Yani beynin kış uykusu.
Biliyoruz
ki yaş ilerledikçe pek çok insanın korkulu rüyası haline geliyor demans ve
alzheimer.
Üstelik
görülme sıklığı giderek artıyor.
Çaresi
yok, ancak ilaçlarla seyri yavaşlatılıyor.
Nedeni
ise bilinmiyor.
Hal
böyle olunca şüpheler ilerleyen yaşla beraber artıyor.
Uzmanlar
insan ruhunun, gerçek gücünü konfor içinde değil, dirençle karşılaştığında
keşfettiğini söylüyor. Yaşamdaki olaylara bu şekliyle baktığımızda kazancımız
hayli değerli.
Çünkü
zaman geçiyor ama edindiğimiz dersler yaşam hanemize artı olarak yazılıyor.
Üstelik
yaşadıklarımızın ağırlığı altında kimi zaman ezilirken; iç dünyamızla barışık
kalabilirsek, manen yorulsak bile yaşamda hala var olmanın keyfini hissedebiliyoruz.
Tıpkı psikolog Gülseren Budayıcıoğlu’nun dediği gibi;
‘’İnsan
iç dünyasıyla barışıksa, yaşadığı acılar onu çok yorabilir. Ancak var olmaktan
duyduğu hazzı elinden alamaz.’’
Böylece
beynin kış uykusuna yatmasının kapılarını kapatmış oluyoruz bir anlamda. Çünkü
gerçek gücümüzü kullanıyoruz.
Eğer
yavaş yavaş isimleri, yediğimiz yemeği unutmaya başladıysak; kaygılanmak yerine
beynimizin tek düze yaşamımızdan sıkıldığı sinyallerini göz ardı etmeyelim.
Her
gün aynı şeyleri yapmak, aynı yolu yürümek, aynı yerde oturmak, aynı eli
kullanmak gibi farkında olmadan yaptıklarımızda değişiklik zamanı çoktan gelmiş
demek ki.
Belki
küçük değişiklikler, farklı yerler, farklı ortamlar denemek.
Belki
de şaşırmak için bahaneler yaratmak.
Niye
olmasın?
Aslında rutinlerimiz değerli. Onlar yaşam yolumuzu kolaylaştıran basamaklar bir anlamda. Ancak aksadığında ne kadar kıymetli olduğunun farkına varıyoruz. Ta ki işin ucu tekdüzeliğe varıncaya kadar.
Gelin
görün ki değişiklikler de çok güzel. Çünkü yaşama heyecan katan, bizi
umutlandıran, tebessüm ettiren nedenler olmalı hayatımızda.
Olmalı
ki umut da olsun.
Bilim
insanlarının kış uykusu olarak isimlendirdiği ‘zihinsel hibernasyon’ aslında
beynimizin kendini yavaşlattığı ön evre.
Uzmanlar;
nörolojik gerilemenin önemli bir kısmının, tıbbi nedenlerden önce zihinsel ve
duygusal tekdüzelikten beslendiğini belirtiyor. Beynin
yaşlanmadığını sadece şaşırmayı bırakınca küçüldüğünü; beynin yeniliği sevdiğini,
yenilik bulamazsa kendini kapattığını savunuyor.
Önerileri
ise oldukça net.
Derin
ve nitelikli sosyal temas.
Yani
gerçek sohbetler.
Ve
elbette okumak, belki yazmak, yürümek, sanatla uğraşmak, yeni şeyler öğrenmeyi
sevmek, hayatın kırgınlıklarından uzak kalmaya çalışmak, gezmek, uzak diyarlara
adım atmaya çalışmak, üretmek, yeni insanlar tanımak, hatta negatif titreşim yayan
insanlardan uzaklaşmak…
Tüm
bunlar benim aklıma gelenler.
Kısacası içimizden her ne geliyorsa yapmak, yapmaya gayret göstermek.
Haklısınız,
bu gayreti gösterirken bir parça cesaret gerekiyor ki ben eminim bu hepimizde
var.
Böylece
bize engel olmaya çalışan korku ve endişe azalıyor. Kısacası ruhen
özgürleşiyoruz bir anlamda.
Şanslıyım
ki çevremde hayat tecrübesi çok uzun olan, ancak geleceğe dair heyecanı ve
hedefleri hiç bitmeyen insanlar var.
Ben
onlara gıpta ediyorum.
Keşke
hepimiz onlar gibi olabilsek.
Tüm
bunları yapmak için şu anda karar verip uygulamak bile kocaman bir umut adımı.
Tıpkı
Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın dediği gibi;
‘’İyimserlik, beynin olasılıklarını algılama biçimidir. Umut ise, o
olasılıkların içinde bir yol seçme kapasitesidir.’’
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
01.05.2026
Kaynaklar:
https://www.safaknakajima.com; https://gulenaypema.com.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder