve mimar; Leonardo di ser Piero da Vinci’nin en ünlü eserlerinden bir tanesi MONA LİSA.

İtalya'nın Floransa şehrinde; kavak bir pano üzerine Sfumato tekniği ile resmedilmiş; 16. yüzyıl yağlı boya portresi.

Tabloya her bakanda yüz ifadesi değişiyormuş gibi bir algı oluşturan ve İtalyancada ‘dumanlı’ anlamına gelen ‘sfumato’ tekniğini Mona Lisa’nın gözlerine ve ağız kısmına uygulayan Leonardo da Vinci; böylelikle Mona Lisa'ya o ünlü belirsizliği vermeyi başarır.

Tablonun boyutları ününe göre hayli küçük aslında.

Sadece 77 cm × 53 cm.

Günümüzde Paris'teki ünlü Louvre Müzesi'nde sergileniyor.

Tabloda oturmuş bir kadın resmedilmiş.

Ancak kadının yüzünün aslında kime ait olduğu hala gizemini koruyor.

Üstelik yüz ifadesindeki belirsizlik, arka plandaki detaylar, ortamdaki gizem ve duru güzellik yüzyıllardır sanatseverlerin ilgisini çekiyor.

Yıllardır araştırılan ve sırları çözülmeye çalışılan tablodaki ilk soru kadının gerçek kimliği belki de.

Sanat tarihi notlarına bakıldığında birçok tarihçinin Mona Lisa'nın gerçek kimliği hakkında teorileri var.

Bazı görüşler Mona Lisa’nın gerçek bir kişi olmadığını savunuyor.

Bazıları sanatçının hayal gücünün bir yansıması olduğunu, bazıları birçok kadını birden temsil ettiğini söylüyor.

Bir kısmı ise Leonardo da Vinci'nin kendi öz portresi olduğuna inanıyor.

Tüm bunlara sebep olan o gizemli tebessümde yine de en kabul gören teoriye göre; kadının Lisa Gherardini olduğu yönünde.

Bu nedenle müzede ‘’Francesco del Giocondo'nun karısı, Lisa Gherardini Portresi’’ başlığı ile sergileniyor.

Peki tablodaki sakin ve güzel kadın kim?

Esrarengiz küçük gülümsemesi ile insanları adeta büyüleyen Lisa Gherardini del Giocondo, Floransalı sıradan bir kadın aslında.

Soylu ama gösterişsiz Toskana ailesinden geliyor.

İpek tüccarı Francesco del Giocondo’nun eşi ve tam beş çocuk annesi.

Sakin, sessiz yaşamı, rutin günlerden birinde beklenmedik bir şekilde değişir.

Eşinin isteği üzerine 1503 yılında Leonardo da Vinci, Lisa’nın yüzünü tuvale aktarmaya başlar.

Tarihsel notlara göre; Leonardo da Vinci tablo üzerinde dört yıl oyalanır.

Yıllarca yanında taşır.

Ancak rivayet odur ki; ünlü sanatçı tabloyu bitirmekten çok, onunla yaşamayı tercih eder. (devamı 2/3’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

26.09.2025

14 Ocak 2026 Çarşamba

KİTAP OKUMAK RUHU YENİLEMEK DEMEK

Kitap okumak bana göre dünyanın en güzel keyfi.

Her defasında hayata farklı gözlerle bakmak, sayfalar arasında kaybolurken satırlardaki güzelliği keşfetmek muhteşem.

İşte bunu bilen gerçek kitapseverler, hayatları boyunca pek çok kitap okur.

Gelin görün ki okudukları kitapların sayısı arttıkça ve yıllara yıllar eklendikçe bazılarını unutmaya başlar.

Çok etkilendikleri, tekrar tekrar severek okudukları dışında unutuyor olmamız aslında normal olsa da üzüldüğümüz de bir gerçek.

İşte bu konuyla alakalı olarak şimdi paylaşacağım anektod belki de içimize su serper.

Günlerden bir gün okumayı çok seven bir öğrenci, hocasına içtenlikle okuduğu çoğu kitabı unuttuğundan bahseder ve unuttuğu için okumasının ne işe yaradığını sorar.

Hocası gülümser ve sessizce öğrencisine bakar.

Aradan birkaç gün geçer.

Beraberce nehrin kenarında oturdukları bir anda, hocası susadığını söyler ve öğrencisinden su istekte bulunur.

Ancak bir şartı vardır.

Nehrin kenarında duran eski bir süzgeçle su taşımasını ister öğrencisinden.

İsteği duyan öğrenci şaşkındır.

