Sekiz yaşında küçük bir kızken verdiği kararla bilim insanı olan harika bir kadın bugünkü konuğumuz.
“Genç
bir bilim insanının ödülü, dünyada bir şeyi İLK gören veya anlayan kişi olmanın
verdiği duygusal heyecandır.”
Bu
cümle İLK’lerin kadınına ait.
Cecilia
Helena Payne-Gaposchkin.
Britanya
asıllı Amerikan gök bilimci ve astrofizikçi.
Zeki.
Çalışkan.
Matematiğe
aşık.
Astronomi
tarihinin parlak yıldızı.
Üniversiteye
profesör olarak atanan ilk kadın.
Üniversitede
bölüm başkanlığı yapan ilk kadın.
Yıldızların büyük ölçüde en hafif iki kimyasal element olan hidrojen ve helyumdan oluştuğunu keşfeden ilk kişi.
Cecilia
1900 yılında İngiltere'nin tarihi kasabası Wendover’da varlıklı ve eğitimli bir
ailede doğar.
Oxford
Üniversitesi öğretim üyesi, önemli tarih kitaplarının yazarı, avukat, hakim ve
aynı zamanda yetenekli bir müzisyen olan babasını küçük yaşta kaybeder.
Sert
karakterli yetenekli annesi tarafından büyütülür. Kardeşleri ile beraber çok
iyi eğitim alır. Erkek kardeşi arkeolog, kız kardeşi mimar olurken; Cecilia henüz
sekiz yaşındayken bilim insanı olmaya karar verir.
Okulunda
temel Latince, Fransızca ve Almanca bilen, matematik ve geometriyi çok seven başarılı
bir öğrenci olur. Evde ise çoktan yetenekli bir piyanisttir.
Okul
yaşamındaki her şey yolunda giderken, ailesi ile beraber Londra'ya taşınmak
zorunda kalır. Maalesef ne yaşadığı yeni şehri ne de okulunu sevemez. Kendi
başına evde matematik çalışmaktan daha çok keyif alır.
17 yaşına geldiğinde okulunun ona daha fazla yardımcı olamayacağını söyleyerek ayrılmak ister.
İngiliz
müziğinde kendine özgü tarzı ile tanınan klasik müzik bestecisi ve eğitimcisi
Gustav Holst’tan ders almaya
başlar.
Bilime
ve müziğe olan sevgisi yaş aldıkça artar. Ancak gönlü bilim insanı olmaktan
yanadır.
Bu
amaçla, 19 yaşında Cambridge Üniversitesi'ne tam burslu olarak girer.
Başlarda
aldığı botanik derslerinin yerine, fizik bilimleriyle daha çok ilgilendiğinin
farkına varmaya başlar.
Arthur Eddington'ın ‘Genel Görelilik Teorisi’ üzerine verdiği bir konferansa katılır. Heyecanla düşünmekten tam üç gece uyuyamaz.
Fizik
bölümünde okurken, çok sevdiği astronomi derslerine de katılmaya başlar. Astronomi
kitaplarını büyük bir hevesle inceler.
Aynı
zamanda; Einstein'ın genel görelilik kuramını deneysel olarak kanıtlayan;
İngiliz astrofizikçi ve matematikçi Sir Arthur Eddington’un konferanslarını
ilgiyle takip eder.
Modern
astrofiziğin temellerini atan bu önemli ismin desteği ile astronom olmaya karar
verir.
Fizik
okuması gerekirken, günlerini ve gecelerini astronomi projeleri üzerinde
çalışarak geçirdiği için üniversiteden ikincilikle mezun olur.
O
yıllarda Amerika’da bir kadının astronomi alanında çalışması, İngiltere'ye göre
daha kolay ve fırsatlarla dolu olduğu için ülkesinden ayrılır.
1923
yılında, Cambridge şehrine gelir.
Hiç vakit kaybetmeden Harvard Koleji Gözlemevi'ne burslu olarak kaydolur.
En
sevdiği alanda azimle çalışırken, yıldızlar en yakın arkadaşı olur.
1925
yılında sadece iki yılda tamamladığı doktora teziyle tüm dünyaya sesini
duyurur.
Çünkü
tezi o zaman kadar kabul edilenin aksine; yıldızların içeriğinin büyük ölçüde
hidrojen ve helyumdan oluştuğunu gösterir. Ayrıca yıldızların sınıflandırılırken
sıcaklıklarının esas alınacağına vurgu yapar.
Gelin
görün ki, elde ettiği bu sonuçlara kimse inanmaz, dolayısıyla tezi hemen kabul görmez.
Hatta bazı gökbilimcilerin itirazı ve diretmesi ile karşılaşır.
Sonra
ne mi olur? (devamı 2/2’de)
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
03.04.2026





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder