7 Mayıs 2018 Pazartesi

BAŞKALARINDA KALMAK


‘’ Yollar yokuş yoruluyor insan, harala gürele hiç fark etmeden. Bambaşka yerlere gidiyorken, kalktım sana geldim.’’
diyen Bülent Ortaçgil gibiyiz çoğumuz.

Aşkın, sevginin, dostluğun özlemini çektiğimiz; başımızı yaslayacak güven dolu bir omuz aradığımız zamanlarda özellikle; kalkıp gidiyoruz.

Yüreğimizi hafifletmek, sırtımızdaki ağırlığı azaltmak, dertlerimizi paylaşmak, hayatımıza renk katabilmek adına son bir çabayla.

Gidiyoruz ve kalıyoruz.

Yüreğimizi kanatacaklarını bile bile kalıyoruz hem de.

Yerimiz rahat olmadığı halde bir türlü bırakıp gidemiyoruz.

Gün geliyor terk ediliyoruz da yine orada, o kalpte kalmaya devam ediyoruz.

Peki neden?

Bakın eserleri ve düşünceleri ile dünya çapında geniş yankı uyandıran; Lübnan doğumlu şair, aynı zamanda ressam olan Halil Cibran ne der?

"Geldim korkma aç kapıyı.

Sende kalmaya değil, BENİ ALMAYA geldim."

Nasıl derin. Nasıl manidar öyle değil mi?

Birilerinde kalan parçalarımızı toplamak adına geri dönmeyi, kapılarını çalacak cesareti göstermeyi anlatıyor.

Biliyoruz ki zor. Çok zor.

Peki aramızda yapabilenler var mı?

Elbette var. Değişimin gücüne inanan, ondan korkmayan kişiler cesaretle geri dönmeyi biliyorlar.

Değişimden korkanlar ise kendi kalın kabukları ardında, yaralı bir halde yaşamaya çalışıyor.

Oysaki Karen White, ‘Hasat Mevsimi’ isimli romanında değişimi öyle güzel anlatmış ki.

‘’Değişim, ardımızda bıraktıklarımızdan fazlasıdır. Değişim bir araya getirmektir. Yeniliğin ve olasılıkların hasadıdır.’’

Bırakın değişimi kucaklamayı, bizler yeri geliyor hatırlamaktan bile çekiniyoruz yaşamdaki engebeli çakıl taşlarını. O yokuşlu yollarda öyle hırpalanıyoruz ki, yaşamın avuçlarımıza bıraktığı armağanı yok sayıyoruz.  

Her bir parçası bizi BİZ yapan inci tanelerini savrukça harcıyor; başka kalplerde bırakıyoruz. Oysa değişmek için onları toplayıp, bir araya getirmek gerek.

Biliyor musunuz bu nadide taşları başka kalplerde bırakmak, kendimize yapacağımız en büyük kötülük aslında.

Biz onlarla bir bütünüz. İsteklerimiz, hayallerimiz, duygularımız, düşüncelerimiz, çektiklerimiz, çilelerimiz, acılarımız, sevinçlerimiz, pür neşe hallerimiz; hepsi ama hepsi bizi biz yapan değerlerimiz. Ve onlar için hiç kimseye hesap vermek zorunda değiliz.

İnanın bana; böylesi zamanlarda yalnız kalmak, kendimizle olmak en iyi yol.
Tek bir şartla. Kendi kendimize kalmayı asla yalnızlık hissetmemek gerek.

Tıpkı sinema tarihinin önemli Rus yönetmenlerinden biri olan Andrey Tarkovski’nin dediği gibi;

‘Kendinizi kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.’

Sanırım ben bunu başaranlardanım. Kendime ayırdığım her bir mini zaman parçası benim için çok kıymetli. Yalnız olmak benim için üretmek demek. Yalnız olmak bilgi dağarcığımı yepyeni bilgilerle renklendirmek ve yaşama başka gözlerle bakmak demek.

Hayatta önemli olan zafer kazanmak, başkalarını alt etmek değil ki. Gün gelir zafer kazanmak son darbeyi vurmak gibi görünür. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değil. Aradan geçen süre kazanılmış gibi görünen zaferlerin, aslında bir yenilginin başlangıcı olduğunun göstergesi de olabilir; unutmayalım.

Evet hepimiz hayatla savaş halindeyiz. Ama esas kazananlar o savaşın içinde kaybolanlar değil; amacını koruyup kollayanlar. Ayakları üzerinde sapasağlam duranlar.

Şair ve yazar Onat Kutlar ile yazımızı yine de umutla bitirme vaktidir şimdi.

"Ama hep biliyoruz. Bahar mutlaka gelecek ve hep birlikte duyacağız yapraklı dalların sesini."

İşte ben buna inanıyorum. Hissedeceğiz hep birlikte o umut çiçeklerinin mis gibi kokusunu. Parçalarımızı tek tek toparladıktan sonra…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

18.03.2018


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...