Tüm zamanların en iyi fizikçilerinden birisi olarak kabul edilen Albert Einstein hakkında bildiklerimiz kadar, özel hayatında bilmediklerimiz var.
Okul
yıllarında zeka seviyesinden şüphe edilerek okuldan atılmasından tutun da, beş
yıl vatansız kalmasına ve ardından öldüğünde beyninin çalınmasına kadar
şaşırtıcı bir çok gerçek var.
Ancak
hepsinden öte, ünlü bilim insanının bir pişmanlığı var ki onu paylaşmadan
olmaz. Üstelik pişmanlığı ‘hayatın en özlü kısmı’ diye tarif ettiği SEVGİ
üzerine olmuş.
Bunu
bir başka yazıma ayırarak gelin önce ünlü dehanın yaşam sayfalarını aralayalım.
Onu yeniden hatırlayalım ki pişmanlığını daha net olarak anlama şansımız olsun.
Albert Einstein, 1879 yılında Almanya’da Yahudi bir ailede dünyaya gelir. Bir yıl sonra ailesi Münih’e taşınır. Babası ve amcası orada bir elektrik şirketi kurar. Yetenekli bir piyanist olan annesi, Albert henüz iki buçuk yaşındayken kız kardeşi Maja’yı dünyaya getirir.
Okula
başlamadan önce konuşma zorlukları yaşar Albert. İçine kapanık bir çocuktur.
Dört
yaşlarında kendisine hediye edilen manyetik pusula en değerli eşyası olur.
Çünkü pusuladaki gizem onu hayli etkiler.
Beş
yaşına geldiğinde iyi eğitim alacağını düşünen ailesi tarafından bir Katolik
Hristiyan okuluna yazdırılır.
Albert
okula başladıktan kısa süre sonra, aşırı disiplin ve ezberci anlayıştan
rahatsız olmaya başlasa da ilk sınıfı atlar.
Müziğe
tutkun annesi tarafından altı yaşında keman dersine başlar. Aralıksız aldığı
derslerle, on dört yaşında iyi bir amatör kemancı olacak kadar ustalaşır.
Ailesi
dokuz buçuk yaşına geldiğinde; Antik
Yunanca ve Latinceye önem veren, daha disiplinli bir okula gönderir. Notları ve
dersleri çok iyi olsa da bağımsız ve isyankar kişiliği okulda huzursuzluk
yaratır.
On
yaşındayken, evlerine konuk olarak davet edilen yoksul bir üniversite öğrencisi
ile tanışır.
Aralarındaki
bilgi alış verişi tam beş yıl sürer.
Birlikte
bilim, matematik ve felsefeden konuşurken zamanı adeta unuturlar. O yıllarda
sohbet arkadaşının getirdiği Kant'ın ‘Saf Aklın Eleştirisi’ kitabını severek
okur.
Ardından
okulunda sürekli Kant hakkında konuşmaya başlar. Buna ek olarak Öklid'in ‘Elemanlar’
kitabındaki tüm problemleri ispatlarla çözer.
On bir yaşındayken evde din dersleri almaya başlar. Gelin görün ki bir yıl içinde okuduğu bilimsel kitapların kutsal kitaplarda yazanlarla çeliştiğini görür. O yıllardan sonra her şeye kuşkucu bir tavırla yaklaşır.
On
altı yaşına geldiğinde kendi başına diferansiyel ve integral hesaplamaları ile
analitik geometriyi öğrenir. Mühendis amcasının getirdiği cebir kitabındaki en
zor ve karmaşık problemleri keyifle çözer.
1894
yılında aile şirketi iflas edince aile İtalya'ya göç eder. Ancak on beş
yaşındaki Albert'in Münih'te kalıp okulunu bitirmesine karar verilir.
Münih'te
tek başına yalnızca altı ay geçirir. Bunalıma girince ailesine haber vermeden okuldan
ayrılır ve İtalya'daki ailesinin yanına gider. (devamı 2/3’de)
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
17.10.2024
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder