3 Mayıs 2013 Cuma

ACIYI MUTLULUĞA ÇEVİREN İSİM


Mutluluk… Hemen hepimizin hayattan en çok istediği şey belki de, öyle değil mi? Tüm yaşantımızı ona endeksliyoruz ve bir gün gelip mutlu olmayı bekliyoruz. Oysa ki mutluluğun sadece ANlarda saklı olduğunu ve bizim bakış açımızla şekillendiğini hep göz ardı ediyoruz. Üstelik sahip olduklarımıza şükretmeyi hep unutuyor, asıl mutluluğun elimizdekilerin kıymetini bilince ortaya çıkacağını bilmezden geliyoruz.

İşte bugün size öyle bir kişiden bahsedeceğim ki, yaşadığı o en zor şartlarda bile kendisini mutlu etmeyi başarmış. İçinizde bilenleriniz mutlaka vardır ya da benim gibi aşina olanlarınız… Ancak hayat hikayesi ve başardıkları bize mutluluk adına yol gösterecek nitelikte. Geçenlerde okuduğum bir kitabın sayfaları arasında ismiyle yeniden karşılaştığımda; hayatını ve başarılarını sizlerle de paylaşmak istedim.

Çünkü açlık, soğuk, her türlü bedensel işkence ve onur kırıcı ortama rağmen 
‘MUTLULUĞU’ yakalayan önemli bir isim kendisi.

Yıl…        1943-1946 (2. Dünya Savaşı dönemi)

Yer…       Polonya’daki ölüm kampları

Dönem… Hitler Almanya' sı

İsim…      VİCTOR EMIL FRANKL

Hitlerin Yahudiler için hazırladığı toplama kampına eşi, annesi, babası ve kız kardeşi ile birlikte tutuklanarak gönderilen bir nöropsikiyatrist. Kız kardeşi dışında bütün aile üyeleri gaz odasında öldürülmüş. Kendisi ise düşünce farkındalığı sayesinde kamptan sağ olarak kurtulmayı başarmış. Üstelik ‘özellikle acı çeken ve sürekli hayatın anlamını sorgulayan kişilerde oldukça etkili bir yöntem olan’ yeni bir terapinin öncülüğünü yaparak.

Bir gün; ölüm kampının o insanın sabrını adeta zorlayan şartlarıyla mücadele ederken, kendinde olan BİLİNCİN alınamayacağını fark etmesiyle başlar her şey. Kendi temel özelliği bu bilinçtir. Eğer isterse en zor şartlar altındayken bile kendini, düşüncelerini gözleyebileceğini anlar. Yani dış uyarıcılar ne kadar ağır olursa olsun, etkilerinden kurtulmayı başarıp, olaylara kendisi ANLAM vermeye başlar.

FRANKL, ölüm kampındayken kendisine yapılanları ve yaşadığı olayları değiştiremeyeceğinin farkındadır. Ancak, yakaladığı farkındalıkla artık olaylara nasıl yaklaşacağını ve nasıl yorumlayacağını bilir. Böylece dış olayların  ESİRİ olmaktan kurtulmayı başarır. Üstelik bu düşüncesinin  değişik ortamlarda da yararlı olarak kullanabileceğini görür.

Ölüm kampında kaldığı süre boyunca, belki de hemen her gün gaz odasına gitme ihtimaline rağmen dimdik ayakta kalmayı başaran nadir insanlardan biridir. O zor şartlarında; içindeki İNANCA ve UMUDA dört elle sarılmış, düşüncelerinin farkındalığı sayesinde o dönemdeki hayat sınavını başarıyla atlatmıştır.

Hayatla ve insanlarla bağ kurabilmek, sevgiyle bunu korumak çok önemli. Çünkü bizlere uğruna yaşanmaya değer bir şeyler olduğunu gösterir. Bizler de bu bakış açısına sımsıkı bağlanırsak; hayatın olumsuzluklarıyla mücadeleden hep başarıyla çıkabiliriz diye düşünüyorum; tıpkı Frankl’in yaptığı gibi.

Acıyı, sabrı ve düşünceleriyle yoğurup mutluluğu yakalayan bu önemli nöroloji ve psikoloji profesörünün  hayat öyküsüne kısaca yer verme zamanı şimdi.

Victor Emil Frankl, 26 Mart 1905'de Viyana'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası yaşadığı geçim zorlukları nedeniyle Viyana'da sürdürdüğü tıp öğretimine son vermek zorunda kaldığı için; en büyük hedefi babasının gerçekleşmeyen arzusunu hayata geçirmek olur. Çocukluk yıllarından itibaren hayata bakış açısı ve düşünceleri diğer çocuklardan oldukça farklıdır. Dört yaşlarında küçük bir çocukken farklı bir bakış açısına ve düşünceye sahip olduğunun ilk sinyallerini verir. Bir akşam uyumak üzere hazırlanırken, birden herkes gibi bir gün kendisinin de öleceğini düşündüğünden ve ansızın irkildiğinden bahseder.

