İnsanoğlu hayatı boyunca hep bir koşturmacanın pençesinde.
Gerçek
amaç mutlu yaşam olsa da, isteklerin ardı arkası kesilmiyor ne yazık ki. Daha
çok paraya, yeni bir eve, son model bir arabaya, yata, kata olan düşkünlük hiç
bitmiyor.
Maddi
birikimlerin fazlalığı ile ölçüyoruz maalesef artık mutluluğu.
Ne
kadar çok dünya malına sahipsek o kadar zenginiz sanıyoruz.
Ne
büyük yanılgı!
Gerçek
zenginliğin, gerçek mutluluğun nerede olduğunu görmüyor gözlerimiz.
Peki
neden?
Ne
ara bu kadar doyumsuz olduk?
Bir
durup düşününce; aldıklarının, sahip olduğun halde kullanamadıklarının yükünü
omuzlarında hissediyor insan.
Maddiyata
bağlı olduğun kadar özgürlükten uzaksın bir anlamda.
Basit
yaşam ve sadelik en güzel yaşam biçimi.
Çoğu
kişinin pek tercih etmediği bir yol olsa da bazı insanlar için en ideal yol.
Ben
de kesinlikle böyle düşünenlerdenim. Bu nedenle her defasında yeniden hatırlamak
ve hatırlatmak için konu ile ilgili yazmaya çalışıyorum.
Buna
en güzel örnek tarih sayfalarından gelsin istedim bu defa.
Kendisi
Hollandalı.
17.
yüzyıl felsefesinin hatırı sayılır rasyonalistlerinden biri.
Ünlü
düşünür Descartes'ın fikirlerinden etkilenmiş.
Zamanla
Hollanda Altın Çağının önde gelen filozoflarından biri olmuş.
Filolojinin, sosyolojinin ve etolojinin yanı sıra derinlik psikolojisinin de fikir babalarından biri olarak kabul edilmiş.
Baruch
Spinoza.
Yaşadığı
dönemde pek çok filozof gibi maalesef yanlış anlaşılır.
Hatta
suçlanır.
Ancak
savunduğu fikirlerden vazgeçmez.
Düşünceleri
hayli zor anlaşılıyor olsa da; şimdi paylaşacağım anektod ile yaşama karşı
duruşu hakkında daha kolay bilgi sahibi olmamız mümkün.
Spinoza,
1654 yılında Hollanda'da ticaretle uğraşan babası Michael’ı kaybettiğinde aile
evine dönmek zorunda kalır.
Babalarından
geriye kalan mirasın, kendisi ve kız kardeşleri arasında paylaştırılması söz
konusudur.
Yüklü
servetin tamamına abilerinin el koyacağını düşünen kız kardeşler endişe içinde
beklemeye başlar.
Çünkü
onlar da herkes gibi bir insanın değerinin, eline geçirebildikleriyle
ölçüldüğünü düşünür.
Peki
ya henüz 22 yaşında olan Spinoza?
Onun
meselesi hiçbir zaman sahip olmak değil, anlamak olur.
Mirasın
paylaşılacağı büyük gün nihayet gelir.
Kardeşler
arasında ciddi bir gerilim hissedilir.
Söze dökülen paralar, değerli evler, arsalar, köşkler, şirketler, çiftlikler ve bazı borçlar tek tek okunur.
Spinoza
ve kız kardeşler, oturdukları yerden sessizce babalarından kalan mirası dinler.
Nihayet
miras dökümü bittiğinde, herkes ister istemez gözlerini Spinoza’ya çevirir.
Sakince
yerinden kalkan genç filozof, oradaki avukatlara doğu kararlılıkla yürür.
Oldukça
kesin bir dille, kendisini oyalamamalarını ve istediklerini vermelerini söyler.
Herkes
nefesini tutmuş bir şekilde Spinoza’nın isteklerine kulak verirken, bir yandan
da şaşkınlıkla birbirine bakar.
Spinoza,
sadece vefat eden babasının yatağını ve 192 kitaptan oluşan kütüphanesini
ister.
Maddi
anlamda, elle tutulur hiçbir şeyde gözü yoktur.
Çünkü
onun için gerçek zenginlik, mülkiyet ya da maddiyat değil düşüncedir.
Böylece
babasının ardında bıraktığı servetin değil, onun okuyup kütüphanesinde
sakladığı kitapların, fikirlerin peşine düşer.
Kendi
deyimiyle ‘Üstün ve daimi bir sevincin hazzını kendisine sonsuza dek verecek
gerçek iyiyi bulma’ amacından hiç vazgeçmez.
Aradan
geçen kısa bir süre sonra da, insan aklının sınırlarını zorlayan ve beş
bölümden oluşan başyapıtı Ethica’yı kaleme alır.
Kıssadan
hisse; sade yaşayıp azın aslında çok olduğunu gördüğümüzde, hafifleyen ve
özgürleşen ruhumuzla, gerçek zenginliği kucaklamamız an meselesi.
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
29.01.2026
Kaynaklar:
https://tr.wikipedia.org.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder