10 Eylül 2021 Cuma

AŞK MASALI (2/2)

Genç adam karşısında yükselen büyük huzurevinin kapısına geldiğinde doğrudan danışmaya gider.

Hannah’ın odasının bulunduğu üçüncü kata çıkarken heyecandan kalbi deli çarpmaya başlar. Karşısında beyaz saçlı, sıcacık gülümsemesi ile şirin yaşlı kadını gördüğünde soluklanır.

Kendini tanıttıktan sonra bulduğu mektupla beraber başlayan yolculuğu bir bir anlatır.

Gözlerindeki ışıltıyla onu sakince dinleyen Hannah’ın narin titrek elleri eski mektubuna uzanır.

Mektubu yazdığında sadece 16 yaşında olduğunu; ancak sevgiye ve aşka hep inandığını söylerken gözleri hafifçe nemlenmiştir.

Genç adama teşekkür eder ve ardından ricasını mırıldanır titrek sesi ile.

Tıpkı kendisini bulduğu gibi gün gelir sevgilisini de bulursa, onu aradan geçen yıllara rağmen, hala eskisi gibi derin bir aşk ile sevdiğini söylemesini ister.

Yaşamı boyunca hiç evlenmeden aşkının gücüyle ayakta kalmayı başaran kadın ağlamaya başladığında; genç adam onu anılarıyla yalnız bırakması gerektiğini düşünür.

Danışmanın önünden geçerken;  aradığını bulup bulamadığını soran kıza cüzdan sahibinin soy ismini öğrendiğini söyler cüzdanı göstererek.

Tam o anda huzurevinin sadık hademesi genç adama seslenir.

Cüzdan sahibi Michael’i tanıdığını, cüzdanın huzurevi koridorlarında hep kaybedildiğini ve bulanın da kendisi olduğunu belirtir.

Cüzdan sahibinin de aynı huzurevinin sekizince katında yaşadığını öğrenen genç adam; hemen Michael’in odasına koşar. Onu okuma odasında bulur ve cüzdanı uzatır.

Cüzdanına kavuşan yaşlı adam teşekkür eder ve çıktığı yürüyüş sırasında düşürdüğünü belirtir.

Genç adam ipucu için cüzdandaki mektubu okuduğunu söyleyince gülümser. Ardından Hannah’ın hala sağ olduğu haberiyle sevinci katlanır.

Genç adamdan onun telefon numarasını ister.

Unutamadığı tek aşkının tüm hayatını doldurduğu için hiç evlenmediğini ve eski küçük sevgilisini hiç unutamadığını da belirtir.

Bunun üzerine genç adam yaşlı adamın elini tutar. Bakım hemşiresi ile beraber yavaş adımlarla üçüncü kata inerler.

Odasında sırtı kapıya dönük halde televizyon izleyen Hannah’ın yanına yaklaşan hemşire; yanlarındaki adamı tanıyıp tanımadığını sorar.

Gözlüklerini gözüne iyice oturtan yaşlı kadın, yıllar önce kaybettiği aşkının ismini fısıltıyla söyler.

İki aşık sevgiyle kucaklaşır.

Oradaki hemşireler genç adamla beraber ağlamaya başlar; bu heyecan dolu ana eşlik ederken.

Üç hafta sonra huzur evinden bir telefon alır genç adam. Pazar günü yapılacak bir düğüne davetlidir.

O törenin baş konuğu olarak orada yer alır.

Kendisini bekleyen harika bir nikah törenidir.

Hannah açık bej rengi elbisesi ve Michael lacivert takımı içinde aşkla gülümsemeye devam ederler.

Huzurevi onlara minicik bir daire tesis eder. Böylece 76 yaşındaki Hannah ile 79 yaşındaki Michael hayatlarının sonuna kadar huzurla yaşarlar.

İşte masal tadındaki aşk öykümüz bu mutlu sonla biter.

Yüzünüze hafif bir tebessüm yerleştirebildimse ve imkansız gibi görünen olayların gün gelip olabileceğine olan inancınızı biraz destekleyebildiysem ne mutlu bana. Çünkü ben o hislerle tuşlara bastım.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

13.05.2021

Kaynaklar: https://guzelyazilar.wordpress.com.

 

 

 

 

 

 

AŞK MASALI (1/2)

Öyle hayat hikayeleri var ki insanı şaşırtırken gülümsetiyor. Sayıları çok olmasa da insana umut aşılıyor. Yaşanacak bir şey varsa onun dönüp dolaşıp bizi bulması gibi.

Bu öykü zamana karşı yarışan bir aşk öyküsü.

Masal tadında.

Sanki zaman koşar adım giderken aşk da peşinden gitmiş ve hiç pes etmemiş. Sonunda kazanan aşk olmuş.

İşte bu yüzden şimdi onun ne kadar büyülü olduğunu bir kez daha anlatmama izin verin lütfen.

