13 Ekim 2015 Salı

NİHAYET AKLIM KALBİMLE BULUŞTU

Aklımız almış başını gidiyor. Koşuyor adeta. Bizi de peşinden sürüklüyor.

Ama ya kalbimiz?
O her zaman sakinliğini koruyor.
Bizimle beraber, tam içimizde.
Görüyor, gözlemliyor. Zarafetle bizi uyarıyor.
Öyle yumuşak ki ses tonu.

İçimizdeki karmaşa çok sesli olduğunda duymuyoruz ne yazık ki. Varlığının bile farkında değiliz çoğu zaman.  

Ancak, ünlü Hintli düşünür Osho’nun da dediği gibi aklımızın kalbimizle buluşması gerek. Yani aklımızın bacaklarının kalbimizin gözlerine ihtiyacı var. İşte o zaman tam bir bütün olup hayatın içinde cesurca yol alabiliriz.  Korkularımızn yerine sevgimizi koyarak. Bilinmeyenler de olsa önümüzde fersah fersah; ne gam. Keyifle yelkenimizi  şişirebiliriz.

Gelin ünlü düşünürün öyküsüne kulak verelim. Bakalım aklımızın bacakları, kalbimizin gözlerine yetişebiliyor mu?

‘’Geçmiş zamanların birinde, köylerin hemen dışında yaşayan iki dilenci ile ilgili öykümüz. Bunlardan bir tanesinin bacakları yok. Diğerinin de gözleri. Birbirine rakip iki farklı karakter onlar. Aynı yerde, aynı işi yaparak para kazanmaya çalışıyorlar. Bu nedenle birbirlerini sevmiyorlar. Aralarındaki kızgınlık, zaman zaman kavga boyutuna bile geçiyor.

Günlerden bir gün; yaşadıkları bölgede bir orman yangını çıkar. Genellikle birbiriyle konuşmamayı tercih eden iki dilenci; hayatları için bir karar vermek zorunda kalır.

Gözleri görmeyen dilenci diğerine seslenir. Ve onu omuzlarına alabileceğini söyler. Elbette kendine yolu tarif etmesi, yani görmeyen gözleri olması şartıyla.

Çok kısa bir süre sonra, düşmanlıklarını bir kenara koyup hayatlarını kurtarmak adına bir araya gelirler. Yani güçlerini birleştirirler. Eksik yanlarını tamamlayıp hayatta kalmayı başarırlar.’’

Kısa öykümüz böyle.

Şimdi kıssadan hisse hesabı; kendi içimize dönelim mi? Farkında mısınız bilemiyorum ama; bizim de eksik yönlerimiz var. Aklımızın bacakları var, gözleri yok. Kalbimizin ise gözleri var, bacakları yok. Sonuçta her ikisi de tek başınayken yetersiz kalabiliyor.

Bir araya geldiklerinde ise MUCİZEler baş gösteriyor. Aslında hayatın içinde hep var olan, o şahane ANlar tek tek önümüze diziliyor. Sanki o anda var olmuşçasına.

Aslında yaptığımız o kadar basit ki. Sadece kalbimizi aklımızla buluşturuyor FARKINDALIĞIMIZI artıyoruz.

Kalbimizin gözleri bize öyle bir güven duygusu veriyor ki; aklımızın koşarken içimizde yarattığı endişe kokan dalgalanmaları silip götürüyor.

Bu durumda, kalbimizin sesini dinleyip, bizi yönlendirmesine izin vermek en iyisi değil mi sizce de?

Kalbimizin devreye girmesiyle aklımız ışıldamaya başlıyor. O pırıltılar zekamızın izleri. Ve bu ne kadar da şahane bir durum.

Kolay bir yol değil biliyorum, ama olsun. Adım adım yürümek de güzel. Her bir adımda bize göz kırpan ANları fark etmek de. Evet belki bilge olamayız ama ‘’adam gibi adam’’ olmak; hayata zarif bir imza bırakmak da çok ama çok anlamlı. Sizce de öyle değil mi?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

1.08.2015




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...