Hocasının yer yer delinmiş bir süzgeçle su istiyor olmasına bir anlam veremese de, itiraz edemez.

Süzgeci yerden alır.

Nehrin suyunu doldurur, daha ayağa kalkmadan su dökülür.

Defalarca dener.

Çok daha hızlı hareket etse de nafile.

Her denemesi başarısız olur.

Parmakları ile deliği tıkamaya, elleri ile altından tutmaya çalışır.

Yine olmaz.

Maalesef bir damla su bile getiremez hocasına.

Sonunda umutsuzca geri döner.

Başaramadığı için üzgün olduğunu söyler.

Hocası ise gülümseyerek, aslında başarısız olmadığını, eskiden kirli ve kararmış süzgecin sayesinde pırıl pırıl parladığını belirtir.

Hiç öyle düşünmeyen öğrenci alıcı gözle elindeki süzgece bakar. Gerçekten de o eski püskü süzgeç tertemiz olmuştur.

O sırada hocası okumanın böyle bir şey olduğunu, okurken zihnin arındığını, düşüncelerin aydınlandığını, ruhun yenilendiğini sözlerine ekler.

Paylaştığım bu kısa anektod sizlerde de aynı etkiyi yarattıysa; beynimizi arındırmak ve ruhumuzu yenilemek için okumaya devam.

Bu sayede içten içe dönüşecek ve okuduklarımız sayesinde hayata daha güzel bakmasını öğreneceğiz.

Sizce de öyle değil mi?

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

26.09.2025

 

 

9 Ocak 2026 Cuma

KORKUNÇ BİR AN (2/2)

Gözlerinin önünde eşinin yaşadıklarına şahit olan Yelena, üzüntü ve acıdan düşük yaparak bebeğini kaybeder.

Böylece Çar, hem en yetenekli varisi oğlunu, hem de geleceğin varisi doğmamış torununu kaybeder.

Bu olay Rusya’nın da kaderini değiştirir.

Çar’ın hayattaki diğer oğlu Vasili İvanoviç, zihinsel engelli olduğu için tahta çıkamaz.

Öfkesine yenilen ve korkunç bir sona imza atan Çar ise yaşattığı trajedi sonrası tüm enerjisini kaybeder. Yaşadığı suçluluk duygusu içinde kıvranır. Devlet işlerinden giderek uzaklaşır. Kendini dine verir.

Giderek ülke yönetimi zayıflar.

Kısa süre sonra da iç savaş ve kargaşa dolu günler başlar.

Çar 1584 yılında öldüğünde, geride parçalanmaya yüz tutmuş bir imparatorluk bırakmıştır.

İşte bir anlık öfkenin yarattığı dalgalar silsilesi.

Yaşanan onca trajedi, dökülen gözyaşları, kaybolan canlar ve hatta çöken bir imparatorlukla beraber, zorluklar içinde kalan bir halk topluluğu.

Söz konusu tabloda ünlü ressam bu olayı öylesine güzel işler ki bir yandan tarihe not düşülürken, öte yandan insan psikolojisinin yaşamda ne denli önemli olduğu gözler önüne serilir.

Şimdi tabloya yeniden baktığımızda; babanın ve oğlun gözlerine odaklandığımızda, orada varılan sonucun ağırlığı daha çok hissedilir netlikte değil mi?

Öfke, trajedi, acı, kızgınlık, kırgınlık, şaşkınlık, pişmanlık, kontrolden çıkmış bir hiddet, dehşet, geri dönülemez kararın ağırlığı.

Hepsi ressamın fırça darbeleri ile yerini bulmuş.

Moskova’da Tretyakov Galerisi’nde sergilenen ünlü tablo, 1883-1885 yılları arasında yapılmış.

Tarihi kaynaklar Repin’in tabloyu yaparken; yaşadığı dönemde ülke genelinde yaşanan şiddet dolu olaylardan, duyduğu huzursuzluktan; Rus besteci Nikolai Rimsky-Korsakov'un intikam, güç ve aşk dolu müziğinin içinde kopardığı fırtınadan ve 1883 yılında Batı Avrupa'ya yaptığı bir seyahat sırasında tanık olduğu boğa güreşlerinden fazlasıyla etkilendiğini belirtiyor.

Repin, tablo üzerinde çalışmaya Moskova'da başlar.

Bu yürek burkan tabloyu yaparken duyguları o kadar yoğundur ki; yeri gelir gözyaşı döker, yeri gelir kendine eziyet eder. Yaptıklarını defalarca düzeltir; ta ki içine sinip duyguları yerine oturana değin. 

