13 Eylül 2013 Cuma

HAYATA NAİF DOKUNABİLİR MİSİN?

Hayatın içinde yaşarken, değerken bir şekilde birilerine ya da bir şeye naif dokunabilir misin? Yaşamın o en dar dönemeçlerinde, o en derin ve ıssız kuytularında bile sevgiyle tebessümle ‘iyi ki yaşıyorum’ diyebilir misin? Doğanın cömertçe sunduklarına teşekkür edecek kadar geniş yürekli misin? Yoksa sadece ‘bana’; sadece ‘ben mi’ diyorsun? Doğa, canlılar, hayatı paylaştığın diğer insanlar umurunda bile değil mi?

Oysa ki hayata, doğaya, insanlara, tüm canlılara ve hatta ölüme karşı naif bir duruş sergilemek aslında en kolayı. Çoğumuz ise nedense bir türlü yapamıyoruz. İş söze geldiğinde demediğimizi bırakmıyoruz ama; uygulama safhasında hepimiz sınıfta kalıyoruz. Gelin görün ki bu durum bazıları için hiç de zor değil. Hepimizin özlemini duyduğu bu naif yaşam şeklini bizlere gösteren harika bir video izledim geçenlerde. Ve içimden hemen yazıya dökmek, sizlerle de paylaşmak geçti. Her bir kareden alacağımız o kadar çok ders var ki…

Şimdi sizleri Japonya’da minicik bir köye götüreceğim. Bu köyün ismi yok. Ancak nehirler üzerine kurulan su değirmenleri köyle öyle bütünleşmiş ki; bazıları tarafından haklı olarak ‘Su Değirmenleri Köyü’ olarak tanımlanmış. Tamamen doğal ortamın içinde kendi halinde, son derece mütevazi bir köy. Minicik. Yaşayanların sayısı da oldukça az. Bu köyde elektrik yok. En büyük lüksü yemyeşil bir ormanın içinde, bir çok nehre sahip olması. Bunun değerini fark eden köylülerin kendi elleriyle yaptıkları çok sayıdaki su değirmeni ise; ormanın doğal orkestrasına keyifle eşlik eder gibi. Çevrede duyulan sadece sessizlik. Ve o sessizliğin içindeki kuş cıvıltıları ile su değirmenlerinin aheste aheste dönerken çıkardığı su sesi. Tek kelime ile MUHTEŞEM. Her taraf yemyeşil ve aralarda size göz kırpan rengarenk çiçekler.

İşte böylesi güzel bir tabloya birden sırt çantalı genç bir adam giriyor. Belli ki köyün yabancısı. Etrafına biraz şaşkın, biraz da hayran gözlerle bakıyor. Genç adam gözünün görebildiği her noktada karşısına çıkan su değirmenlerini incelerken; arkasında duyduğu neşeli çocuk sesleriyle bakışlarını o yöne kaydırıyor. Çocukların nehrin üzerindeki bir köprüden geçmeden; yerden nazikçe birer çiçek kopartarak, hemen köprünün bitimindeki büyükçe bir taşın üzerine koyduklarını görüyor. Bu duruma bir anlam veremiyor. Güle oynaya yollarına devam eden çocukların arkasından bir süre bakakalıyor.

Derken, hemen ileride başında genişçe şapkası ile yaşlı bir adama rastlıyor. Su değirmeninin tekerlek kasnağını yapmaya kendini kaptırmış adam. Sessiz, sakin huzurla çalışıyor. İşine öyle odaklanmış ki, genç gezgincinin seslenmesini duymuyor bile. Meraklı genç adam; bu köy, gördükleri ve belki de göremedikleri nedeniyle heyecanla yaşlı adama birbiri ardına pek çok soru soruyor. Bir yandan işine devam eden yaşlı adam hepsini cevaplıyor. Ancak söylediği her söz, hepimize adeta hayat dersi verecek nitelikte.

Sonunda tüm köy halkının burada yaşamadığını; köyde elektriğin olmadığını, çünkü elektriğe aslında ihtiyaç duymadıklarını; insanların rahata çok çabuk alıştıklarını, rahatın daha iyi olduğunu sandıklarını; ama gerçekten iyi olan şeyleri sokağa attıklarını; ışık olarak yağ lambaları ve mumun yeterli olduğunu; gecelerin karanlıkta olması gerektiğini, gündüz kadar aydınlığın gereksiz olduğunu; yıldızların bu sayede daha iyi görülebildiğini; ekinleri için traktör yerine inek ve at kullandıklarını; yakıt olarak sadece kendi kendine düşen odunları ve tezek kullandıklarını bir çırpıda söylüyor.

Her bir cevap genç adamı hem şaşırtıyor, hem de tebessüm ettiriyor. Ancak yaşlı adamın bilge sözleri bunlarla kısıtlı kalmıyor ve hayat görüşünü anlatmaya devam ediyor. İşte onun ağzından hayata ve belki de bizim hiç önemsemediğimiz doğaya bakış;

‘’İnsanların eskiden yaşadıkları gibi yaşamaya çalışıyoruz. Bizim doğal hayat tarzımız bu. Bugünkü insanlar doğanın bir parçası olduklarını unuttular. Ve hepimizin bağımlı olduğu DOĞAYI yok ediyorlar. Her zaman iyi bir şey yapabileceklerini sanıyorlar, özellikle bilim adamları. Akıllı olabilirler. Ama çoğu doğanın kalbini anlayamıyor. Sonuçta sadece insanları mutsuz eden şeyler icat ediyorlar. Yine de icatlarıyla gururlanıyorlar. Daha kötüsü birçok insan da onlara mucizelermiş gibi bakıyor. Onlara adeta tapıyor. Bilmiyorlar ama doğayı yok ediyorlar. Kendilerinin de yok olacağını göremiyorlar. İnsanoğlu için en önemli şey, temiz hava ve temiz su. Bunları üreten ağaçlar ve çimenler. Her şey kirleniyor. Sonsuz dek. Üstelik kirli hava, kirli su insanların kalbini de kirletiyor.’’

Dersini fazlasıyla alan genç adam; bu arada sabah köprü yanında rastladığı çocukların neden büyük bir taşa çiçek koyduklarını sormayı ihmal etmiyor. Sonuçta, uzun yıllar önce o köprüden geçerken ölen hasta bir adamın anısına saygı amaçlı olduğunu öğreniyor. Zamanla bir adet halini aldığını ve tüm köy halkı tarafından da uygulandığını.

Tam bu sırada uzaklardan bir müzik sesi duyuluyor. Genç adam köyün bir kutlamaya hazırlanıp hazırlanmadığını soruyor. Aldığı cevap karşısında ise şaşkınlığı daha da artıyor. Çünkü bu seslerin ve kutlamanın mutlu bir cenaze töreni için olduğunu öğreniyor. İyice afallayan genç adam bir cenazenin nasıl olup da mutlu olabileceğini sorduğunda; ‘’Çok çalışıp, uzun yaşamak ve sonunda teşekkür edilmek ‘’ cevabını alıyor. Yaşlı adam biraz daha açıklama ihtiyacı hissettiğinden olsa gerek sözlerine devam ediyor. Köyde bir tapınak ya da rahiplerinin olmadığını, bu yüzden  bu işi köylülerin beraberce yaptığını anlatıyor. Genç adam ve çocukların ölmesinden hoşlanmadıklarını, böyle kayıpları kutlamanın zor olduğunu; ancak köy halkının doğal yaşamını sürdüğünü ve hep çok ileri yaşlarda hayata veda ettiklerini belirtiyor. Ve ekliyor ‘’ Bugünkü cenaze tam 99 yaşındaki bir kadına ait.’’

Genç adamdan izin isteyen yaşlı bilge işini bırakarak yerinden kalkıyor. Üzerine kırmızı tören giysisini geçirip, eline de çanını alıyor. Bu arada genç adama kısık bir sesle 
‘’Gerçeği söylemek gerekirse o kadın benim ilk aşkımdı. Ama kalbimi kırdı. Başka birisi için beni bıraktı.’’ diyerek biraz mahcup bir edayla fısıldıyor. Hala ilk aşkını unutamayan adam yaklaşan kalabalığa doğru ilerlemeye başlıyor.  Son soruya ise ‘’yaşım tam 103 yani yaşamayı bırakmak için iyi bir yaş. Bazıları hayatın zor olduğunu söylüyor. Bu sadece laf. Aslında hayatta olmak güzel. HEYECAN VERİCİ.’’ diyerek gülümseyen bir yüzle tören alayına katılıyor.

Önde çocuklar sağa sola çiçekler serperken, hemen arkalarında çalgıcılar ve başlarında süslü şapkalarıyla tüm köy halkı dans ede ede, çoşkulu bir kutlama yaparcasına; aralarına aldıkları cenazeyi tepeye doğru taşıyorlar.
Genç adam duydukları ve gördükleri karşısında şaşkın, hayran bakakalıyor. Son olarak köprüden geçerken tüm köy halkının adetine uyuyor, bir çiçek kopartıp taşın üzerine saygıyla bırakıyor ve o doğa dostu köyden ayrılıyor.

İşte hayata ve hayatta olmayanlara gönül gözüyle nasıl bakılabildiğinin en güzel örneği… İşte doğaya saygının insan ruhuna kazandırdıkları… İşte hayatı tertemiz yaşamayı ilke edinenlerin HAYATA NAİF DOKUNUŞLARI.

Azla yetinmenin, elindekilere şükrederek kıymet bilmenin, saygıyla sevgiyle yaşamanın güzelliği. Hangimiz böylesi bir ortamı arzu etmiyoruz ki? Ama istemek başka, buna erişmenin kolay yolları varken görmezden gelip, yok saymak ve hatta yok etmek için inatla direnmek başka. Sonrasında ‘geleceğimiz tehlike altında’ demek bir işe yaramıyor maalesef. Duyarlı olabilmek, FARKINDALIĞIMIZ AÇIK olarak etrafımızdaki her şeye, her canlıya, hayata ve ölüme saygı ve sevgi bakabilmek; aşkı yüreklerimizde her daim yaşatmak gerekiyor. Vakit henüz çok geç değilken, durup kendimize bir çeki düzen vermenin tam zamanı. Öyle değil mi?

Gelin son sözleri ünlü Alman düşünür ve yazar Eckhart Tolle ile yapalım; ‘’Doğa sizi dinginliğe eriştirebilir. Bu onun size armağanıdır. Doğayı dinginlik alanında algıladığınızda ve onunla o alanda birleştiğinizde farkındalığınız o alana nüfuz eder. Bu sizin doğaya armağanınızdır.’’ Verdiği albenili armağanlar karşısında bizlerin doğaya verebileceği bu armağan çok mu sizce?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

02.09.2013

NOT: Beni bu  anlamlı videodan haberdar eden Sn. Mehmet Şen’e teşekkürlerimle. İzlemek isteyenler için videonun linki: http://www.facebook.videoindir.me/yume-dusler-su-degirmenlerinin-koyu-akira-kurosawa.html

2 yorum:

  1. Çoook sevdim.Bence,yaşlı amca hala o kadını seviyor;orada yine onu sevdiğini söyleyecek."Eskiden ona aşıktım." sözlerini söyleyebiliyorsa..

    YanıtlayınSil
  2. Doga ve insan her zaman ic ice olmali harika yazmissiniz..

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...