Sanırım
bedenimizin bu parçasına olan hayranlığım ve açlığım hiç bitmeyecek.
Kim
bilir belki bu denli gizemli olması beni çekiyor. Ama beni ilgilendiren;
sebebinden ziyade onun muhteşemliği.
Yılları
su gibi tüketirken her yönümüzle değişiyoruz. Ve bu değişime birebir tanık
oluyoruz. Ancak beynimiz kapalı bir kutu misali.
İçeride neler oluyor?
Acı
çekerken, aşıkken, kederliyken, sevdiklerimizi kucaklarken, ağlarken, öfkeyle
tepkiler verirken; yaşadığımız yığınla tecrübenin ona etkisi nasıl?
Kazandığımız
deneyimler ona neler katıyor?
Ruhumuzun
zorlandığı gibi zorlanıyor mu? Yoksa bildiğini mi okuyor?
Bu
değerli parçamız adeta kemik bir zırhın içinde. O denli sıkı korunuyor. Çünkü
çok kıymetli. Ancak bir o kadar da esnek. Bizim değişimlerimize anında cevap
veriyor.
Bu
şahane değil mi?
Çünkü
belirli bir zamana kadar beyin hücrelerinin yenilenme özelliği olmadığı tezi
söz konusuydu.
Yaşamımız
süresince; aldığımız tüm çevresel faktör ve farklılıklara tepki olarak; beynimizin
yapısını ve işlevini değiştirme kapasitesi var.
Bence
bu MUHTEŞEM bir gelişme.
Bir
şeyler öğrenirken beynimiz esniyor.
Bir
şeyleri hafızada tuttuğumuzda beynimiz esniyor.
Türlü
davranışlarda bulunurken beynimiz esniyor ve değişiyor.
Buraya
kadar anlaşılabilir geliyor.
Peki
ya unuttuğumuzda?
İşte
o zamanda; hafızamızda farklı bölgeler oluşturmak adına beynimizin tüm
hücreleri, bağlantı ağlarıyla beraber değişime katılıyor.

Yaş
aldıkça esnekliği azalıyor bunu hepimiz biliyoruz. Beynimizin şu anki esnekliği
haliyle bir bebeğin beyni kadar değil.
Ama
olsun. Mademki hücreler yok olmuyor, yeni hücre yapımına ve üstelik değişime
müsait; o halde karalar bağlamak niye?
Bunama
ve Alzheimer gibi giderek ağırlaşan hastalıklardan korkmayalım artık.
(devamı 2/2’ de)
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
01.08.2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder