19 Mart 2017 Pazar

GÜNDÜZÜ GECEYİ NEŞEYLE SELAMLA

‘’Eğer gündüzü ve geceyi neşeyle selamlıyorsan, HAYAT çiçekler ve hoş kokulu tüm bitkiler gibi güzel kokular saçıyorsa, daha esnek, yıldızlı ve ölümsüzse; işte o zaman BAŞARdın demektir. Günlük yaşantının gerçek ürünü, gündüzün ve akşamın çizgileri gibi tarif edilmez. Elle tutulup görülmez. Unutma ki, en büyük kazançlar ve değerler en az takdir edilenlerdir.’’

Amerikalı ünlü yazar Henry David Thoreau’ ya ait bu satırlar.

Eserleri arasında bir başyapıt olarak kabul edilen ‘Walden’ adlı romanından kopup bizlere misafir oldular. Romanını; ünlü dostu, düşünür ve yazar Emerson’un; Concord şehri dışındaki arazisinde, Walden Gölü kıyısında geçirdiği iki yıl içinde kaleme aldı.

Doğayla iç içe yaşarken onunla adeta bütünleşti. Onun sunduklarını sevgiyle ona geri vermenin erdemini sözcüklerine yükledi.

Doğanın ana yasası olan birbiri için yaşamanın tadını fark etmemize vesile oldu. Böylece basit bir farkındalıkla, hayatın gerçek tatlarını nasıl yudum yudum içeceğimizi açık bir şekilde öğrendik.

Peki uyguladık mı?
Maalesef hayır.

Doğa bize cömertçe sundukça biz sadece aldık.
Yok ettik.
Geriye koymayı, itina ile kullanmayı unuttuk.
Hor gördük.
Dipsiz bir kuyu misali sonsuz sandık.
Kirlettik.
Son damlasına kadar tükettik.

Tüm bunlarla beraber BİZ olmayı unuttuk.

Şimdi ise elimizde fenerler, karanlığın içinde bir damla mutluluğu arıyoruz.

Peki bulabilecek miyiz dersiniz?

Ben kötümser değilim, her zamanki gibi umudum yüksek.

Neden mi?

Cevabını kısa zaman önce kaybettiğimiz Polonyalı ünlü sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman’a bırakıyorum.

Postmodern felsefenin yorumcusu mutluluğu; edebiyatçı, politikacı, ressam ve aynı zamanda bir doğa bilimci olan Goethe üzerinden anlatıyor.

Kendi sesinden izleme şansını bulduğum mini yorumunda bakın mutluluk üzerine neler demiş?

Günlerden bir gün, büyük Alman şair Johann Wolfgang Von Goethe’ye mutlu bir hayat yaşayıp yaşamadığını sormuşlar.

Goethe’nin cevabı ‘evet’ olmuş. Çok çok mutlu bir hayat yaşadığını söylemiş. Ve ardından eklemiş. ‘Ama TEK bir mutlu hafta hatırlamıyorum.’

Bugünün felsefesine karşı olan bu yanıtın adeta bir uyarı niteliğinde olduğunun altını çizer Z. Bauman.

Neden mi? Çünkü bugünkü tanıtımla, reklamla sürekli yeni, cazip, çekici modalarla; mutluluğu hep daha iyi, çok daha iyi, kesintisiz bir dizi memnuniyetler bütünü olarak düşünmeye itiliyoruz.

Oysa Goethe’nin öne sürdüğü mutluluk; üzüntülerin, sorunların üstesinden gelmek demek. Ünlü şair şiirlerinden birinde der ki;

’Asıl kâbus ardı arkası kesilmeyen güneşli günlerdir.
Bunun alternatifi mutluluk değil can sıkıntısıdır.
Heyecandan yoksun olmaktır.
Peşinden gidebileceğin, uğruna kavga edebileceğin bir amaçtan yoksun olmaktır.’

Bu sözcüklerin özellikle gençler için önemli bir uyarı olduğunu tekrar belirtir  Zygmunt Bauman. Hayatı, sınırsız haz veren maddelerle dolu bir kaptan seçilen hediyeler yığını olarak düşünmenin; ne kadar yanlış bir algı olduğunu söyler.

Hayatı uzun bir mücadele olarak düşünmenin önemini açıklarken de şöyle der.

‘‘Bu uzun mücadelede bir problemi çözerseniz bir diğeri ile karşılarsınız. Ve yan etkiler çoğu zaman can sıkıcıdır. Ve evet beni KISA dönemde KARAMSAR, UZUN dönemde ise İYİMSER yapan işte budur.’’

Bir yazarla başladık yazımıza; bir gölden, doğaya oradan da yaşamın gerçeği mutluluğa uzandık. Yolumuza bir düşünür ve bir şair eşlik ederken, hayatımız üzerinde yeniden düşündük. Artık son bir temenni ile bu yazıyı da bitirme vaktidir.

Önümüze çıkan engeller ne olursa olsun, BEN değil BİZ diyebildiğimiz müddetçe; elimizde fenerlerle attığımız her adım bizim mutluluğumuz olsun. Yaşam amacımızı hiç unutmamamız dileğimle.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

04.02.2017



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...