4 Ocak 2017 Çarşamba

ANNEMDEN BANA, BENDEN KIZIMA KADİM MİRAS (1/2)

Kadın olmanın MUHTEŞEM döngüsüyle kucaklıyoruz her birimiz dünyayı; içindekilerle beraber.

Bir BÜTÜN olarak.

Hücrelerimizi oluşturan temel taşlardan bir tanesi olan; minicik mitokondri DNA’ mız bizlere annemizden miras kaldı. Kız çocuklarımıza da bizim en değerli mirasımız olarak aktarıldı. Ondan da kendi kızlarına geçecek ve bu kadim döngü yaşam devam ettikçe sürecek.

Ben bundan daha değerli bir miras düşünemiyorum. Çünkü sahip olduğumuz bu minicik parçacık; tıpkı değerli bir PIRLANTA gibi.

Hiçbir değişime uğramıyor.

Hiçbir şeyden etkilenmiyor.

Zamana yenik düşmeden, nesiller boyu taşınıyor.

Hâlbuki hücre çekirdeğimizdeki diğer DNA’lar her yeni nesille beraber farklılaşıyor. 

Çünkü erkekten gelen DNA’lar da devreye giriyor. Ama mitokondri DNA’mıza hiçbir etken dokunamıyor.

Bir başka deyişle; annelerin mitokondri DNA'sı, çekirdek DNA'sı gibi babaların DNA'sına karışmıyor. Dolayısıyla bizler annelerimizden aldığımız bu kadim mirası; kendi çocuklarımıza, kızlarımıza ve oğullarımıza; miras olarak aktarıyoruz. Ancak bu olağanüstü aktarım sadece kız çocuklarında hiçbir kesintiye uğramadan yıllar boyu devam ediyor.

Hal böyle olunca bilim karşımıza yepyeni bir teori çıkarmış oluyor. 1987 yılında 
Amerika Antropoloji Enstitüsü'nde araştırmalar yapan Rebecca Cann’ın bulduğu bu hipotezin ismi ‘’Havva Hipotezi’’.

Bu hipotezi geliştirmek adına; Asya’dan Orta Doğuya, Afrika’dan Avrupa’ya kadar; dört ayrı kıta ve 700 kadının plasenta dokuları üzerinde araştırmalar yapıldı. Sonuçta tüm kadınların mitokondri DNA’larının AYNI olduğu fark edildi. Bir başka deyişle, eskilere gidildikçe tüm kadınların tek bir kadından gelme olasılığı ağır basmaya başladı.

Hipoteze bu yönüyle bakarsak, dünya üzerindeki tüm kadınların biyolojik kardeş olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz.

Bu şahane teoriyi daha iyi anlayabilmek adına gelin hücre yapımızı, onun temel taşlarından bir tanesi olan mitokondrileri hatırlayalım.

Önce hücrelerimiz.

Bizim en minik parçacıklarımız onlar. Her birinde karmaşık yapılarda organeller var. 
Organel, Fransızca kökenli bir kelime. Hücre içerisinde bulunan, kendi içinde özelleşmiş yapılar demek. Bedenimiz için organ ne ise, hücrelerimiz için de organeller aynı anlamda kullanılıyor.

İşte hücre içindeki bu organellerden bir tanesi de mitokondrilerimiz.

Mitokondri; kelime kökeni olarak Yunanca’dan geliyor. İplik tanesi demek.

Yapısı oldukça karmaşık ve ilginç.

Oval veya çubuk şeklinde olabiliyor. Bölünme ve çoğalma özelliği var.

Her bir özelliği ve parçacığı ise kendine has. Çalışma şekli, prensipleri, DNAsı, proteinleri ile diğer organellere pek benzemiyor.

İşlevleri tartışmasız çok önemli olan mitokondrilerimizin boyları 0,2-5 mikron arasında değişiyor.

Hücre içinde dolaşırken, bir yandan da enerji üretiyor ve nerede enerji ihtiyacı varsa oraya koşturuyor. Kısacası onlar bizim yaşam enerjimiz. Dışarıdan aldığımız besinler değişime uğrarken, hücrelerimiz için gereken enerjiyi açığa çıkartıyor. Yaşamsal olaylar için gerekli bu enerjinin neredeyse %95′ini sağlıyor.

Öte yandan genetik bilgilerimizi saklayan bir hazine kutusu kendileri.

Şimdi bu muhteşem organellerin genetik kodlarının, anne baba DNAları ile beraber izlediği yola bakalım mı?

Yeni bir canlının oluşumu sırasında; hem anne hem de babanın hücre çekirdeğinde taşıdıkları genetik malzemeler; çoğunlukla eşit miktarda yavrularına aktarılıyor.

Ancak mitokondriler hücre çekirdeğinin dışında yer aldıkları ve çift zarla çevrili oldukları için bu kurala pek uymuyor.

Bu nedenle de üreme sırasında yavru canlı için gerekli genetik DNAlar sadece anneden alınıyor. Babanın sperm hücresindeki genetik kodları ise yeni nesle aktarılmıyor.

Peki neden? ( devamı çarpıcı cevabı ile 2/2’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

28.11. 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...