Ancak Johanna kararından geri adım atmaz.
Girişimlerine
aralıksız devam eder.
Aradan
geçen yıllarda yavaş yavaş insanlar tarafından fark edilmeye başlanır.
Daha
büyük sergiler açarken; resimleri her zaman en çok insanın görebileceği yerlere
yerleştirir.
Koleksiyoncular
eserleri satın almaya başlarken, acımasız eleştirmenler de yumuşar.
Bu
arada Vincent'ın eserlerini çeşitli erken dönem retrospektif sergilere
bağışlayarak, onun ünü ve itibarının artmasında kilit rol oynar.
Bir
yandan Van Gogh ailesinin tarihini yazarken, bir yandan da mektupları
sınıflandırır, düzenler.
Tarihler 1914 yılını gösterdiğinde; mektupları üç cilt halinde bastırıp yayınlar.
İşte
o zaman dünya, ünlü ressamın kendi ağzından konuşmasını duyma şansı yakalar.
Mektuplar sayesinde insanlar
onun hayallerini, arzularını, şüphelerini, şefkatini, kardeşine olan sevgisini,
mücadelelerini ve sanat hakkındaki görüşlerini öğrenir.
Böylece
bir zamanlar deli olarak tanımlanan ressama sadece bir sanatçı olarak değil,
aynı zamanda bir insan olarak da duyulan takdir artar.
Uzun
süre acılar çekmiş ünlü ressam Vincent van Gogh'un mirası ve ünü; ölümünü
izleyen yıllarda önce Hollanda'da, ardından Almanya'da, sonrasında ise tüm
Avrupa’ya yayılır.
Son olarak farklı yerlerde gömülen iki kardeşi bir araya getirir. Bugün ikisinin de mezarı Auvers’de bulunur.
Johanna
1925 yılında altmış iki yaşında öldüğünde geride bir çocuk, dört torun ve
dünyanın hayranlık duyduğu bir ressamın parlak izlerini bırakır.
Oğlu
annesinden sonra Amsterdam'da amcasının ismine yakaşır şekilde Van Gogh
Müzesi'ni kurar ve müze 1973 yılında açılır.
İşte
renklerin ve ışığın hüznünü, yalnızlığın sesini tuvale taşıyan bir dehanın
arkasındaki gizli güç ve başardıkları.
Sayesinde
“Yıldızlı Gece”, “Ayçiçekleri” ve “Buğday Tarlasında Kargalar” gibi tablolarla
hafızalarımıza kazınan sanat eserleri.
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
13.05.2026
Kaynaklar:
https://www.vangoghmuseum.nl; https://tr.wikipedia.org; https://www.oggusto.com; https://www.turkiyefinansala.com.







