17 Ağustos 2015 Pazartesi

YAPAY mı, GERÇEK mi? (1/2)

Hemen hepimizin peşinden koştuğu mutluluk için bu sorum. Çünkü Amerikalı yazar Profesör Daniel Gilbert; ‘Mutluluğa Takılmak’ kitabında mutluluğu ikiye ayırmış.

Gerçek mutluluk. Yapay mutluluk.

Her şey yolundayken, istediklerimizi elde ettiğimizde; içimizde beliren mutluluk GERÇEK mutluluk. Hani o özel anlarda oluşan ve içimizi kıpır kıpır yapan.

YAPAY mutluluk ise; istediğimizi elde edeMEdiğimiz zaman başvuracağımız yol.

Biliyorum, neredeyse hepimiz bu ikinci yolun, gerçek mutlulukla kıyaslanmayacak kadar önemsiz olduğunu düşünürüz aslında. Öyle değil mi? Oysaki uzmanlar yanıldığımızı söylüyorlar.

O halde önyargılarımızı yıkmanın tam zamanı. Çünkü gerçek ve yapay mutluluk birbirine EŞİTmiş.

Daha inandırıcı olması bakımından; deneysel bir paradigmayı paylaşmak istiyorum.
İsmi ‘Serbest seçim paradigması’. Öyle basit ki.

Örnekte deneklerin önüne altı tane tablo getiriliyor. Ve beğenme derecelerine göre numara vermeleri bekleniyor. En çok beğendiklerinden, en az beğendiklerine doğru. Bir, iki, üç, dört, beş ve altı. Bu seçim sonrası deneklere tablolardan bir tanesinin hediye edileceği söyleniyor.

Ama bir şart var. En beğendikleri tablo değil. Sıralamada tam ortada yer alan üç veya dörtten bir tanesine sahip olacaklar.  

Derken aradan biraz zaman geçiyor. Aynı deneklerle, aynı tablolar kullanılarak deney tekrarlanıyor. Sonuç şaşırtıcı. Çünkü daha önce ilk iki sıraya taşıdıkları tabloları unutup, kendilerine hediye edilecek olanı ilk sıraya taşıyorlar otomatikman. Neden mi? Çünkü ona sahip olacaklarını biliyorlar artık. Aslında denekler, farkında olmadan mutluluğu sentezliyorlar.

Ancak deney burada bitmiyor. Şimdi şaşırmaya hazır olalım.

Bu kez aynı deney; hastanedeki bir grup hastayla yapılıyor. Bu hastalar amnezi hastaları. Çok içki içtikleri için; yakın geçmişi hemen unutan kişiler bunlar.

Deney başlıyor. Tablolar önlerine getiriliyor. Hastalar beğenilerini numaralandırıyor. Hemen peşinden ilk deneyde olduğu gibi; tablolar içinden üç ya da dört numaralı tablonun hediye edileceği söyleniyor. Onlar da diğerleri gibi; sahip olacaklarını ilk sıraya taşıyorlar.

Buraya kadar her şey normal.

Ama aradan biraz zaman geçiyor. Sırada deneyin ikinci kısmı var. Aynı tablolarla hastaların önüne bir kez daha gidiliyor. İçlerinden hiçbiri ne deneyi ve ne de tabloları hatırlamıyor.  Kendilerine ikinci defa anlatılanlar doğrultusunda yeniden numara veriyorlar.

Ve sonuç herkesi şaşırtıyor. Çünkü, bir önceki seçimi ve tabloları hatırlamadıkları halde; aynı tablolara aynı numaraları veriyorlar.

Peki bu nasıl oluyor?

Normal insanlar geçmişi hatırladıkları için işleri kolaydı. Ancak hiç hatırlamayanların da aynı seçimi yapmasının bir nedeni olmalı. Uzmanların açıklamalarına göre; insanlar sahip oldukları şeyleri, düşündüklerinden daha güzel buluyor. Sahip olamadıkları düşündükleri kadar albenili değil artık.  İlk deneydeki sahip olma duygusu ve mutluluk, onların ruh yapısını değiştiriyor. Bir  anlamda; zevk ve estetik tepkileri farklılaşıyor. Yani mutluluk sentezini farkında olmadan yapıyorlar. Böylece; sadece tahminde bulunarak, ilk seçimlerini hiç hatırlamadan; aynı tabloları seçiyorlar. İşte mutluluk sentezinin gizemi ve ışıltısı devrede.

Mutluluğu sentezleyebildiğimiz ölçüde psikolojimizi hep pozitifte tutmayı başarıyoruz. İster gerçek, ister yapay mutluluk. Fark etmiyor. Sonuçta geldiğimiz nokta kendimizi çok daha iyi hissettiriyor.

Peki her şey bu kadar kolay mı? (Cevabı çarpıcı örneklerle 2/2’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

22.06.2015


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...