Peki kimdir bu özel tabloyu yapan İlya Repin?

Asker bir baba ile öğretmen bir annenin oğlu olarak Ukrayna’da doğar İlya Repin.

İmparatorluk Sanatlar Akademisi öğrencisi iken kazandığı burs ve madalyalar ile ismini duyurmaya başlar.

Hatta ilk tablo siparişini okuldayken alır.

Çalışkan ve başarılıdır.

Eserlerinde renk ve ışık oyunlarını ustaca kullanır.

İtalya ve Fransa'da altı yıllık inceleme gezisi yapmasını sağlayacak bir burs elde eder.

İlerleyen yıllarda izleyiciler ve eleştirmenler tarafından takdirle karşılanan pek çok esere imza atar. Ayrıca dünyayı gezmeye ve bu arada ruhunu doyurmaya devam eder.

Viyana, Paris, Berlin, Venedik ve Roma başta olmak üzere pek çok sanat şehrinde sergilere katılır.

Gerçekçi eserlerinin çoğunda büyük bir psikolojik derinlik olan sanatçı, 86 yaşında hayata veda edene kadar çalışır.

İçindeki boşluğu, duygusal fırtınayı ve en derin hislerini eserlerinde nakış gibi işlemeyi başaran İlya Yefimoviç Repin, "Olağanüstü Rus ressam" tanımlamasıyla ismini unutulmaz sanatçılar arasına yazdırır.

Bizlere hayatın ve duyguların önemini hatırlatan, yaşamın renklerini keşfederken yol gösteren, düşündüren, duygulandıran tüm sanatçılara saygıyla…

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

03.09.2025

Kaynaklar:  https://tr.wikipedia.org; https://en.wikipedia.org.

KORKUNÇ BİR AN (1/2)

Sanatla uğraşanlar her ne yapıyor olursa olsunlar; insani duygularını açıklamanın, dışa vurmanın, düşündürürken sorgulatmanın yollarını bir şekilde buluyor.

İşte bu duruma güzel örneklerden bir tanesi.

Bir tablo.

Dünya çapında ünlü.

Son derece çarpıcı.

Konusu başlığımızdaki gibi korkunç bir an.

Rus tarihinin en trajik olaylarından biri ölümsüzlüğe taşınmış adeta.

İsmi “Korkunç İvan ve Oğlu İvan, 16 Kasım 1581”

Sanatçı llya Yefimoviç Repin.

Rusya'nın önde gelen ressam ve heykeltıraşlarından.

Resmin 199,5 cm × 254 cm boyutlarındaki tuvali, Repin'in en büyük eserlerinden.

Rus ressam ve sanat eleştirmeni Ivan Kramskoi'ye göre tuval ‘otantik bir orkestra’.

‘Korkunç İvan’ lakaplı Rus Çarı IV. İvan’ın öfkesine yenik düşerek sebep olduğu korkunç bir trajedinin tam ortasında, donup kaldığı anı gösteriyor.

Baba ile oğluna yakından bakıldığında, babanın gözlerindeki dehşeti görmek mümkün. Ama bu dehşetin orta yerinde pişmanlık ve kaybetme korkusu da var.

Peki ya babasının kollarında k a n lar içinde yatan oğlu?

Sadece acı ve büyük bir hayal kırıklığı.

Ünlü ressam, 16 Kasım 1581 yılında yaşanan ve tüm Rusya’nın kaderini değiştiren bu gerçek olayı, fırça darbeleriyle tuvalinde adeta yeniden yaşatır.

Tüm bu yaşananlardan hareketle ortaya türlü rivayetler atılmış olsa da; ressam Repin, bu konuda Rus tarihçi Nikolay Karamzin'in anlatısını kullanmaya karar verir.

IV. İvan, Rus Çarlığı'nı kurarak, "Tüm Rusya'nın çarı" ünvanıyla 1547 yılından 1584'teki ölümüne kadar Rusya’yı yönetirken; gücü ve zalimliği ile tanınır.

Düşmanları arasında korku salan, gözü kara, dengesiz kişiliğe sahip Çar, adeta hayat karşı kızgın ve bir o kadar da öfkelidir.

Öfkesine yenik düştüğü anlarda en güvendiği adamlarını, kendi ailesini dahi cezalandırmaktan kaçınmaz.

Hal böyle olunca Çar ile oğlu arasındaki ilişkiler hep sürtüşmeli geçer.

Yine öylesi günlerden birinde; Çar, hamile gelini Yelena'yı o dönem adetlerine göre uygunsuz bir kıyafetle görür.

