31 Ağustos 2014 Pazar

KAPADOKYA’ yı bir de BENDEN DİNLEYİN (1/2)

Ülkemizin hemen her köşesi birbirinden kıymetli. Ne yana bakarsanız o köşesi nadide bir mücevher gibi parıldıyor adeta.

Tarihin derin izlerini taşıyan yapılarıyla, içinden nesillerin gelip geçtiği kalıntılarıyla. Yaşanmışlığın kokusunu duyuyorsunuz adımlarınızda. Doğanın rengarenk tınılarını taşıyan sahillerimiz, mavinin en güzel tonlarıyla huzuru taşıyor buram buram. Anadolu’nun bitimsiz bereketinde can bulan ağaçlar ve çiçekler gözümüzü şenlendirirken; lezzetli sebze ve meyvelerin bereketi ve doyumsuz tadı başka hangi ülkede var ki?  

Yaşayanları, emek verenleri ve gönlü zengin halkıyla beraber öyle sarıp sarmalıyor ki bizleri.

Yapay değil hiçbir şey. Abartılmış değil. Güzel milletimize özgü mütevazilik sinmiş sanki taşına toprağına. Şanslıyız; böylesi cennet bir vatanda yaşadığımız için, hem de çok şanslıyız. Değerini bilmek gerek. Hem de her noktasının, her köşesinin.

Ancak bazı yerler var ki yüzyıllar öncesinden günümüze taşınırken tüm olağanüstü değerlerini korumuş. Tarih doğayla, toprak nehirle, sapsarı günebakanları güneşle bütünleşmiş adeta. Göz alabildiğine uzanıyor tarlalarda.

Görüntü daha şimdiden muhteşem.

İşte KAPADOKYA böylesi yerlerden bir tanesi benim için. Anlamı Pers dilinde ‘Güzel Atlar Ülkesi’ demek. Önce yöre hakkında minicik bilgiler.

Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış özel bir alandayız şimdi.

Kapadokya’da.                                  
Paleolitik dönemden günümüze kadar kimler gelmiş kimler geçmiş? Kaç nesil soluk alıp yaşamış o engin topraklarda?

Hitit Krallıkları; Persler;  Romalılar; Hristiyanlar; Araplar; Selçuklar; Osmanlılar ve nihayet Türkler.

Bölgenin yapı taşları ve ilginç dokusu gerçekten muhteşem. Bundan tam 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ’ dan püsküren lavlarla oluşmaya başlamış. 
Yağmurlar, hava değişimleri ve rüzgarlar birleşip; hepimizin hayranlık duyduğu Peri bacalarını meydana getirmiş; geçen yıllar içinde. Bu doğal oluşuma sonradan eklenen insan emeği, barınma ve saklanma içgüdüsü ise dünyanın en güzel yerleşim yerlerinden birini ortaya çıkarmış.

Sayısız kilise, yerleşim yeri ve güvercinliklerle büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmış. İşte bu nedenlerle, turizm alanında dünyanın en çok tercih edilen bölgelerinden birisi olma ayrıcalığını kazanmış.

Bu kısacık tanıtım bilgisinden sonra gelelim benim muhteşem gezimin ayrıntılarına.

Tarihin ışıltısına, doğanın müthiş güzelliği eklenmiş. Her bir adımda bir başka albeniyle burun buruna gelmenin tadı bambaşka. Hele bir de özel rehberiniz varsa. Zaman kısıtlaması olmadan taşlarına dokunarak, orada yaşayanları düşünerek, hayat tarzları üzerinde tartışarak; o enfes doğanın güzelliğinde kaybolarak, adımlarınıza ruhunuzun dinginliğiyle eşlik ediyorsanız; değmeyin keyfinize.

Hayatımın en unutulmaz gezilerinden bir tanesiydi benim için.

Sabahları gün doğumuyla başlayıp, akşamları lacivert gökyüzünde adeta mücevher gibi parıldayan yıldızlar altında; sıcacık çay sohbetleriyle sona eren.

Kaya Mezarları, Derin Kuyu yeraltı şehirleri, Ihlara Vadisi, Zelve tepesi, Avanos, Ürgüp, Göreme, Sultan Sazlığı…

Yıllar yıllar öncesinden yapılan o taş yapının kalıntılarına bakıp da insan gücünü takdir etmemek elde mi? Hem de o zamanın ilkel şartlarıyla.

Dışarıdaki yakıcı sıcağa rağmen iliklerinize kadar donduğunuz Derin Kuyudaki şartlar diğer bölgeler gibi insanı; yine yeniden düşündürecek tarzda. Yaşamak, hayatta kalmak için yapılan o hummalı çalışmanın her bir izi; günümüz şartlarında bile değer bulacak cinsten.

Ayaklarınızla dost olduğunuz bir günde gezmeniz gerekli Ihlara Vadisini. Adım adım doğayla bütünleştiğiniz; vadide akan suyun terapi sesiyle ‘İyi ki buradayım.’ dediğiniz muhteşem anlarınız olacak çünkü. Ve aralara serpiştirilmiş pek çok tarihi kalıntıyı gözlemlerken; yapılanlar karşısında şaşkınlığınız artacak inanın bana.

Varsın ayaklarınız yürümekten yorulsun, ruhunuz hiç olmadığı kadar sakinken buna değmez mi? Tadını çıkarın bolca, tıpkı benim yaptığım gibi. Sık ağaçların o serin gölgesindeki yemyeşil çayırların üzerine uzanıp; negatif enerjinizi topraklayın. Bedeniniz dinlenirken, ruhunuzun hiç olmadığınız kadar huzurla dolduğunu hissedeceksiniz, inanın bana. 

Vadiye inmek için yapılan 500 basamak yıldırmadı beni. Ne inerken ne de çıkarken. Çünkü biliyorum ki; baktığım, gördüğüm, dokunduğum, kokladığım her bir fotoğraflık kareye ve detaya fazlasıyla değdi. 
(devamı 2/2 ‘ de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

20.07.2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...