16 Şubat 2013 Cumartesi

AŞKIN lezzetinden SEVGİNİN sıcaklığına HAYATA ( 2/2 )


Şimdi gelin cevabı herkes tarafından merak edilen bir soruya gelelim. Ve AŞKIN SÜRESİ ne kadardır diye soralım? Bakın uzmanlar bu süreyle ilgili nasıl bir açıklama yapıyor;

‘’Tutkulu aşkın ilk başlarında; insanların beynindeki haz hormonlarında ciddi bir artış ortaya çıkıyor. İlk 8 aydan itibaren, bu kimyasal değişiklik normal insanlardaki seviyeye iniyor. Aşk davranışsal olarak bitmeye başladığı zaman bu kimyasalların miktarı azalıyor, tutkulu aşkın bitme süresi ise 12-18 ay arasında değişiyor”

Bu anlamda New York Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmadan söz etmek istiyorum sizlere. Birbirlerine çok aşık olduğunu söyleyen kadın ve erkeğe; sevgilileri ile sevgililerine benzeyen kişilerin fotoğrafları gösteriliyor. Ve bu arada beyin görüntüleri alınıyor. Sevgililerinin fotoğrafını gören deneklerin, beyninin hızla tepki verdiği ve beynin özellikle motivasyonla ilgili bölümünün harekete geçtiği belirleniyor. Gerçekten de AŞK, insanın yaşayabileceği en güçlü duygulardan birisi; aşık olan kişinin beyni aşırı derece motive oluyor ve bu durum bedendeki diğer organları da etkiliyor.

Aşk aynı zamanda beynin ödül bölgesinde değişiklik yapıyor, aşk ödül olarak algılanıyor. Ve zaman içinde bu duygu fırtınası geçmiyor, sadece biçim değiştiriyor. 
Yine denekler üzerinde yapılan araştırmalarda; ortalama 21 yıldır evli olan ve eşlerini hala çok sevdiklerini söyleyen 20 deneğin beyin taramaları incelendiğinde; eşlerinin fotoğraflarını gördüklerinde deneklerin beyinlerinde ödül ve bağlılık bölgelerinin tepki verdiği tespit ediliyor. Yani zaman içinde ilişkiler alışkanlığa dönüşüyor, eşinin kendisini terk etmesinden artık korkmayan kişinin beyni ihtirasa odaklanıyor.

Evet aşk bu kadar albenili, bu kadar özel bir duygu. Üzerine yazılan şiirlerin, şarkıların, romanların, öykülerin haddi hesabı yok.  Ve çoğumuz hayatımızda en azından bir defa da olsa bu duyguyu tatmak istiyoruz, biliyorum. Üstelik kaç yaşında olursak olalım bu istek bitmiyor, bu heyecan hep canlı kalıyor içimizde bir yerlerde. Pekiyi aşık olmak için bu kadar can atarken aşka gerçekten ne kadar hazırız?  Bu soruya çoğumuzun yanıtını duyar gibiyim ama, aşka hazır olmak sadece sözlerle olmuyor. Aşka bakış açımızı ve aynı zamanda aşkın bize nasıl baktığını biraz irdelememiz gerekli. Çünkü kalbimizin derinlerinde bir yerlerde hiç farkında olmadığımız korkular, çekinceler varsa işte bunlar bizi aşktan uzaklaştırıyor. Ve bu durum hepimizde farklı şekillerde oluşuyor. Bu nedenle bir kesim çok hızlı aşık olurken, bir kesim aşkı hiç yaşayamıyor.

SEVGİde ise durum farklı, hepimizde tek bir şekilde oluşuyor. Çünkü her bebek, sevme güdüsü ile doğuyor. Sonrasında yaşadıkları ile şekilleniyor sevgi profili; artıyor ya da azalıyor. Aşka hazır olmak adına ise tıkanık noktaların açılması, insanın hayata bakış açısını geliştirmesi gerekiyor. Böyle diyor uzmanlar. Geçmiş yaşantımızda nelerden korktuğumuzu bilirsek ve  onların üzerine cesaretle gidersek aslında aşkın o zor yolunda ilk adımı atmayı başarabiliriz hepimiz, ne dersiniz?

Bunun için öncelikle kendi etrafımıza ördüğümüz kalın duvarları yıkmamız ve kalbimizi tüm güzelliklere, hayata açmamız gerekiyor. Pekiyi KALBİMİZİN KAPISINI nasıl aralayacağız? Bunun için ruhumuza dönmemiz gerekiyor aslında. Ve arada sırada kalbimize misafir olmamız… hadi gelin bugün bir değişiklik yapalım ve ne zamandır uğramadığımız, belki de yıllardır unuttuğumuz kalbimizin kapısını çalalım, bakalım ne olacak? Gani Özkök’ün satırlarına kulak verelim mi bu anlamda…

‘’Hiç bir şey için geç kalınmış değildir, şimdi hemen kalbinizin kapısını çalmaya başlayın ve içinizdeki o muhteşem insan ile tanışın. Şayet kapıyı açan kişiyi viran bir halde görürseniz sakın şaşırmayın, yıllarca ihmal ettiğimiz kendimizi göreceğiz ve onunla tanışacağız. Bizi çok özlediğinden eminim... İçimizdeki kendimiz ile sevgi dolu muhabbetlerle sarmaş dolaş olmak elimizde. Hemen şimdi gözlerimizi kapatıp, sessiz bir ortamda, düşüncelerimiz ile kalbimizin kapısını çalıp işe başlamak zamanıdır, geç kalmayın. Tanışacağınız kendinize hayran olacağınıza eminim.’’

Bu satırlar ne kadar önemli aslında, insanın kendi içine İÇSEL YOLCULUĞU bir anlamda. Bu dünyada hiçbirimizin benzeri yok ki, hepimiz özeliz ve bunu bilmek, farkına varmak, kendimize o değeri vermek gerek. Ve elbette  kendi kalbimizin kapısını çalmak gerek ara sıra. Ne olup bittiğini anlamak adına, öyle değil mi?

Hepimiz buna evet diyoruz ama hangimiz bunu yapıyoruz ki? Hep ertelemelerdeyiz kendimiz söz konusu olduğunda ne yazık ki… o halde haydi gelin şimdi tam zamanı, kalplerimizin kapısını aralayalım bakalım bize ne diyecek? Ben merak ediyorum, ya sizler?

Yüreğimizi açmaktan söz etmişken Şems-i Tebrizi’ye kulak vermeden olmaz; bakın her bir satır ne kadar anlamlı…

‘’Yüreğimi açmak!’ dedim.
 ‘Bir tebessümle bak her şeye’  dedi.
 ‘Tebessüm’ dedim.
 ‘Her kapının anahtarı’ dedi.
 ‘Kapı’ dedim.
 ‘Girmeden bilemezsin’ dedi.
 ‘Ya korku!’ dedim.
 ‘Bilinmeyenden korkar insan’      dedi.
 ‘Ben kimim?’ diye sordum.
 ‘Sevgiyle beslenensin’ dedi.
  Durdum. Durdum. Yine sustum.
 ‘Kimsin?’ diye sordum.
 ‘SEN’im’ dedi.
 ‘Seni Seviyorum’ dedim
 ‘Bende Seni’ dedi…’’

Seni seviyorum diyen ve anlık değil ömürlük AŞKlar sarsın içimizi… TEBESSÜMle, SEVGİyle ve AŞKla aralansın kalbimizin kapıları…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

07.02.2013









Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...