9 Mayıs 2016 Pazartesi

GERÇEK ZENGİNLİK NEDİR? (2/2)

Aradan yıllar geçiyor. Lim okuyor. Başarılı olmak için tüm gayretini gösteriyor. Güzel bir üniversiteyi hak kazanıyor. O saatten sonra da; her şeyi kendi başına başaracağını söyleyerek;  babasının yardımlarını kabul etmiyor.

Dolayısıyla evden ayrılırken iki tarafında kalbinde kırgınlık rüzgarları esiyor.  

Ne yazık ki Lim, bu ruh halini geçen yıllar içinde hep koruyor. Bir iş adamı olduğunda bile eve dönmek istemiyor. Aile toplantılarına katılmıyor. Her defasında babasının çağrılarını işlerini bahane ederek erteliyor.

Babasının üzüldüğünü fark ediyor etmesine, ancak umursamıyor. Çünkü o çocukluk öfkesine her defasında yenik düşüyor.

Derken bir gün babasını kaybettiğini öğreniyor. Evine geri dönüyor. Çocukken terk ettiği evi ve eşyaları kendisine o kadar yabancı geliyor ki. Eşyaları elden geçirirken; onu her defasında üzen eski kumbarayı buluyor. Ve bir sürü mektup.

Mektupları tek tek açıp okuyor. Hepsinde bağışlar için teşekkür eden satırlarla karşılaşıyor. Buna bir anlam veremiyor. Hatta bir yanlışlık olduğunu düşünüyor.

Sonunda mektubun geldiği adresi ziyarete gidiyor. Karşısında yardıma muhtaç çocukların yaşadığı bir yardım kuruluşunu bulunca epey şaşırıyor.  

Kapı önündeki şaşkınlığı, içeride senelerce bağış yapan ismin kendisi olduğunu öğrendiğinde iyice artıyor. İnanamıyor. Hata olduğunda ısrar ediyor.

Kuruluşta tekerlekli sandalyede genç bir adamla tanışıyor.  Babasından övgüyle söz eden bu genç; babasının çok sevildiğini, özellikle çocukların gönlünde apayrı bir yer kazandığını anlatıyor coşkuyla.

Aslında babası kendisini hiç düşünmeden, hastalığını da hiçe sayarak; hep çok çalışmış; çocuktan yaşlıya buradaki herkese yardım etmekten büyük keyif almıştır. Ve beraberce kumbarada biriktirdikleri o paraları buradakiler için harcamıştır.

Tekerlekli sandalyede olduğu için okula gitmeyi istemeyen, neredeyse hayatından vazgeçen bir çocukla ise özel olarak ilgilenmiştir. Ona her gün kitaplar okumuş, sabırla elinden tutmuş; sonunda direncini kırmıştır. Babası sayesinde hayata yeniden bağlanan o çocuk; şimdilerde çok başarılı bir yetişkindir.  Ve o yıllarda babasının kendisine verdiği özel notu hala saklamaktadır.

‘’Harika bir adam olacaksın. İnan yeter. ‘’

Lim, oradan elinde ödül ve içindeki büyük pişmanlıkla çıkarken; azimli genci, babasını ve yaptıklarını düşünür. Çocuk aklıyla nasıl da yanılmıştır.

Evde babasının fotoğrafını başköşeye asar. Çekmecelerin birinde bulduğu eski palyaço kıyafetini giyerek; yıllarca kendisinden habersizce yardım ettiği kuruluşa gider. Artık oradakileri gülümsetme sırası ondadır. Tıpkı babasının yıllar önce yaptığı gibi.

İşte o anda GERÇEK ZENGİNliğin ne olduğunu çok daha iyi anlar.

Ve sözler; gökyüzünden kendisine gülümseyen babasının fısıldaması gibi; kendi dudaklarından dökülür.

‘’Gerçek zenginlik, ne kadara SAHİP OLMAKla değil; ne kadar VERDİĞİNle ilgilidir.’’

Babasının felsefesini anlamıştır geç de olsa. ‘’

Öykümüz böyle.

Şimdi yorum sizler de. Bu güzel felsefeyi anlatabilmenin başka yollarını bulabilir miydi o baba bilemiyorum. Diğer çocuklara gösterdiği ilginin birazını da kendi çocuğuna göstermeliydi; diyenleriniz var belki de aranızda. Çocukluktan kalan yürek kırgınlıklarının telafisi de zor mutlaka. Ancak birer yetişkin olduğumuzda; iş işten geçmeden; henüz vakit varken bağışlayabilmek en güzeli. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmenin ilk adımı sevgiyle engelleri yok etmek. Aslında ne kadar zengin olduğumuzu fark etmek.

Ve elbette gönülden vermek.

Paylaşmak.

Bir tebessüm, bir teşekkür, bir hediye, bir jest, bir dilim ekmek, bir kap su, minik bir kemik parçası, kısacası her ne olursa olsun. Yeter ki verelim. Verelim ki gerçek zenginliğimiz gün be gün artsın.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

25.03.2016



1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...