7 Nisan 2019 Pazar

GÖNÜL GÖZÜ OZANI (1/2)


Sivas’ın Şarkışla ilçesinde minicik bir Alevi-Türkmen köyü var. 

İsmi Sivrialan köyü.

Pek çoğumuzun yerini dahi bilmediği bu köyde, 1894 yılında bir erkek çocuğu hayata gözlerini açar.

Çiftçi bir ailenin gururla büyüttüğü bu çocuğa Veysel ismi verilir.

Yedi yaşına kadar hayatın tüm renklerini gören gözlerinden birini, yaşadığı beldede çıkan bir çiçek salgını nedeniyle tamamen kaybeder. Diğer gözüne ise perde iner. Yine de ışığı varlığını seçebildiği için şanslıdır.

İki kız kardeşi de aynı hastalık nedeni ile hayattan ayrılan Veysel, kısa bir zaman sonra iyileşeceğini umarken; hayatın ona başka bir sürpriz hazırladığından habersizdir.

Bir gün ahırda ışığı seçen gözü sayesinde inek sağarken yanına gelen babasını fark edemez. Ayak sesine aniden döndüğünde ise babasının elindeki değnek Veysel’in gözünde büyük hasar yaratır. Küçük Veysel tamamen karanlığa gömülür.

Düşünsenize o yıllarda köy meydanında gözleri görmeyen, arkadaşları gibi koşup oynayamayan bir erkek çocuğu.

Ne yapar dersiniz?

Hayata küsmez.

Evet evdedir. Evet tek başınadır. Ama kardeşleri ve ailesi yanındadır.

Babası yaşadığı suçluluk duygusu bir yana, gittikçe içine kapanan oğlunun haline daha fazla dayanamaz. Ve Veysel’e şiir okumaya başlar.

Babasının okuduğu şiirlerle önüne yepyeni bir dünya açılır. Halk ozanlarının şiirlerini keyifle dinlerken bir yandan da ezberler.

Bu azmi onu hayatı boyunca terk etmeyecek bir arkadaşla tanıştırır. Babasının hediye ettiği sazını çok sever. Ustalardan saz çalmasını öğrenir. Bu anlamda kendini geliştirir.

Delikanlılık devresi bittiğinde akrabalarından Esma isminde bir kızla evlendirilir.

Bu evlilikten bir kızları, bir de oğulları olur. Artık mutludur. Ancak oğlunu henüz on günlükken kaybeder. Peşinden önce annesi sonra da babası kara toprağın altına girer.

Yaşadığı acılar yüreğini kor gibi yakmaya devam ederken; bir yandan da tüm bu terk edilişlere, ayrılıklara alışmaya çalışırken; hayatının diğer büyük dramını yaşar. Karısı Esma, iki yıl kucağından indirmeden sevdiği minik kızını ve kendisini terk eder.

Şimdi gelin Veysel’in eşiyle yaşadığı o son geceye gidelim.

Sivrialan köyündeki o mütevazi köy evine.


Sakin bir yaz gecesindeyiz. Veysel ve eşi uyumak için yatağa girer. Ancak gelin görün ki kadının kalbi kıpır kıpırdır. Bu gece onun için özeldir. Bu nedenle bir türlü uyuyamaz. Çünkü kocasını, minik kızını ve yuvasını terk edecektir. Aşık olduğu sevgilisi ile köyden kaçmanın planlarını uzun süredir yapmaktadır.

Kocasının uyuduğuna emin olduktan sonra bile yatakta kıpırdamaz. Ta ki pencerede beklediği taşın sesini duyana kadar. Yatağından acele ile kalkar. Önceden hazırladığı eşyalarını alır. Kapının önünde duran ayakkabılarını giyer. Hiç vakit kaybetmeden bahçede kendisini bekleyen sevgilisinin yanına gider. Beraberce koşarak oradan ayrılırlar.

Köyden uzaklaşana kadar durmadan koşarlar. Ancak gelin görün ki Esma’nın her zaman giydiği ayakkabısı o gece hiç de rahat değildir. İçindeki bir şey onu fazlası ile rahatsız eder. Yaptıklarının doğru olmadığını, böyle bir terk edişin yakınları ve köylüler tarafından hiç de hoş karşılanmayacağını, affedilmeyeceğini; hatta bunun bir töre sorunu olacağını bilir. Bilir de sesini hiç çıkarmaz. Var gücüyle koşmaya devam eder.

Sonra ne mi olur? (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

03.02.2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...