20 Nisan 2013 Cumartesi

PARADİGMA… Bir GİZEMLİ Kelime ( 1/2 )

Yepyeni ve gizemli bir kavramla tanışmaya, ‘paradigma’ yani ‘zihin haritası’na kısa bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? 

Her yeni kelime, her yeni kavram bize farklı bakış açılarının yollarını aralar. İşte bunu önemseyen, yeniliklere meraklı birisi olarak ele almak istedim bu kavramı da; dilimin döndüğünce elbette.

Aslında 20. yy başlarında ortaya çıkmış bir kavram PARADİGMA. Yunanca’dan dilimize gelip yerleşmiş. Oldukça karmaşık ve zor bir tanımı da var üstelik. Bu konuda uzmanların yaptıkları tanımlardan bir kaçını paylaşmak isterim.

Belli bir düşünce biçimi.

Davranışları belirleyen bir dünya görüşü.

Bir perspektif, bir tür model.

Ortak değerler ve anlayışlar dizisi.

Bir insanın yaşamı algılama biçimi.

Algı düzeneği.

Psikolog Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nun açıklamasıyla ise;  ‘’dünyaya nasıl bir gözlükle baktığımızdır’’ paradigma.  Basit ve yalın bir açıklama. Gerçekten de dünya taktığımız gözlükle değişiyor; bunun farkında olmak, gözlüğümüzün camlarını hep temiz tutmak ve araba pembe renklerle harelenmesine de izin vermek gerek bence.

Elbette hepimizin en büyük gayesi yaşadığımız sürece mutlu olmak. Ama bunu herkesin başaramadığı da bir gerçek. İşte hayatta mutluluğu yakalayanlar, yaşadıkları şeylere olumlu bakmasını bilen kişiler. Onların gözlük camları hep tertemiz ve arada pembe hareli. Hep mutsuz olduklarını savunan diğer kesim ise her şeye olumsuz bir çerçeveden bakarak yaklaşıyor, haliyle gözlük camları kirli, çizik, net göremiyorlar ve etrafındaki pek çok detayı haliyle kaçırıyorlar. İşte bu anlamda paradigmaya; bizleri belirli şekilde düşünmeye, görmeye, algılamaya, yorumlamaya yönelten duygusal sistemler olarak bakarsak; hayat felsefemizi şekillendiren bir yapı taşıdır da diyebiliriz. 
Öyle değil mi? Ve hepimiz kendimize seçtiğimiz paradigmalarla hayatı ve yaşadıklarımızı yorumlar, açıklamalarımızı bu yönde yaparız.

O halde paradigmamızı oluşturan ve etkileyen pek çok faktör olmalı, işte onlardan bir kaçı;

*kalıtımsal faktörler,

*eğitim düzeyi,

*çevre,

*kültürümüz,

*ekonomik ortam,

*ruhsal boyut,

*örf ve adetler,

*inançsal düşünceler,…

Buradan hareketle paradigma için; kalıtım yoluyla bize geçene ilave olarak çevreden alınan duygu ve düşünceler ışığında; doğru ve yanlış yargılaması yapılmadan, karşılaştığımız olayların otomatik olarak yorumlanması, hüküm verilmesidir diyebiliriz.

Aslında her paradigma; belli sorunlar demetine cevap olarak ortaya atılıyor ve zaman içinde gelişiyor. Söz konusu sorun bittiğinde ise paradigma da bitiyor ve yerine yeni sorunlarla beraber yeni paradigmalara bırakıyor.

Bu kavramı yaygınlaştıran kişi Amerikalı ünlü felsefeci Thomas Samuel Kuhn.   “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” adlı güzel bir eseri var. Kitabında paradigmayı, düşüncenin ve bilimsel kavramların temel bir bileşeni olarak tanımlıyor. Kuhn’a göre paradigma;  kabul görme ihtimali bulunan bir düşünce yapısının, belirli bir dönem boyunca doğru kabul edilmesi.

Ancak çözemediğimiz sorunlarla karşılaştığımızda, paradigmayı değiştirmek gerekiyor. Çünkü Einstein’in dediği gibi ‘’Karşılaştığınız sorunları o sorunları yarattınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.’’

O halde sorunların içinde kaybolmak yerine: paradigmayı değiştirmeyi başarmak, sorunlara farklı biçimde yaklaşmak ve o sorunu aşmak gerekiyor. Farklı bakış açıları bize farklı davranış kapılarını aralama şansı yaratıyor çünkü.

Örneğin hiç bilmediğimiz bir yere gittiğimizde genellikle, hemen elimize o bölgenin haritasını alarak kendimize bir yön tayin ederiz. Başka yere ait bir harita ile bulunduğumuz yerde yön bulmamız ya da varmak istediğimiz yerlere ulaşmamız mümkün olmaz. İşte paradigma da böyle aslında; her soruna uygun haritayı edinmek, yani o olaya uygun bakış açısını yaratmak gerekiyor. Bu da ancak sistemli düşünme yöntemleri ile başarılabiliyor. Bu nedenle özgür ve yaratıcı düşünmek, olaylara geniş bir açıdan bakabilmek, bilgi birikimine sahip olabilmek çok önemli.

Bakın liderlik konusunda uzman olan ünlü Amerikalı yazar Stephan Covey ne der; ‘’Başımıza gelen her şeyle, onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır.’’  Bu sözden hareketle, sahip olacağımız geniş bakış açısı ve düşünce sistemi; bize geniş bir alanda yepyeni paradigmalar yaratmamızı sağlar. Böylece sorunları çözecek cevaplara daha kolay ulaşmamız mümkün olur. (devamı 2/2 ‘de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

13.03.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...