25 Mart 2025 Salı

BEYNİ ÇALINAN DAHİ (1/3)

Tüm zamanların en iyi fizikçilerinden birisi olarak kabul edilen Albert Einstein hakkında bildiklerimiz kadar, özel hayatında bilmediklerimiz var.

Okul yıllarında zeka seviyesinden şüphe edilerek okuldan atılmasından tutun da, beş yıl vatansız kalmasına ve ardından öldüğünde beyninin çalınmasına kadar şaşırtıcı bir çok gerçek var.

Ancak hepsinden öte, ünlü bilim insanının bir pişmanlığı var ki onu paylaşmadan olmaz. Üstelik pişmanlığı ‘hayatın en özlü kısmı’ diye tarif ettiği SEVGİ üzerine olmuş.

Bunu bir başka yazıma ayırarak gelin önce ünlü dehanın yaşam sayfalarını aralayalım. Onu yeniden hatırlayalım ki pişmanlığını daha net olarak anlama şansımız olsun.

Albert Einstein, 1879 yılında Almanya’da Yahudi bir ailede dünyaya gelir. Bir yıl sonra ailesi Münih’e taşınır. Babası ve amcası orada bir elektrik şirketi kurar. Yetenekli bir piyanist olan annesi, Albert henüz iki buçuk yaşındayken kız kardeşi Maja’yı dünyaya getirir.

Okula başlamadan önce konuşma zorlukları yaşar Albert. İçine kapanık bir çocuktur.

Dört yaşlarında kendisine hediye edilen manyetik pusula en değerli eşyası olur. Çünkü pusuladaki gizem onu hayli etkiler.

Beş yaşına geldiğinde iyi eğitim alacağını düşünen ailesi tarafından bir Katolik Hristiyan okuluna yazdırılır.

Albert okula başladıktan kısa süre sonra, aşırı disiplin ve ezberci anlayıştan rahatsız olmaya başlasa da ilk sınıfı atlar.

Müziğe tutkun annesi tarafından altı yaşında keman dersine başlar. Aralıksız aldığı derslerle, on dört yaşında iyi bir amatör kemancı olacak kadar ustalaşır.

Ailesi dokuz buçuk yaşına geldiğinde; Antik Yunanca ve Latinceye önem veren, daha disiplinli bir okula gönderir. Notları ve dersleri çok iyi olsa da bağımsız ve isyankar kişiliği okulda huzursuzluk yaratır.

On yaşındayken, evlerine konuk olarak davet edilen yoksul bir üniversite öğrencisi ile tanışır.

Aralarındaki bilgi alış verişi tam beş yıl sürer.

Birlikte bilim, matematik ve felsefeden konuşurken zamanı adeta unuturlar. O yıllarda sohbet arkadaşının getirdiği Kant'ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’ kitabını severek okur.

Ardından okulunda sürekli Kant hakkında konuşmaya başlar. Buna ek olarak Öklid'in ‘Elemanlar’ kitabındaki tüm problemleri ispatlarla çözer.

On bir yaşındayken evde din dersleri almaya başlar. Gelin görün ki bir yıl içinde okuduğu bilimsel kitapların kutsal kitaplarda yazanlarla çeliştiğini görür. O yıllardan sonra her şeye kuşkucu bir tavırla yaklaşır.

On altı yaşına geldiğinde kendi başına diferansiyel ve integral hesaplamaları ile analitik geometriyi öğrenir. Mühendis amcasının getirdiği cebir kitabındaki en zor ve karmaşık problemleri keyifle çözer.

1894 yılında aile şirketi iflas edince aile İtalya'ya göç eder. Ancak on beş yaşındaki Albert'in Münih'te kalıp okulunu bitirmesine karar verilir.

Münih'te tek başına yalnızca altı ay geçirir. Bunalıma girince ailesine haber vermeden okuldan ayrılır ve İtalya'daki ailesinin yanına gider. (devamı 2/3’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

17.10.2024

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...