21 Eylül 2013 Cumartesi

CANA CAN KATALIM, KAN VERELİM

Şu sıralar radyo ve TV yayınlarında oldukça anlamlı bir spot duyuru yapılıyor. Belki aranızda fark edenleriniz olmuştur.

‘’Kan vermek için bahanelere sığınmayın! Korkmayın! ‘’ diyor.

Korkmak ama neden? Kimimiz kan görmekten korkarız, kimimiz iğneden, pek çoğumuz da canımızın acımasından … Oysa ki bağışlayacağımız kanla; kimlerin çaresizliğini dindireceğimizi, kimlerin yaralarına derman olacağımızı bir düşünebilsek… işte o zaman böylesi korkulara yer olmaz  sevgi dolu kalplerimizde.

Düşünün belki bizden uzakta, belki de yakınlarda bir yerlerde; hastalığın pençesinden kurtulmayı dört gözle bekleyen bir bebek, bir çocuk, kadın ya da erkek ve elbette onların gözünün içine bakan sevenleri var. Hiçbirini tanımıyoruz, varlıklarından haberdar bile değiliz; ama ne fark eder ki? Bizim ayıracağımız kısacık bir süre ve vereceğimiz kan onların canına can katacak. Hayattan ve sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalmayacaklar. Bu öyle güzel bir yardım, öyle naif bir kalp güzelliği ki… Cana can katıyorsunuz. Çok zor durumda olan birilerine sevgiyle el uzatıyorsunuz; hayata tutunmalarına vesile oluyorsunuz. Bunu tatmak, bu duyguyu yaşamak MUHTEŞEM olmaz mı sizce de?

Aynı duyurunun bir başka bölümünde ise iç sesimize kulak veriyoruz. ‘’Bilmem, hiç aklıma gelmedi şimdiye kadar ‘’diyor. Gerçekten de başımıza böylesi büyük acılar, hastalıklar gelmeden, yaşamadan; kan beklemenin ne denli zor bir sınav olduğunu anlayamıyor insan. Empati yapabilmek gerekirken, yapamıyor. Radyoda anonsları, sosyal medyadaki türlü duyuruları duyduğu, gördüğü halde duyarsızlaşıyor. Ta ki kendileri ya da sevdikleri benzer  zor sınavlarla karşılaşana değin.

Duyarlı olmak lazım her zaman. Başımıza bir şeyler gelmesini beklemeden… İnsanlık bunu gerektiriyor çünkü. KAN VERMEK, ORGAN BAĞIŞLAMAK; CANA CAN KATMAK demek. Sevgiyle el uzatmak demek. Hiç karşılık beklemeden vermek demek. Vermelerin en naif hali de bu değil midir zaten? İç zenginliğinizi öyle güzel çoğaltır ki bu verişler. Kendinizi öyle iyi hissettirir ki. Bu nedenle vurdumduymaz olmamak, ‘bana ne’ dememek gerekiyor.

Hep ACİL anlarda aklımıza gelen, ancak SÜREKLİ bir ihtiyaç olduğunu hep unuttuğumuz KAN. Damarlarımızda dolasan ve hayati fonksiyonlarımızı gerçekleştiren kırmızı renkli bir sıvı. Öyle önemli görevleri var ki. Hücrelerimize oksijenle beraber önemli maddeleri taşımakla kalmıyor; zararlı maddelerin atılmasını da sağlıyor. 
Bedenimizi ısıtıyor, soğutuyor, besliyor, koruyor, enerji veriyor. Kısacası bizim yaşam iksirimiz. Üstelik haberleşmemizin neredeyse tamamını üstleniyor. Damarlarımızda oluşan yırtıkları anında kapatıyor, kendini sürekli yeniliyor. Ne kadar OLAĞANÜSTÜ bir yapımız var, öyle değil mi? Ne zaman bedenimiz ve uzuvlarımız üzerine araştırmalar yapsam ya da bir şeyler yazacak olsam ilk aklıma gelen kelime bu oluyor. Ve işte o anlarımda içimden hayranlıkla beraber kocaman bir şükür duası çıkıyor.

Kan üretilemeyen tek doku. Üstelik tek bir kaynağı var; o da sağlıklı insan. Bilim adamları gün geçmiyor ki yeni bir buluşa imza atmasınlar, yeni bir formülle pek çok hastalığa derman olmasınlar. Ancak kan için aynı şeyi şu anda söylemek mümkün değil maalesef. Bilim adamları yıllardır süregelen çalışmalarında hala tatmin edici bir sonuca ulaşılamadıklarını açıklıyorlar. Çünkü yeterince pratik olmaması, baş gösteren yan etkiler her yeni çalışmayı hüsranla sonlandırmalarına vesile olmuş.

İşte bu nedenle kan bağışı çok önemli. Bu en değerli yaşam iksirinin şu anda yeri doldurulamadığına göre; bize düşen kan bağışlamak olmalı. İhtiyaç anında, acil anonslarını duyunca değil. Elbette bu anonslara duyarlı bir milletiz, yeri geliyor işimizi gücümüzü bırakıp hemen yardıma koşuyoruz. Yardımseverlik bizim genlerimize öyle güzel işlemiş ki… bununla gurur da duyuyoruz ama; hepsi bu kadar.

Çünkü iş o son sınıra geldiğinde; çaresizlik ve gözü yaşlı bekleyişler de o denli artıyor. Sadece yaşayan bilir ne kadar zorlu, ızdıraplı anlar olduğunu. Ama stoklarda  bulunsa; hastalar ve yakınları, içinde bulundukları o zor şartları daha hafif atlatmazlar mı sizce? İşte asıl olan da bu. Sözünü ettiğim kan vermeyi alışkanlık haline getirebilmek, hem başkaları hem de kendi beden sağlığımız için.

Hayat sahnesindeki rolümüzde hani yaşta olursak olalım, yarına bizleri ve sevdiklerimizi nelerin beklediğini kestirmek öyle güç ki. Belki yarın içimizden birinin kan bağışına ihtiyacı olacak. Sonuçta uygun gruptan ve güvenli kan bulmak için çalmadığı kapı kalmayacak. Ateş düştüğü yeri yakar misali, kendi içinde sevdikleriyle yandıkça yanacak. Ta ki onları oradan çekip kurtaracak bir el, yardımsever bir bağışçı bulunana değin.

Başlardaki o umut dolu bekleyiş, zaman geçtikçe umutsuzluğa doğu yelken açmaya başladığında; canınızı verseniz de nafile. Gün gelir kendi kanınız bile uymazken sevdiklerinize. İşte başkalarına muhtaç olduğunuz anlar. Düşünürsünüz iç sesinizle. ‘Neden kimse gelmiyor’, ‘neden anonslara bu kadar duyarsız yaklaşıyorlar’ diye. Ama belki de dün aynısını siz yaptınız. Belki de bizler yaptık. Böylesi duyarsız kaldık; tüm acil anonslarına, tüm çağrılara.

‘’Şimdi işim var’’ dedik; ‘’şu anda yemek yiyorum kalkamam’’ dedik; ‘’orası da çok uzakmış gidemem’’ dedik, … Bahanelerimiz o kadar çok ki, gönül istemedikten sonra. 
Ama zaman o anlarda pırlanta kadar değerli. Değil saatlerin, dakikaların bile önemi var. Çünkü aranan kan geciktikçe, geçen her dakika hastanın aleyhine işlemeye devam ediyor. Belki ameliyat gecikiyor. Belki ameliyatın tam ortasında kalakalıyor çaresiz bedenler. İşte tüm bunları önceden düşünüp; birilerine çare olma duygusuyla, önceden kan vermek çok önemli. Dileğimiz hiç birimizin böyle tatsız ve zorlu sınavlara tabi kalmaması elbette. Ama  hayatın ve yarınların ne bize ne de sevdiklerimize en küçük bir garantisi yok. Bunun bilincinde olmak, bu farkındalıkla yaklaşmak en güzeli.

Kanımızdaki antikorlara (koruyucu maddelere)  bakılarak özelliklerini belirleyen uzmanlar kanı hepimizin bildiği o dört gruba ayırmış. A, B, AB ve 0. En eski kan grubunun ise  “0″ grubu olduğu belirtiliyor. Ancak her kan grubunun vereceği ve alacağı kan grupları farklı. Bu da acil durumlardaki kan ihtiyacını daha da zorlaştıran bir başka etken elbette.

Yapılan araştırmalar ülkemizdeki kan bağışı oranının, nüfusumuzun %1 ‘i kadar olduğunu göstermiş. Ne kadar az düşünsenize, sadece %1. Sonuç acı ve maalesef ülkemizde kan bağışı yeterli düzeyde değil. Zaten yeterli olsaydı, sürekli acil kan anonslarına, çağrılara gerek kalmazdı, öyle değil mi? İşte bu nedenle her yıl binlerce insan herhangi bir hastalıktan ya da kaza sonucu hayatını kaybediyor. Pekiyi ülke genelinde bir yıl içinde ortalama ne kadar kana ihtiyaç duyuluyor? Yapılan araştırmalara göre yaklaşık 2 milyon kadar. Ve bu ihtiyacın büyük bir çoğunluğu hep acil durumlarla karşılanıyor. Bu ise güvenli kan bulmanın sevincini gölgeliyor elbette.

Uzmanlar yaşları 18 ve 65 arası olan sağlıklı her bireyin (50 kg üzerindeki) kan bağışlayabileceğini; ve bunu yılda 2 kez tekrarlayabileceğini belirtiyor. Kan bağışıyla hem canlara can katıyor hem de kendi kan hücrelerimizin yenilenmesini sağlıyoruz. Yani manevi tatminin, huzurun, ilerisi için güven duygusunun, psikolojik olarak rahatlamanın ötesinde; bedenimiz için de son derece faydalı.

Gönüllü kan bağışı yapmanın ve bu naif duyarlılığı başımıza gelmeden göstermenin huzuru hep bizimle olsun. Cana can katmanın tadıyla kucaklayalım hayatı, olmaz mı?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

                                             27.08.2013

Merak edenler için NOT:
Kan gruplarının dünya genelindeki dağılımı;
O Rh + her 100 kişiden 40′i; O Rh - her 100 kişiden 7′si.
A Rh + her 100 kişiden 34′u; A Rh - her 100 kişiden 6′sı.
B Rh + her 100 kişiden 8′i; B Rh - her 100 kişiden 1′i.
AB Rh + her 100 kişiden 3′ü; AB Rh - her 100 kişiden 1′i.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...