2 Kasım 2013 Cumartesi

YÜREK SESİNDEN HAYALLERE (2/3 - İMGELEME YOLUYLA İYİLEŞME GÜCÜNE)

Hayallerimize dört elle sarıldık. Yüreğimizden olacağını hissettik ve beynimize doğru mesajlar verdik. Bütünün içinde akışa uyduk. Ama bitmedi. Şimdi imgeleme yoluyla neler yapabiliriz, kendimizi nasıl daha iyi hissederiz bunu aralayalım beraberce. Baştan söyleyeyim, okuduklarınıza, yaşamsal örneklere inanamayacaksınız. Ve içinizden ‘’onlar yapabilmişse ben neden yapmayayım?’’ diyeceksiniz. Ben buna eminim.

Üstelik Amerikan Kızılderilileri, Hint düşünürleri ve geleneksel Çin tıbbına yıllarını verenler başta olmak üzere; geniş bir kesimin zihin ve beden tedavisinin ana unsuru olarak kabul ettiği imgeleme; yıllar öncesine dayanan bir teknik. 

Biliyoruz ki bedenimiz ve zihnimiz iletişim halinde. Ve zihnimizdeki düşünceler hızla akmakta. İşte bu akışa, daha doğrusu benliğimizin diline imgeleme diyoruz. Ve zihnimizdeki bilgileri imgeleme yoluyla ifade ediyoruz. Hepsi gördüğümüz rüyaların, kurduğumuz pembe hayallerin, sımsıkı sarıldığımız anıların, yaptığımız hayat planının birer yansıması. Yani iç dünyamıza imgeleme yoluyla kocaman bir pencere açıyoruz. Ne hissettiğimizi, neler düşündüğümüzü bu pencereden görüyoruz. Farkındalığımızı artırıyor, negatif düşüncelerin bilinçaltımızı esir almasına mani oluyoruz.

Ama imgeleme yoluyla daha başka şeyler de yapabiliriz. Uzmanlar isteğe bağlı olmayan davranışlarımızı da bu yolla etkileyebileceğimizi belirtiyor. Üstelik bu durum bedenimizin farkındalığı adına son derece önemli. Çünkü imgeleme yaptığımızda, otonom sinir sistemimizin tepki veriyor olması; sağlık anlamında kocaman adımlar atmamızı sağlayabiliyor.

Peki otonom sinir sistemimizi etkilemek, ona söz geçirmek kolay mı? Evet kolay. En basit örnekle, yeşil bir can eriği yediğimizi ya da bir limonu sıktığımızı düşünmemiz bile elimizde olmadan ağzımızı sulandırmaz mı? İşte bunun gibi. İmgeleme yaptığımızda, beynimiz bunu gerçek gibi kabul ediyor ve bedenimize sinyal yolluyor. Özellikle gevşemiş, rahatlamış bir ruh ve bedenle yapılan imgeleme beden sağlığımız üzerinde büyük faydalar sağlıyor. Tüm organlarımız birbiriyle daha bir uyum içinde, daha sağlıkla çalışıyor. Nefes alışımızdan kan akışına kadar her şey mükemmel bir düzeye ulaşıyor. Kısacası imgeleme bedenimizin temel kontrol sistemini olumlu anlamda etkiliyor. Bu harika değil mi sizce de?

Konunun uzmanları imgeleme konusunda hala bilinmeyenler olduğunu belirtirken; beynimizle ilişkisi konusunda büyük adımlar atıldığında hemfikirler. Daha önce beyinle ilgili yazımda da belirtmiştim. Beynimizin sol yanı mantıksal, sağ yanı hisler temelinde düşünüyor. Sol yanımız parçalara ayırıp analiz ediyor. Sağ yarımız bir araya getiriyor. Yani sol beynimiz bilgileri sırayla, sağ beynimiz ise hepsini aynı anda değerlendiriyor. 

Dolayısıyla imgelemede bize yardımcı olan kısım sağ beynimiz. Bütünü gördüğü için hissettiğimiz duygulara yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Duygularımızla ilişki içinde olduğu için hastalıklara karşı daha dirençli olmamıza ön ayak oluyor. Yeni çözümler üretiyor. Gizli kalmış noktaları ışığa kavuşturuyor. Tüm bunları yaparken biz de kendimizi eskisinden çok daha iyi hissediyoruz. Bedenimizde yaşadığımız rahatsızlıkların çoğunlukla olumsuz duygu ve düşüncelerimizden kaynaklandığını düşünecek olursak; bu durum bir hayli kıymetli bizler için.

Çünkü içimizde bitmek bilmeyen bir çatışma yaşadığımızda; bunun  bedelini maalesef bedenimiz çekiyor. Ya bir yerlerimiz ağrıyor ya da acıyor. Aslında farkında olmadan hastalıklara davetiye çıkarıyoruz. Ve bazen bedellerini travmatik bir biçimde ödüyoruz. 

İşte bu nedenle sağ beynimizin sesini dinlemek, nelere ihtiyacı olduğunu bilmek çok önemli. Sağ beynimize danışmak ve onunla işbirliği yapmak da. Hasta olmadan bunu yapabilirsek çok şanslıyız elbette. Ama hastalıklar sırasında da imgeleme yoluyla şifamızı artırmamız mümkün. Böyle söylüyor yıllarca bu konu da uzmanlaşmış doktorlar ve araştırmacılar. Üstelik tıp dünyasından verdikleri örnekler oldukça manidar.

19. yüzyılda yaşamış Alman pataloji bilgini Rudolph Virchow “çoğu hastalık fizyolojik bir zayıflıkla birleşen mutsuzluktan ibarettir.” diyor. Haklı değil mi sizce de?
Gerçekten de bastırılmış duygular, bilinçaltına süpürülen olumsuzluklar yok sayıldığında; ‘ben buradayım, beni yok sayamazsın’ dercesine ağrı ya da hastalık olarak kendini göstermeye başlıyor. İşte ilk adım bunları bulup açığa çıkarmak ve derininde bizi neden etkilediğini bulmak. Hepsi için de FARKINDALIK ve kendi içimize açtığımız pencere KİLİT rol oynuyor.

Uzmanlar en basitinden en karmaşasına kadar her türlü hastalığın tedavisinde imgelemenin etkili olabileceğini söylüyor. Bu konuda çalışmalarını yoğunlaştıran pek çok bilim adamı var. Bunlardan bir tanesi Dr. Martin Rossman. Çalışmalarını ve araştırmalarını örneklerle beraber “İmgelemenin İyileştirici Gücü” adlı eserinde toplamış. Kendisine örnek olarak aldığı kişi ise Dr. Irving Oyle. Şifayı zihinde canlandırmanın iyileşmedeki ilk adım olduğunu savunan güçlü bir doktor. Beraberce pek çok çarpıcı örneğe tanıklık etmişler. Bu arada eşiyle özellikle kanserli hastalar üzerinde imgelemeyi kullanan Dr. Carl Simonton ile tanışmış. Tanık oldukları ve izledikleri örnekler; imgelemenin basit bir hastalıktan, ölümcül bir hastalığa kadar her kategoride etkili olduğunu açıkça gözler önüne sermiş. Bunun için olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulup, sağlıklı imgelerle adım atmanın ne kadar önemli olduğunu kitabındaki her bir satırda dile getirmiş. (devamı gerçek yaşam öykülerinden bir tutamla 3/3’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ


01.10.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...