Paylaşarak
büyümek, zenginleşmek öyle güzel ki.
Kalbimizi
mucizelere açmak ve tüm içtenliğimizle dilemekte.
Hayatımıza
güzellikleri ve olumlu enerjileri davet etmek adına bir adım benimkisi.
Kalpten
inandığımızda, gerçekten inandığımızda; mucizelerin önümüze serildiğinin en güzel
örneği var bu yazımda.
Yine
bir öykü.
Üstelik
tamamen gerçek.
Bazı
değerlerin beynimizde daha kalıcı olması adına seçtiğim konularda; eğer varsa
öyküleri paylaşmaktan yanayım.
Neden
mi?
Çünkü
bir şeyi kolayca ve etkili bir şekilde öğrenmenin en zarif yolu öykülerden
geçiyor bence. Böylece daha kolay ikna
oluyoruz. Birbirimizi daha iyi tanıyor, anlıyor ve özdeşleştirebiliyoruz.
Üstelik
kendi hatalarımızdan ders almakta ne kadar zorlanıyorsak; öykülerden o denli
kolay ders alabiliyoruz. Mantığımızın süzgecinden geçmeden; bilinçaltımıza
hemen sızıyor galiba. Uzmanların görüşleri böyle.
İşte
hepimize ilham verecek; kalbimizi daha
çok sevmemize yardımcı olacak öykümüz.
Minicik
ama önemli detayların; yazımın sonunda fark etmeden yumuşak bir şekilde
kalbinize sızacağından eminim.
Renkli
kişiliği ile Amerikalı yazar Elisabeth Elliot’ ın kitaplarını okuyanlar
bilirler. İlham veren kitaplarından bir tanesi de ‘Keep a Quiet Heart-Sessiz
Kalp’ dir. İşte bu kitabın ‘Lost and Found’ bölümünde yer alır bu öykü.
Öykümüzün
kahramanı genç bir kadın. Princeton, Minnesota'da yaşıyor.
İsmi
Brenda Foltz.
Kendisi
tam bir spor tutkunu. En sevdiği spor da dağcılık. Ancak ilk dağa tırmanma
deneyimi sırasında yaşadıkları; hepimize ders olacak nitelikte.
‘’İçindeki
isteğe daha fazla dayanamayan ve tüm cesaretini toplayan Brenda, ilk dağ
tırmanışını yapmaya karar verir. Bir grupla beraber tırmanacakları yere
varırlar. Ancak karşılarına son derece sarp bir yamaç çıkar. Önlerinde aşmaları
gereken dik, kocaman bir bölüm vardır.
İçindeki
korkunun kendisini esir almasına izin vermeyen Brenda; azmine sımsıkı sarılır. Bu
zor bölümü emniyetle geçebilmesi adına gerekli tüm önlemleri alır. Emniyet kemerini
takar. İpi sıkıca kavrar. Artık tırmanmaya hazırdır.
Hayalini
kucakladığı o anlar; tecrübe hanesine yazacağı detaylarla doludur. Bir süre
sonra yorulduğunu hisseder. Bu dimdik yüzeyde tutunacak bir şeyler bulmak hayli
zordur. Nihayet nefes alıp, dinleneceği bir oyuk bulur ve hemen durur.

Hepimizin
zor anlarımızda yaptığı gibi dualara sığınır. Salimen aşağıya inmek ve
düşürdüğü lensini bulmak artık tek isteğidir. Bu isteğini kalbinin en
derininden hissederek tekrarlar.
Tek
gözündeki lensle yürüyerek zor da olsa aşağıya inmeyi başarır. Tam konaklama
çadırına vardığında; dağa tırmanmak için oraya gelen yeni bir grupla
karşılaşır. Ve mucize kendini göstermeye başlar. Grup üyelerinden bir tanesi;
aralarında lens kaybeden birisi olup olmadığını sorar. Brenda sevinç içinde
haykırır. Evet lensine yeniden kavuşmuş, imkansız bir anda gerçek olmuştur.
Peki
nasıl olmuşta, grup üyeleri bu lense denk gelmiştir dersiniz?

O
zor ve unutulmaz günün ardından evine dönen Brenda yaşadıklarını babasına
anlatır. Bir karikatürcü olan babası da;
o günü yaptığı anlamlı bir karikatürlü ölümsüzleştirir.
Karikatürde
sırtında lens taşıyan bir karınca vardır. Ve karınca lensi taşırken içinden
şunları geçirmektedir.
‘’Sevgili
Allah’ım; bu nesnenin ne olduğunu ve neden taşıdığımı bilmiyorum. Bunu yiyemem.
Üstelik taşıyamayacağım kadar da ağır. Ancak mademki karşıma çıktı ve ben onu
bir kere sırtıma aldım; o halde taşıyacağım. Biliyorum ki bunu taşımamın da bir
sebebi var.’’

Şahane
bir öykü değil mi? Evet belki biliyordunuz. Belki defalarca okudunuz. Ama olsun.
Her tekrarın da unuttuklarımızı yeniden hatırlamamıza vesile olması adına
mutlaka bir nedeni vardır diye düşünüyorum.
Kalp
sesimiz hep duyulsun içimizde. Gönül gözümüz ise hep açık kalsın. En zor
anlarımızda; içten dilersek her şeyin en güzel şekliyle olacağını da
unutmayalım olmaz mı?
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
01.05.2015