3 Eylül 2018 Pazartesi

SIRA DIŞI BİR AŞKIN ÖYKÜSÜ



Kökeni ortaçağa kadar uzanan; ancak adını en çok Fransız Devrimi sırasındaki sık kullanımı ile duyuran; bir idam aleti giyotin.

İroni bu ya daha insancıl bir infaz yöntemi hedefi ile geliştirilmiş.

Gerçekte idama karşı olduğunu savunan; Joseph Ignace Guillotin isimli Fransız bir doktor tarafından bulunmuş.

Sonraki yıllarda kendi adını taşıyan böylesi bir aletle anılmasından rahatsızlık duyduğu için de soy ismini değiştirmiş kendisi.

O dönemlerde oldukça önemli bir toplumsal olay olarak karşılanan giyotinle idamlar, Fransa’daki Concorde (o zamanlardaki ismiyle Devrim) meydanında tiyatro gibi sergilenirmiş. İnfazı gerçekleştirenler ise ülkede herkes tarafından tanınan ünlü kişilermiş.

İşte yazıma ilham olan sıra dışı aşkın öyküsü; acımasızlığın kol gezdiği, vahşetin alkışlandığı bir tarihte ve bu yerde hayat bulmuş.

Gelin 1793 yılına, Fransa Concorde Meydanı’na gidelim ve kahramanlarımızla tanışalım.

Öykümüzün kadın kahramanı mahkemenin idama mahkum ettiği Charlotte Corday.

Peki erkek kahramanı kim dersiniz?

Giyotinle infaz sırasında; tam O ANDA; aşık olacağını bilemediği kadın için önceden ölüm kararını imzalayan Adam Lux.

‘Hayat bu kadar mı çelişkilerle dolu olur?’ dedirtiyor insana değil mi?

Gerçekten de yaşamın bize ne zaman, nasıl bir sürpriz yapacağını kestirmek mümkün değil. Tıpkı aşkı hayatının son saniyesinde yakalayan ve yakaladığını sanıp kaçıran kahramanlarımız gibi.

Henüz 24 yaşında olan Charlotte Corday, ülkedeki iç savaşın tek sorumlusu olarak gördüğü Jean Paul Marat'ı bıçakla öldürür. Bu nedenle 17 Temmuz günü yargılanarak ölüm cezasına çarptırılır.

Fransız halkı için yine heyecanlı günlerden biridir. Üstelik bu kez karşılarındaki kısa kestane rengi saçları ile genç ve güzel bir kadındır.

Meydandaki kalabalığın arasından bir kağnı ile giyotinin bulunduğu idam sehpasına doğru ilerlemektedir.

Binlerce kişi heyecanla bu kırmızı giysili, elleri bağlı kadının son anına şahit olmayı bekler. Bu arada hakaret dolu sözler sarf etmeyi de unutmaz.

Tamamen bir tesadüf eseri o meydandan geçen Adam Lux, bir anda kendisini kalabalığın ortasında bulur. Hayatın kendisine hazırlayacağı acı sürprizden habersiz idamı izlemeye koyulur.

Genç kadının solgun ve üzgün yüzüne baktıkça bakar. Giderek hayranlığının arttığını hisseder.

Bu arada Charlotte arabadan indirilir. Diz üstü çöktürülür. Sonra giyotin başına doğru hızla iner.

İşte Adam Lux anlar ki duyduğu bu hayranlık aslında mucizevi bir aşktır.
Ondan sonraki günlerde sanki hiç yaşamaz. Zaman zaman aklına intihar fikri gelse de; o ölüm şeklini çoktan belirlemiştir. Bu amaçla hedefine kilitlenir. Aşık olduğu ama ölmesine sebep olduğu kadın gibi ölecektir.

Aşkına duyduğu özlemle Charlotte hakkında övgü dolu yazılar yazması onu hedefine çabucak yaklaştırır.

Tutuklanır.

Yargılanır.

Giyotinle idam edilir. Ve SON ANINDA aşkına aynı yolla ulaşmanın keyfiyle gülümser…

Sıra dışı aşk öykümüz böylesi acı bir sonla bitiyor.

Ancak hayat böyle bir şey işte.  

Her ANI sürprizlerle dolu.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

21.05.2018




1 yorum:

  1. Merhabalar Efendim.
    Hikayeyi büyük bir ilgi ile okudum. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Ancak, ben bu hikayede bir farklı bir durum gördüm ve bu durumu daha iyi anlayabilmek için size soru sormak durumunda kaldım. Genç kadının idam kararına imza atan Adam Lux, yargıç olsa gerek öyle değil mi? Eğer yargıç ise, genç kadını yargılarken, kadına hiç bakmamış mı? Yani kadın yargılanırken yargıçların karşısına hiç alınmamış mı? Adam Lux, neden kadını yargılarken fark edip aşık olmamış da kadın giyotin sehpasında iken aşık olmuş. Eğer böyleyse, Adam Lux, yargıladığı kadını, ancak giyotin sehpasında iken mi fark edebilmiş? Yoksa, Adam Lux, yargıçların verdiği kararı onaylayan daha bir üst mercide görevli biri mi?

    Hikayenin en can alıcı noktası da: Charlotte Corday'ın ölüm fermanını imzalayan yetkili Adam Lux'un kadının idam edileceği anda idam mahallinden geçiyor olması ve kadına o esnada aşık olması gerçekten çok ilginç. Hikayenin asıl ilginç yanı ise, idam fermanını imzaladığı kadının akibetinin aynısını bizzat yaşamak için kendi sonunu hazırlamasıdır. İşte aşk böyle bir şey. Aslında Aşkın başladığı yerde mantık biter. Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan'da aşkı anlatırken: "Aşk, kendi kendini kandırma, kendini anlamsızlaştırarak bir sarhoşluk hali oluşturma durumudur. Bilincin dışına taşma, idraki yitirme ve varlığın asli çizgilerini kaybediş..." şeklinde tarif etmektedir. Daha aşk ile ilgili o kadar çok sözleri var ki, aşkı adeta : Bilinçsizlik, akıl dışılık, fıtratla çatışma ve yoklukta erime zemininde yürüyen marazi bir haldir." şeklinde tarif etmektedir. Aşkın lügatteki tanımı da "sarmaşık" demekmiş. Yani duyguların düzensiz bir hal almasıymış. Hoca daha devam ediyor ama, ben artık burada son vermek istiyorum.
    Paylaşımlarınız gerçekten çok anlamlı, çok güzel ve yararlı paylaşımlar. Sayenizde Fransız hikayelerinden haberdar oluyoruz. Siz araştırıyor, buluyor ve derliyorsunuz ve bizlerle paylaşıyorsunuz. Gerçekten ben çok anlamlı ve değerli buluyorum. Zaten bu nedenle de sayfanızı ziyaret ediyor ve paylaşımlarınızı okumaya, anlamaya ve anlamadığım yerleri de soruyorum.
    Selam ve muhabbetlerimle. Allah'a emanet olun.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...