5 Temmuz 2013 Cuma

ŞÜPHENİN SON DURAĞI YOK ( 2/2 )

Doğru düşünmek, doğru bilgilerle yerinde ve zamanında doğru eleştiriler yapmanın, hedefe ulaşmada en güzel yol olduğunu unutmamak gerek. Ancak bunun için gerekli şüphe hayatımızın her anına sızdığında; işler karışmaya, bıçağın o keskin yanı ruhumuzu acıtmaya başlıyor.

Böyle anlarda ne yapmalıyız sorusuna güzel bir örnek kendi tarih sayfalarımız arasından geliyor. Biraz manidar olsa da paylaşmak istedim.

Aynı zamanda adâleti ile ilgili hikâyeleri ile tanınan, eski bir alimden söz etmek istiyorum sizlere. Kendisi değerli bir Osmanlı alimi. Aynı zamanda Nasreddîn Hoca’nın torunlarından Hızır Çelebi. Memleketi olan Sivrihisar’da kadılık ve müderrislik yapan; kimsenin bilemediği bilgileri bilen, zeki ve çok çalışkan bir alimdi. İşte bu özellikleri onu İstanbul’un fethinden sonraki ilk kadılık görevine getirdi ve ölümüne kadar devam etti. 

Yine kendisi gibi kıymetli bir âlim olan oğlu Sinan Paşa ile birlikte bir gün yemektedir. Sinan Paşa, felsefe ile ilgili olduğundan bir takım yersiz endişeler ve lüzumsuz şüphelerden zihnini arındıramamaktadır. Hızır Bey ise, oğlunun bu durumundan bir hayli endişe duyar. Yemekte söz döner dolaşır ve Sinan Paşa’nın şüphe ve endişelerine gelir. Hızır bey oğluna: “Senin bu durumun öyle bir noktaya geldi ki, sen neredeyse şu önündeki tabağın varlığından da şüphe edeceksin” der. Sinan paşa: “Eh ne yapalım ki, haklısınız. Ama ben de şüphe etmekte haklıyım” deyince, Hızır Bey, bir şey söylemez. Sadece tabağı alır ve oğlunun kafasına hafifçe çarpar. Ve bu nükteli cevap, Sinan Paşa’nın tabak konusundaki şüphelerini silip atar.’’ Bence de Nasrettin Hoca’nın torununa da bu nükteli ve yerinde cevap yakışır.

Manidar örneğimizdeki gibi şüphe yerinde ve dozunda kalsın her daim. Yaşantımızda, duygularımız arasındaki bu bıçak sırtı duygunun; bizi ele geçirmesine mani olmamız çok önemli. Çünkü yapılan araştırmalar, adeta hastalık boyutuna gelen bu rahatsızlığın sayıca giderek arttığını gösteriyor. Genelde özgüveni az, narsist ve eleştiriye kapalı kişilerde bu durumların daha sık yaşandığı ise bir başka gerçek.

İstem dışı, sürekli beynimize gelen ve sonu olmayan takıntılı düşünceler; bir süre sonra takıntılı davranışlara da dönüşebiliyor. Ve iş sizin konrolünüzden çıkabiliyor. Yaptığınız şeylerin anlamsız olduğunu bile bile sizi hapseden ve hayatınızı zindana çeviren bu duygudan bir türlü kurtulamıyorsunuz. Bu da yaşam kalitenizi bozuyor. Hayattan zevk alamaz hale geliyorsunuz. İkili ilişkileriniz zarar görüyor. Giderek yalnızlaşıyorsunuz.

Normalde insan doğası gereği elbette şüpheci. Üstelik şüpheci olmasa bilimsel doğrular kendini yenileyemez, dolayısıyla da bilimsel olmaktan çıkardı. O düzey ve amaçtaki bir şüphecilik gerekli ve yararlı. Sözümüz herhangi bir amaç olmaksızın her şeyde kuruntuya düşmek, şüphelenmek, düşünce kontrolümüzü kaybetme noktasına gelmek. İşte bu durum hem kendimize hem de etrafımızdakilere fazlasıyla zararlı.

Ünlü Hintli düşünür Jiddu Krishnamurti  şöyle der; ‘’Önemli olan neyin sevindirdiği ve neyin üzdüğü değil, doğru olanı görmektir. Ondan sonra siz değil, doğru olan harekete geçecektir.’’ İşte doğruyu yakalamak sonunda kısa süreli üzüntü olsa bile önemli. Ve bu kadarcık bir şüphe yeterli, fazlasıyla zararlı.

Sevgi, aşk, en güzel dostluklar ışıltısıyla kalbimizi ısıtırken; şüphenin o soğuk koridorlarında dolanmayalım ne olur. Önce kendimize, sonra da etrafımızdaki insanlara güvenmemiz gerektiğini de unutmayalım. Çünkü hala güzel kalpli insanlarla çevrili etrafımız. Tıpkı Mevlana’nın dediği gibi olan, bizi yalnız bırakmayan;

‘’Leyla değilim dost, lakin çağırırsan çöllere gelirim. Sana yalan halde gelmem, toplarım özümü yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığımda kim o dersen, ben olmam kapında sen olur gelirim. Sen gel de yeter ki, yola yük olmam yol olur gelirim.’’

Kaldı ki güvenimizi sarsacak olaylar yaşasak bile kendimize olan güvenimizle onun da üstesinden gelebiliriz diye düşünüyorum. Hayat bu kadar renkli ve güzelken tat almaya bakmak en güzeli. Yoksa her insandan, her olaydan şüphe ederek yaşayamayız ki. Unutmayalım, hayat kısa ve şüphenin son durağı yok. Nerede ve ne zaman ineceğimize ise bizim karar vermemiz gerekiyor.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

26.05.2013



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...