Özellikle okul sırasında karşılaştığı iki olay ise onun geleceğini derinden etkiler. Bir gün Tabiat Bilgisi dersinde hocası, hayatın bir yanma mekanizmasından ibaret olduğunu dile getirdiğinde Frankl, hayatın anlamıyla ilgili endişesini dışa vurur. Yine günün birinde intihar eden arkadaşının elinde Neitsche'ye ait bir kitap bulur. Ve henüz o yaşlarındayken dünya görüşü ile hayatın oluşumu arasında varoluşsal bir bağın olması gerektiği düşünür. Yani ilerde bulacağı yeni terapinin temellerini henüz küçük bir çocukken farkında olmadan atar. Ancak hayatındaki en önemli tecrübesini dört ayrı  toplama kampında geçirdiği deneyimlerle kazanır.

Ölüm kampından kurtulup Viyana’ya dönüşünden sonra; önce gerçek mutluluğu nasıl bulduğunu anlattığı ‘Man’s Search for Meaning’ isimli kitabını yazar. Ardından kamptaki deneyimlerine dayanarak kurduğu Logoterapi’nin ayrıntılarını anlattığı ‘The Will to Meaning’ isimli kitabını kaleme alır. Her ikisi de bu alanda rehber niteliği taşır. Ve kendisi dünyanın hemen her ülkesinde pek çok panele, konferans ve seminere katılarak duygu ve düşüncelerini ilgilenenlerle paylaşır. Kitapları dışında pek çok makalesi de vardır. 72 yaşında yaşadığı kalp sorunlarını yenemez ve hayatına veda eder.

Şimdi gelin isterseniz kısaca Victor Frankl’in bulduğu terapi olan  LOGOTERAPİ’den söz edelim. Kökeni Yunanca bir kelime olan ‘Logos’ (Anlam) dan gelir. Yani Logoterapi ‘Anlam yoluyla terapi’ demek. Bu haliyle "Terapi yoluyla anlam" düşüncesini esas alan geleneksel psikoterapinin  tam tersi bir anlayış içerir. Ele aldığı ana kavram ANLAM’dır. Ana özelliği ise insanın hayatına anlam kazandırabileceği amaç ve hedefler bulmasını sağlamaktır.

Kendi sözleriyle bu tanımı kuvvetlendirelim mi?

"Kişi hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir." diyor Frankl. Ve yaşamın anlamını bulabilmek için öncelikle bir amacımızın olması gerektiğini vurguluyor. Eğer hayatımızın bir döneminde acının vazgeçilmez olduğu durumlarla karşılaşırsak acının da bir anlamı olabileceğini unutmamamız gerektiği üzerinde duruyor. Yaşanan en zor şartların bile bir sebeple bizim karşımıza çıktığını, gelip geçeceğine olan güvenimizi asla kaybetmemiz gerektiğini özetliyor bir anlamda.

Normalde uzmanlar dışardan gelen UYARICIlar ile bizim gösterdiğimiz DAVRANIŞlar arasında kendimize özgü iç psikolojik süreçler olduğunu dile getiriyor. İşte Frankl, uyarıcılar ile davranışlar arasında seçme özgürlüğümüz olduğunu savunanlardan. Ve bu özgürlüğün bilinçlenme derecesine bağlı olarak değiştiğine dikkat çekiyor.  Kimi insan bu özgürlüğü kendi lehine kullanırken, kimi insan çekimser kalabiliyor. Aslında bu bakış açısı o kadar önemli ki bizim hayatımızda.

Bilinç düzeyi gelişmiş, vicdanının sesine kulak verebilen, iradesinin gücüne inanan ve hayal gücüne sınır tanımayan bir insan ise en doğru davranışı sergiliyor. Olaylara geniş bir açıdan bakabildiği için doğru algılıyor, doğru yorumluyor, doğru değerlendiriyor, doğru karar veriyor, doğru bir seçim yapıyor ve sonuçta kendisi lehine en doğru davranışla ÖZÜNDEKİ MUTLULUĞU hep yakalıyor.

İzninizle yazımı kitaplarını hayranlıkla okuduğum Brezilya doğumlu, ünlü yazar, gazeteci ve aynı zamanda söz yazarı olan Paulo Coelho’nun sözleriyle sonlandırmak istiyorum. Adeta benim hayat felsefimi özetlemiş satırlarıyla. Şöyle diyor ünlü yazar;

‘’Kaçırma  gözlerini hayattan. Hep hayatın içinde olsun bakışların. Hep kendi içinde. Baktığın kadar varsın bu hayatta. Hatta sadece bakmakla da yetinme. Görmen de lazım. Görüp de bilmen, bilip de sevmen lazım. Hayatı kendi içinde, kendini hayatın içinde. Bir nefeslik molaları çok görme kendine. Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın. SAKIN PES ETME! Çekil kendi kabuğuna bir süre. Sadece içine bak. Kendi aydınlığın senin içinde. Ara ve bul, içine bak! Özünü fark et! SEN bir MUCİZESİN… AŞKla yaşa ki, HAYAT AŞK olsun. ‘’

Sevgiyle AŞKla kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.04.2013

NOT: Tüm yayınlarında hayata bakış açımızı biraz daha geliştirdiğimiz, değerli yazar Doğan CÜCELOĞLU’nun ‘İyi Düşün Doğru Karar Ver’ isimli kitabı rehber alınmıştır.

1 yorum:

  1. Victor Emil Frankl-İnsanın anlam arayışı kitabından bir paragraf paylaşmak istiyorum..
    "Sevgi,sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer.Sevgi,en derin anlamını ,kişinin tinsel varlığında ,iç benliğinde bulur.Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması ,yaşayıp yaşamaması bir anlamda önemli olmaktan çıkar"S.53

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...