Geçtiğimiz günlerde insanın içini sıcacık yapan, ara ara yüreğini sızlatan ama umudun çiçek açtığı bir film izledim.
İzlerken
insanı düşündüren, hala yeterince empati yapmadığımızı adeta yüzümüze haykıran
bir engelli filmi.
İsmi
CODA.
Bu
İngilizce bir kısaltma aslında.
CODA
(Child of Deaf Adults) yani kulakları işitmeyen ve konuşamayan bir ailenin,
işiten ve konuşan tek çocuğu demek.
Fransız
filmi ‘La Famille Bélier'in İngilizce yorumu olarak karşımıza çıkan film 2021 yılında
çekilir.
Amerika
Birleşik Devletleri, Fransa ve Kanada ortak yapımı.
94.
Akademi Ödülleri'nde En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi
Uyarlama Senaryo dallarında üç ödül kazanır.
Bir
dijital platform tarafından yayınlanan ve En İyi Film Oscar'ına ulaşan ilk film
olur.
Üstelik daha çarpıcı kısmı ise başrollerinde ağırlıklı olarak işitme engelli oyuncuların oynadığı İLK film olması.
79.
Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Drama Filmi, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında
ödüle aday gösterilir.
Ayrıca
başrol oynayan ve üstün performansları ile aday olan sanatçılar, sinema
tarihinde adaylığa layık bulunan ilk engelli sanatçı oldukları için de tarihe
geçerler.
Tüm
bu doneler bile filmin izlenebilirliğini artıyor elbette.
Bir
dönem engellileri yakından tanıma şansı kazanan birisi olarak, biliyorum ki her
engel yaşayandan sorulur.
Bizlerin onları anlaması mümkün değil. Empati yapabilsek dahi çektikleri zorlukların kıyısına zor yaklaşırız.
Belki
de yapabileceğimiz en güzel şey, onların da bizler gibi olduklarını kabul etmek.
Engelleri
ile aramızda rahatça nefes almalarına olanak sağlamak.
Sadece
o kadar.
Engelliler
arasından işitemeyen insanlar ise, hepimizin özlem duyduğu sessizliğin tam orta
yerindeler.
Bizler
rutin işlerimizi yaparken, okulda eğitim alırken, iş yerlerinde çalışırken ve
çoğu zaman kaos dolu olayların arasında huzuru sessizlikte ararken; onları
nasıl da unutuyoruz.
Düşünsenize sıkıldığımızda bir müzik açıp, notaların ve sözlerin arasında kaybolurken; onlar hiç duyamıyor. Müzikten geçtim, ne kendi seslerini, ne çevrelerindeki sesleri, ne de canlarından çok sevdikleri yavrularının seslerini tanımıyorlar. Eski yıllarda görsel yayınlar bu kadar ileri değilken işleri belki daha da zordu.
Peki
bizler anlayabildik mi?
Maalesef
hayır.
Üstelik
çoğunluğu oluşturduğumuz için onları yaralayıcı tavır ve davranışlarla üzdük.
Uzmanlar
dilin bilişsel gelişime büyük katkı sağladığını, bu nedenle de işitme sorununun
zamanında çözümlenmesi gerektiğini düşüyor.
Sorun
çözülemezse ve kişi sessizliğe mahkum kalırsa; zihinsel gelişimi, okuma yazma
becerileri ve hatta öz güven gelişiminde de sorunlar ortaya çıkıyor.
Konuşulanları anlayamıyorlar.
Çevre
sesleri duyamıyorlar.
Dolayısıyla
iletişimde aksaklıklar yaşıyorlar.
Kendilerini
ve gereksinimlerini ifade ederken zorlanıyorlar.
Bu
sorunlar giderek çevreye uyum sorunları, davranış bozuklukları, toplumdan
uzaklaşma ve hatta depresyona bile yol açıyor.
Hem
kendilerinin hem de çevresindekilerin yaşamı bu nedenden dolayı olumsuz olarak
etkileniyor.
Gün
be gün yaşam kaliteleri düşüyor. (devamı 2/2’de)
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
08.03.2026





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder