24 Mayıs 2013 Cuma

TERAPİDE SEVGİ DOKUNUŞLARI (3/3)


Denizin gülen yüzleri yunuslar ve sıcacık sevgileriyle köpeklerden sonra sırada ATLARLA TERAPİ (Hipoterapi) var.

Hipoterapi, atların  terapist olarak kullanıldığı bir tedavi yöntemi. Engellilerle beraber çok geniş bir kesime hitap ediyor. Başta bedensel ve zihinsel (mongolizm, zeka geriliği gibi) engellilerin rehabilitasyonu olmak üzere; downsendromu, otizm, felç, konsantrasyon eksikliği, hiperaktivite, omurga rahatsızlıkları, kas iskelet sistemi hastalıkları, enfarktüs ve beyin kanaması sonrası, beyin yorgunluğu, ameliyat sonrası tedavi amaçlı, sosyalleşme amaçlı, işitme ve görme bozuklukları, kronik prostat, MS( Multipl skleroz), bazı  jinekolojik hastalıklar, obezite gibi pek çok rahatsızlığın giderilmesinde başvurulabilecek sıcacık sevgi dolu bir metod.

Gelin bu kadar hastalığa derman olan Hipoterapi’ye daha yakından bakalım. Burada esas amaç, atların çok boyutlu hareketleri ve davranışlarıyla hastaların kendilerini daha özgür hissetmelerini sağlamak. Elbette bu verilirken, aynı zamanda hayatlarının normal seyri için gerekli pek çok şey de veriliyor. Yapılan araştırmalar Hippoterapi’nin uygulandığı hastalarda gözle görülür iyileşmeler sağlandığını göstermiş.

Öncelikle hasta ya da engelli atla yakın temasta olduğu için bir canlıya güvenmeyi ve onu yönetmeyi, atla giderken hakimiyetin tamamen kendisinde olduğunu öğreniyor ki bu normal şartlarda kolay elde edilebilecek bir durum değil. Atla baş başayken doğal ritmi içinde fark etmeden kazanıyor bu güven duygusunu. Bununla beraber beden kontrolü, denge ve koordinasyon duygusu da alabildiğine gelişiyor. Ani tepki vermemeyi öğreniyor. Atla beraber uyum içinde hayata yeniden katılıyor; bir anlamda içindeki umutla yaşama azmini katlayarak artırıyor.

Atlarla terapinin ilk olarak 460′lı yıllarda Romalılar ve Yunanlılar tarafından uygulandığı biliniyor. Ancak esas olarak 1940′lı yıllarda Avrupa ve Batı Almanya’nın bir bölümünde ve İsviçre’de uygulanmaya başlamış. 1950’lerde İngiliz terapistler hipoterapinin her türlü engelli için uygulanabileceğini ileri sürmüşler. 1960′lardan itibaren ise Kanada ve Amerika’da hipoterapi merkezleri yaygınlaşmış. Bugün sadece Amerika’da 600`ün üzerinde "atla tedavi merkezi" var.

Bu yöntemin birçok kazanımı vardır. Atla tedavi, çevreye ait duyuların gelişmesi, gözle koordinasyonun sağlanması, ayırt edebilme yeteneğinin kazanılması açısından en ideal yöntem. Bütün kasları dengeli bir şekilde çalıştırdığı için özellikle bedensel engellilerin zayıf adalelerinin gelişmesine yardımcı oluyor. İnsanları psikolojik açıdan rahatlatıyor. Bu yönteme başvuranlar, kendilerini daha iyi hissediyor, özgüvenleri artıyor, dış dünyayla sağlıklı bir iletişim kuruyorlar.

Bu tedavinin dikkati çeken başka bir yönü de sabrın gelişmesi, duyuların kontrol edilmesi, öz disiplinin geliştirilmesi. Arkadaşlıkları artırarak kişinin sosyal yaşamına olumlu etkiler yaptığı gibi, engelli insanların tek başına yapamadıkları pek çok şeyi de at yardımıyla yapabilmelerini sağlıyor.

Ata binmek, uzmanlar tarafından aynı anda 4 farklı şekil çizilmesine benzetiliyor. Çünkü binici ata binerken iki el ve iki ayak ile farklı hareketler yapmak zorunda. Bu nedenle de diğer hareketli tedavi yöntemlerinden daha etkili.

Atın sıcaklığı insan sıcaklığına nazaran 1,5-2C° daha yüksek. Ve bu yüzden at adeta ısıtmalı bir masaj aleti gibi görev yapıyor. Ayak kaslarına masaj yapıyor, kan basıncını artıyor, özellikle kalça bölgesinde ısınma yaratıyor. Uzmanlar bu ısınmanın prostat tedavisi de  dâhil olmak üzere pek çok alanda etkili olduğunu savunuyor. Mide ve barsak sistemin, kalp ve damar hastalıklarının düzelmesi, hatta felç sonrası tedavi atlarla terapi sayesinde yapılabiliyor.

Ata binmenin insanlar üzerindeki pozitif etkileri çok büyük, özellikle çocuklar üzerinde. Çünkü onlar tıpkı bir oyun oynar gibi çevrelerinde olan biteni algılıyor, yani fark etmeden öğreniyor. At üzerinde komut vermeye çalışırken konuşma gelişimleri destekleniyor.

Atlarla terapi alanlar daha kolay sosyal iletişime geçer ve arkadaşlık kuruyor. İçlerindeki hayvan sevgisi gelişiyor. Tecrübeleri artıyor. Sıkıcı ortamların gerginliğinden bir süre de olsa kurtulmaları onlara özgürlüklerini hissettiriyor. Yalnız olarak yapamadıkları pek çok şeyi ata binerek yapmanın keyfine varıyorlar. Bu durum öz güveni önemli ölçüde artıyor, dış dünyaya karşı ilgi artıyor çünkü hayata bağlanıyor; kendisini ve hayatı daha çok seviyor. Öz disiplini artıyor, risk almayı, korkmamayı ve bir canlıya hakim olmayı öğreniyor. Sabrını geliştiriyor, öz disiplin sağlıyor,  duygularının kontrolünü elinde tutabiliyor.

Atlar son derece hassas hayvanlar. Çevrelerindeki her şeye dikkat edip bunu hareketleriyle de belli ediyorlar. İşte bu özellik, engellilerin çevrelerindeki kuvvetli uyaranlarla az kuvvetli uyaranları birbirinden ayırt etmelerini kolaylaştırıyor. Görsel algılama becerileri artıyor.

Sonuç olarak hipoterapi, fiziksel, sosyal ve psikolojik gelisimi doğal ortamlarda, dogal ve keyifli bir sekilde oluşturduğu için etkileri çok daha kuvvetli oluyor.

Tüm bu güzel desteklerine karşın ülkemizde atla terapi uygulayan fazla tesis yok. Olanlardan ise çoğu kişi maddi olanaksızlıklardan dolayı yararlanamıyor. Bu da bir başka ülkemiz gerçeği maalesef.

Hayvan terapisinin yararlarını destekleyen araştırma verileri belki biraz yetersiz. Ancak terapi görenler tarafından aktarılan öyküler önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Tıp otoriterleri tarafından pek kabul görmese de en azından hastalara pozitif enerji kazandırmak, neşelendirmek, rahatsızlıklarından uzaklaştırmak ve yaşama daha sıkı sarılmalarını sağlamak için denenecek bir yol diye düşünüyorum. Çünkü karşılıksız sevginin sımsıcak ve güzel dokunuşları hayvanlardan bizlere, engellilere, hastalara çok güzel bir şekilde yansıyor. Diliyorum ki, bu güzel dokunuştan daha pek çok kişi nasibini alsın ve bu amaçla hayvanlarla terapi ülkemiz genelinde yaygınlaşsın. 
Karşılıklı iletişimin güzelliğini yaşayanlar artsın; engellerden ve her türlü hastalıktan doğal yöntemlerle uzaklaşmanın keyfini yaşasınlar. Sosyalleşme adına atacakları destekleyici basamaklarla bizlerin arasına kolayca katılsınlar. Hayata umutla ve sevgiyle bağlansınlar.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

12.05.2013


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...