‘’İnsan
özgürlüğü, mutluluğu ve sevgiyi DIŞINDA arar. Ama bu yolculuk içerideki bir
serüvendir. Birliğe doğru çıkılan bir dönüş yolculuğudur.’’
Bu
satırlar Stefano D’Anna’ ya ait. Keyifle okuduğum Tanrılar Okulu romanından.
Adeta
hayat felsefemizin mihenk taşı olan bu satırları öyle ilginç bir örnekle güçlendirmiş
ki ünlü yazar. Bir an soluklanıp, düşünmeden edemiyor insan.
‘’Ren geyikleri onları çılgına çeviren,
dışarıda boşu boşuna aradıkları MİSK kokusunun ardında ölüme koşuyorlar.’’
Evet
misk kokusunu biliyordum, ama ren geyiklerinin bu kokuya neredeyse ömürlerini
adamaları beni hayli etkiledi. Düşünsenize; bir ömür boyu sürüler halinde
bulamayacakları bir kokunun peşinden koşuyorlar. Kaynağın kendi içlerinde
olduğundan habersizce ölüp gidiyorlar.
Bu
nasıl bir dramdır böyle?
Misk
kokusu.
Geyiklerin
kendi ter bezleri tarafından üretiliyor. Karınlarının hemen altında yumruk
büyüklüğündeki bir kesede toplanıyor bu özel madde. Yağlı bir salgı. Kuvvetli
ve hoş kokulu. Rengi siyaha yakın, koyu kahverengi.
Bu salgıya kokuyu veren ise muskon organik bileşiği.
En
iyi misk Tibet ve Moğolistan’ın yüksek Tonkin dağları eteklerinde yaşayan, bir
tür erkek misk geyiğinde buluyor. Yaklaşık 30 yıl ömrü olan geyiklerin çok türü
var. Geviş getiren toynaklı memeliler onlar. Ormanlarda yaşıyorlar. Görme,
koklama ve işitme duyuları hayli gelişmiş. Biz onları en çok boynuzlarıyla
tanıyoruz. Ancak misk türü geyiklerin boynuzları yok. Boyları ancak 55 cm.
civarında. Atik ve çevik bir yapıları var. Oldukça da ürkekler. Otla
besleniyor. Diğer isimleri de misk keçisi.


Misk
faresi kahverengi tüylü bir kemirgen. Kuzey Amerika’da yaşıyor. İyi bir yüzücü.
Salgı bezesi cinsiyet organında.
Misk
öküzü ise iri yapılı sığıra benzer bir tür. Eti ve sütü çok lezzetli. Asya ve
Kuzey Amerika’da yaşıyor. Çıkardığı koku o kadar kuvvetli ki, 90 metreden
duyulabiliyor.
Misk
kelimesinin kökeni Arapça’dan geliyor. Eşsiz, güzel koku demek. Misk, koku sanayinde parfüm yapımında kullanılıyor
günümüzde. Hayvanları da bu amaçla avlanıyor. Elbette nesilleri tükeniyor. Çünkü
son derece pahalı bir madde.
Doğanın
muhteşemliği yine hepimize şapka çıkartacak cinsten. Varlıklarından habersiz olduğumuz
nice eşsiz canlı türü var yeryüzünde. Misk salgılayanlar da bunlardan sadece bir
kaçı. Salgıladıkları kokuyla varlıklarını sürdürüyor ve çoğalıyorlar. Ancak bu
güzelliğin ana kaynağını bilemeden ölüp gidiyorlar.
Peki
ya bizler? Tıpkı Stefano D’Anna’nın dediği gibi sevgiyi ve mutluluğu hep
dışarılarda aramıyor muyuz?
Aslında
sahip olduklarımızla, yeryüzündeki en eşsiz canlı bizleriz. Ah bir farkına
varabilsek. Başka güzelliklerin peşinde ömür tüketirken, kendi içimizdeki
albenileri görmekten aciziz ne yazık ki. Ren geyiklerinden ne farkımız var
sorarım size?
Kıssadan
hisse hesabı her şeyi kendi içimizde aramamız gerekirken; bizler ne yapıyoruz? Gözümüz,
kulağımız, kalbimiz dışarıda. Umutlarımızı, mutluluk beklentilerimizi hep bir
şeylere, birilerine bağlayarak ömür tüketiyoruz.
İnsanın
mutluluk beklentisini dışarda araması.
Ancak
her şeyi tamam olduğunda mutlu olacağına inanması.
Bu
uğurda çabalaması ve her seferinde uğradığı başarısızlıkla, yaşam enerjisinden
uzaklaşması. Hep başkalarını suçlaması.
Nasıl
derin bir ironi aslında. Eğer bunu hemen fark edemezsek, boşu boşuna yitirilen
koca bir ömür bizi bekleyen yegane son olacak. Ve elbette pişmanlıkla keşkeler
eşliğinde.

Son satırlarda ünlü yazar Paulo Coelho’nun önerdikleriyle güç bulalım istiyorum. Şöyle diyor Latin Amerikalı yazar;
‘’Kaçırma
gözlerini hayattan. Hep hayatın içinde olsun bakışların. HEP KENDİ İÇİNDE. Baktığın
kadar varsın bu hayatta. Hatta bakmakla da yetinme. Görmen de lazım. Görüp de bilmen,
bilip de sevmen lazım. Hayatı KENDİ İÇİNDE, kendini hayatın içinde. Bir nefeslik
notaları çok görme kendine arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın, sakın PES
ETME!’’
Ruh
yapımız, inceliğimiz, zarafetimiz, hayata karşı duruşumuz, kalbimizden yayılan ışıltımız.
Kendi içimize dönüp, tüm bunların farkına vardığımız noktada değişecek birçok
şey. Hayat elimizin altından kayarken, boşuna koşmak yerine; bunu yapmak çok
daha kolay aslında.
Tek
bir adım yeterli.
Ruhumuzun
diplerinde kalmış, farkına varamadığımız nice misk kokusunu duymaya tek bir
adım.
Hadi ertelemeyelim. Pes etmeyelim. Tüm kalbimizle inanalım ne olur.
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
08.03.2015
Kaynaklar:
http://www.hakaynasi.com; http://www.yoremizden.com; http://misk.nedir.com; http://www.bilgiler.gen.tr; http://tr.wikipedia.org.
Keyifle okudum, çok samimi bir hatirlatma içeriyor, teşekkür ederim 🍀
YanıtlaSilYıllar önce denk gelmiştim bu yazınıza, şimdi bile isteye arattım Google'da, böyle bir yazı vardı diye. Buldum.🍀
YanıtlaSil