Öfkeyle gelininin üzerine yürür ve onu dövmeye başlar.

Eşinin çığlıklarını duyan Prens, yardım amacıyla olay yerine koşar ve babasının şiddetine tanık olur.

Böylesi bir duruma sessiz kalamaz ve eşini korumak adına babasına karşı çıkar.

Maalesef geçmişte, ilk ve ikinci eşine de babası tarafından şiddet uygulanmış ve bir bahane ile ikisi de manastıra kapatılmıştır.

Yaşanan bu tatsızlığın ertesi günü, Prens evlilikleri boyunca yaşadığı haksızlıkları babasıyla konuşmak için yanına gider. 

Kısa süre içinde konuşmanın tadı kaçmaya ve sesler yükselmeye başlar.

Baba ile oğul arasındaki tartışma giderek şiddetlenir.

Çar, oğlunun söylediklerini dinlemediği gibi, o sırada gündemdeki Livonya Savaşı ile ilgili olarak oğlunu itaatsizlikle suçlar.

Ardından öfkesi gözünü iyice karartır.

O anda elindeki asayı oğluna doğru kuvvetlice savurur.

Başına ölümcül bir darbe alan Prens, k a n lar içinde yere yığılır.

Oğlunun o halini gören Çar, ancak o zaman yaptığı korkunç hatayı fark eder.

Telaşla ve büyük bir pişmanlıkla oğlunu kucaklar.

Ama ne fayda.

Prens günlerce acı çeker. Aile fertleri bir mucize olması için gün boyu dua eder. Ancak veliaht Çar, birkaç gün sonra, 19 Kasım 1581 yılında hayata veda eder.

Gelin görün ki ailenin yaşadığı talihsizlikler bununla kalmaz. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

03.09.2025

2 Ocak 2026 Cuma

VEFANIN EN ŞİRİN HALİ

Yaşanmışlıklara saygı duymanın ve farkına vardığımız anları paylaştığımız insanları hatırlamanın tadı muhteşem.

Gelin yüzümüzde biraz gülümseme yaratmak için kıtalar arası bir yolculuk yapalım.

Ve…

Amerika’nın Florida eyaletinde, ‘Florida Keys ada topluluğu’nda bir ada olan Key Largo açıklarına beraberce gidelim.

Teknesiyle denizde balık tutmakta olan bir adam sığ sularda çırpınan bir şey görür.

Usulca teknesini yaklaştırdığında, oltaya takılmış bir yavru yunus olduğunu fark eder.

Çırpınarak su içinde nefes almaya çalışan yavru yunusun hemen yakınında ise anne yunus çaresizce daireler çizmektedir.

Adam hemen teknesinin motorunu durdurur.

Yavru yunusa dikkatlice yaklaşır.

Yüzgeçlerini ve kuyruğunu misinadan kurtarır.

Ardından korkmuş yavruyu yavaşça suya indirir.

Anne ile yavru yunus kavuştuğu anda, su yüzeyinde bir süre oyalanır ve sonra beraberce uzaklaşır.

Aradan neredeyse iki ay geçer.

Yunuslarla karşılaştığı o günü unutan adam, aynı yerden yeniden denize açılır.

Birden iki yunusun teknesine doğru yaklaştığını görür.

Biraz daha büyüyen ve güçlenen yunus, kendisini kurtaran adama güvenle yaklaşır. Ağzındaki balıkla su yüzüne çıkar.

Balığı teknenin kenarına bırakıp suyun altında gözden kaybolur.

Bu özel anı yaşayan adam yunusun vefası karşısında çok mutlu olur.

Fakat her şey bununla bitmez.

Ertesi hafta aynı şey tekrarlanır.

Bu sefer gelen hediye parlak turuncu bir denizyıldızıdır.

Sonraki hafta ise büyük bir denizhıyarı.

Genç yunus, kurtulduğu andan itibaren her hafta, sanki asla tam olarak ödeyemeyeceği bir borcu ödüyormuş gibi denizden yeni bir hediye ile çıkagelir.

Karşılıksız olarak yapılan yardımın böylesi özel jestlerle, üstelik bir hayvan tarafından yapılıyor olması; insanın yüreğini ısıtıyor ve kocaman gülümsetiyor.

Öyle değil mi?

Hayvan deyip geçtiğimiz canlılar, aslında bizim kadar hatta bizden daha güçlü duygulara ve vefaya sahipler galiba.

Bu yaşanmışlık anektodu da bunun en güzel örneklerinden biri.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

09.09.2025

Kaynaklar: https://nonhumans.quora.com; https://www.facebook.com.

 

 

 

 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...