8 Ekim 2014 Çarşamba

AKLIMIZI SEVİYOR MUYUZ? (1/2)

Deepak Chopra’nın kitabını okurken rastladığım bu soruyu çok sevdim. Ve daha o anda bunun üzerinde düşünmemiz, paylaşmamız gerektiğine karar verdim.

İlk cevabı ben vereyim mi?

Evet aklımı seviyorum. Aklımı kullanmak bana göre beyin hücrelerimi hep canlı tutmak gibi. Elbette beslemek kaydıyla. Okuyarak, yeni bilgilerin o engin denizinde kaybolarak.

Kelime olarak bize Arapça’dan gelmiş. Düşünme, anlama ve kavrama gücü demek. 
Yani aklımız sayesinde; kavramların ve kelimelerin anlamlarını biliyor, kıyaslıyor, inceliyor, anlıyor ve aralarında bağlantı kuruyoruz.

Aklın felsefik tanımları ise hayli karışık. Çünkü her düşünce adamı kendince yorumlamış.

Bunlardan bir tanesi, her satırı ile yüreğimize damla damla düşen Mevlana.
Bakış açısı ve bütünde geldiği nokta öyle güzel ki.

Aklımızı  kalpten, sevgiden ve aşktan ayrı düşünmemiş hiç. Satırlarında aşk daha ön planda gibi görünse de, akla gereken önemi vermiş. Onun bir rehber, hepimizin başvurduğu bir kaynak olduğunu savunmuş. Bizleri aşka hazırlayan sınırları belirleyen, o alanda hareket etmemizi sağlayan bir aşama olarak vurgulamış. Akılla aşk arasında güçlü bir köprü kurabildiğimiz ölçüde; yaşamın hakkını vereceğimizi belirtmiş. Hayata bakışı ve yaşam şekliyle de bunu birebir uygulamış. Öyle değil mi?

Onun torunları olarak bizlere düşen de bunu kendi yaşantımızda uyarlamaya çalışmak. Kendimizi geliştirmenin, hayata zarafetle ışıltılar katabilmenin yollarını bulmak.

BİRden BÜTÜNe üzerimize düşeni yapmak.

Pek çok yazı okuduk bu konuda. Pek çok yazı yazıp, paylaştık beraberce. Gerçekten de aklımız, kalbimiz, gönül gözümüzün beslediği ruhumuzla öyle güzel bir bütünüz ki hepimiz.

Her birine ayrı itina göstermemiz, kendimizi her yönümüzle sevmemiz ve duygularımızla barışık olmamız gerekiyor.

Böylece hayatın anlamı anlam kazanıyor.

ANLAR güzelleşiyor.

Şükürlerimiz katlanarak artıyor.  

Aklımız bizleri diğer canlılardan ayıran özelliğimiz ayrıca. Ama o içindeki korkular, endişeler olmasa. Her adımımızda bizi daha mantıklı hareket etmemiz için uyarıp durmasa. Tüm bunlar elbette özgürlüğümüzü kısıtlayan etkenler. Yeri geliyor hayallerimize sekte vuruyor. Yine de attığımız adımlarda aklımıza danışmadan edemiyoruz.

Yapılacak en değerli hareket ise; aklımızı gönül gözümüzle ve ruhumuzla beslememiz gerçeğini unutmamak. Bir anlamda kalbimizden yayılan o güzel ışıltıyla aklımızı parlatmak. O zaman kendi yolumuzda özgür ve doğru adımlarla yürümenin keyfine varıyoruz.  

Deepak Chopra kitabında; çoğu kişinin aklını sevmediğini belirtmiş. Nedeni ise aklımızın içinde kendimizi tutsak gibi hissetmemiz. Korkularımız, öfke ve kızgınlıklarımız, bozulan ruh halimiz, negatif düşüncelerimiz yüzünden. Hepsi aklımızın bir ucunu çekiştiriyor adeta. Serbestçe hareket etmek istiyoruz ama zorlanıyoruz. Dolayısıyla huzuru ararken ondan uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz

Peki şimdi soralım kendimize.

Aklımızı neden serbest bırakamıyoruz?

Tek bir cevabı var aslında.

Unutamadığımız geçmişimiz.

Farkında bile değiliz belki de; geçmişin anılarıyla kendimizi nasıl tutsak ettiğimizin. Uzmanlar, öncelikle bunu anlamamız gerektiğini belirtiyor. Çünkü tüm o içsel tepkilerimiz, endişe, kaygı, korku ve negatif hallerimiz bundan kaynaklı birikimler.

Mutlaka bir yerlerde göz ardı ettiğimiz, yok saydığımız ya da ertelediğimiz izler çıkacak. Ve her geçen günle beraber kendimize kurduğumuz kapanı sağlamlaştırdığımızı göreceğiz. Aklımız da işte onların arasında tutsak. (devamı çok ilginç notlarla 2/2’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

15.07.2014


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...