Aslında
bu bir lakap.
Yıllar
önce ünlü bir filozofa verilmiş.
Tüm
Avrupa’nın bu lakabı uygun gördüğü isim Fransız aydınlanma hareketinin
öncülerinden. Yazdığı
makaleler, ortaya attığı fikirler ile düşünce tarihinde adeta bir fırtına gibi
esmiş.
İsmi
Denis Diderot.
1713
yılında Fransa'nın Champagne ilinde doğmuş.
Filozofluğunun
yanı sıra; kendisi oyun, deneme ve bilimsel makale yazarı, tiyatro kuramcısı, gazeteci,
çevirmen, sanat ve edebiyat eleştirmeni ayrıca bir ansiklopedi hazırlayıcısı ve
yayıncısı.
Hazırladığı
35 ciltlik ansiklopedisi ile 18. Yüzyıla damga vurmuş. Bu nedenle kendisine
‘’Düşünceleri Değiştiren Ansiklopedi’’ lakabı verilmiş.
Cesur
bir şekilde hep gerçeğin ve doğruların peşinden koşmuş.
Son
derece zeki ve meraklı olan Diderot, eserlerindeki kendine has üslubu ile ünlü Alman
yazarı Goethe’nin dahi gözlerini kamaştırmış. Bilgisi, geniş ilgi alanı ve
edebiyatın her biçimine hakim olması ününe ün katmış.
Her
türlü ön yargıdan ve gelenekten arındırılmış yepyeni bir düşünme ve düşündürme
yöntemi önermesi bazı kesimler tarafından hoş karşılanmasa da bildiği yoldan
hiç ayrılmamış.
İşte
bu yüzden; tarihe ‘’Diderot Etkisi’’ olarak geçen ve hepimizi yeniden düşünmeye
yönelten fikirleri; günümüz yaşamına birebir uyum sağlıyor.
Peki
nedir Diderot Etkisi?
Kendimize
yeni bir şey aldığımızda, onu tamamlamak için başka bir şey daha alma zorunluluğunun
ortaya çıkma hali. Yani şimdinin dur durak bilmeyen tüketim çılgınlığı.
Haydi
gelin tarihe ‘’Diderot Etkisi’’ olarak geçen bu olayın çıkış zamanlarına
gidelim.
Bu
tarihi yolculukta Diderot’un gösterişli sabahlığı bizlere eşlik edecek.
Neden
mi?
Çünkü
sabahlığın eteklerinde uçuşan, küçük ama önemli bir ders hepimizi can evinden
vuracak.
1765
yılında Rusya’dayız.
Rus
İmparatoriçesi Büyük Catherine, dünya çapındaki sanatçı ve bilim insanlarına
destek vermesi ile ünlü.
Bir
şekilde, filozof Dennis Diderot'un acil para ihtiyacı olduğunu duyar. Diderot’un
kütüphanesini yine filozofun kendi evinde kalmak kaydı ile satın alır. Onu
kendi kütüphanecisi yaparken, 25 yıllık maaşını da peşin olarak öder.
Maddi
durumu hayli düzelen, sıkıntılarını atlatan Diderot artık daha huzurlu bir
şekilde çalışmaya başlar. Ta ki bir arkadaşının hediye ettiği kırmızı kadifeden
şık sabahlığa sahip olana değin.
Sabahlığını
çok seven ve her gün giyen Diderot onunla çalışma masasına geçip yazmaya
başlar.
Ancak
o da nesi?
Her
zaman severek oturduğu masasındaki aksesuarların üzerindeki gösterişli
sabahlığa uymadığını, bir bütün oluşturmadığını düşünmeye başlar.
O
zamana değin hep yokluk içinde olan, ancak aldığı yüklü miktar paranın verdiği
rahatlığa alışan Diderot; bunları tamamen değiştirmeye karar verir.
İşini
gücünü bırakıp sabahlığına uygun pahalı aksesuarlar satın alır. Aradan birkaç
gün geçmeden bu defa da masasının eski olduğunu fark eder.
Canı
hayli sıkılır. Aldığı yeni aksesuarlar bile bu masada kendisini yeterince göstermiyordur.
O halde yeni bir masa almalıdır.
Artık
yeni masası ve aksesuarları ile rahatça çalışabilecektir.
Ancak
yine de içini kemiren bir şeyler vardır. Çalışma masasını ve hatta çalışma odası
değişse ne de güzel olur. Bütçesini zorlayarak arzu ettiği değişiklikleri
yapar.
Peki
içi rahat bir şekilde çalışabilir mi dersiniz?
Maalesef
hayır.
İçinde
başlayan değişim rüzgarına kendisini öylesine kaptırır ki, yavaş yavaş tüm
evini ve eşyalarını yeniler. Borçlu hale geldiği halde içindeki satın alma
arzusunu bir türlü durduramaz.
Hediye
şık bir sabahlıktan tüm evinin baştan sona değişimine kadar geçirdiği bu süreç;
onu bir yandan mutlu ederken öte yandan pişmanlıkla kavurur. Ve "Eski
Sabahlığım İçin Pişmanlık" adlı yazısını kaleme alır.
İşte
Diderot Etkisi’nin çıkışı bu şekilde.
Günümüzde
uzmanlar bu etkinin iki kuvvetli yönü olduğunu belirtiyor.
Bir
tanesi, satın alınan küçük ya da büyük herhangi bir eşyanın bağımlılık
yaratması. Ve her adımda alınan yeni eşyalarda hep birbirini tamamlama eğilimine
yenik düşme.
İkincisi
ise, alınan yeni bir eşyanın, uyumlu bir bütünlük adına bir tüketim
çılgınlığına dönüşmesin an meselesi olması.
Bloğumdaki
çoğu yazımda sadeliğin, az eşyanın insana özgürlük getirdiğini vurgulayan
birisi olarak; bu etkinin çıkış noktasını beraberce hatırlayalım istedim.
Tüketim çılgınlığında kaybolmak yerine, sakince durmanın, az eşya ile yetinmenin;
hayattaki güzel duruşlardan birisi olduğuna hala tüm kalbimle inanıyorum.
Peki
ya sizler?
Eğer
yanıtınız hala tüketimden yana ise; son satırları söyleyen Dennis Diderot’ a
kulak vermekte fayda var.
‘’Yanlış
yola girdiğinizde, hızlandıkça daha da kaybolursunuz.’’
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
13.02.2019