Soğuk bir kış günü ısınmak için hızlıca yürüyen bir genç adam bu öyküyü ortaya çıkaran. Esas kahramanlar ise zamanın ağına takılıp birbirinden ayrı düşmüş.


Genç adam birden ayağına çarpan eski bir cüzdanla durur ve soluklanır. Eğilip cüzdanı yerden alır. Acele ile etrafına bakınır. Düşüren yakınlarda ise hemen ardından yetişip vermek için. Ama kimseleri göremez.

Biraz da ürkek, cüzdanı açar. Üç dolar dışında ne bir kimlik ne de başka bir belge bulur.

Sadece buruş buruş olmuş, zamanla sararmış bir eski mektup vardır cüzdanda.

Elinde tuttuğu zarf adeta yırtılacaktır. Sadece köşesindeki ‘’iade’’ adresini okuyabilir. İçindeki meraka yeni düşüp mektubu çıkarır.

Tarih hayli eskidir. Nerede ise kendi yaşından büyük.

El yazısı ile yazılan mektubun sol köşesinde bir çiçek resmi çizildiğini görür. Böylece 1924 yılında yazılan mektubun bir kadına ait olduğunu düşünüp okumaya başlar.

Ailesi tarafından yasaklandığı için bir daha görüşemeyeceği Michael isimli sevgilisine, Hannah tarafından yazılan aşk dolu mektup genç adamı derinden etkiler.

Aşka ve sevginin gücüne olan inancı ile mektup sahibini aramaya karar verir.

İşe mektubun iade adresi ile başlar.

Telefon istihbaratı yardımı ile adrese kayıtlı telefonunu bulur ve arar.

Hattın diğer ucundaki kişiye geçmişte Hannah isminde birini tanıyıp tanımadığını sorar.

Aldığı yanıt, arayışında kocaman bir ilerleme kaydettiğinin müjdesi gibidir. Çünkü tam 30 yıl önce aldıkları evin sakinlerinin Hannah isimli bir kızları olduğunu duyar. Bunun üzerine yeni adreslerini bilip bilmediklerini sorar.

Gelin görün ki o aile dağılınca Hannah’ın annesini bir huzurevine yatırmak zorunda kaldığını öğrenir. Huzurevinin ismini alıp vakit geçirmeden arar.

Yaptığı görüşmede, yaşlı annenin yıllar önce öldüğünü ancak kızı Hannah’a ait bir telefon numarası olduğu bilgisine erişir.


Mektubun sahibini bulmaya giderek yaklaşan genç adam; hemen elindeki numarayı çevirir.

Maalesef karşısına çıkan ses Hannah’a ait değildir. Telefondaki kadın Hannah’ın huzurevinde olduğunu belirtir ve ulaşım bilgileriyle numarayı verir.

Sonunda mektup sahibini bulduğunu düşünen genç adam huzurevinin yolunu tutar.

Tüm gece yol yaptığı için hayli yorgun ama umutludur. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

13.05.2021

26 Ağustos 2021 Perşembe

BEN SANA İNANIRIM (2/2)

Aşkın ilk kurtuluş durağı Zenginliğin ışıl ışıl parlayan, ihtişamlı kocaman teknesi olur. Ancak Zenginlik teknesinin tıka basa dolu olduğunu belirterek onu kabul etmez.

İkinci durağında Kibir gözüne ilişir aşkın. Biraz da utanarak ondan yardım ister. Kibir üzerinden sular süzülen, acınası haldeki aşkın teknesini mahvedeceğini söyleyerek yanından alelacele uzaklaşır.

Tam bu sırada yanından geçen Üzüntü’yü fark eder. Hemen ona çağrıda bulunur. Üzüntü kendi derinliklerine öyle dalmıştır ki teknesinde yalnız kalmayı tercih eder.

Giderek ümidi azalan ve paniklemeye başlayan aşk bu sefer umutla Mutluluğun teknesine tutunur. Kalbi yerinden çıkacak kadar hızla atan Mutluluk, yüzündeki kocaman tebessümü ve kendisi ile o kadar meşguldür ki Aşk’ı duymaz bile.

O anda Acı’nın teknesi ilişir gözüne. Olanca gücüyle bağırır ve Acı’dan yardım ister. Maalesef Acı da kendi derdine öylesine saplanıp kalmıştır ki başı önünde aşkın yanından sessizce geçip gider.

Neredeyse hiçbir duygunun kendisine yardım etmeyeceğini ve hepsinin kendince haklı sebepleri olduğunu düşünen Aşk mahzunlaşır. Gözlerinden süzülen yaşlara mani olamazken arkasından gelen bir sesle irkilir.

Kendinden daha yaşlı bir duygudur seslenen ve elini uzatan. Sonunda diğer duygular gibi kurtulacağına olan inancı ile kim olduğunu sormadığı duygunun teknesine atıverir kendisini.

Uçsuz bucaksız mavilikler içinde aldıkları yol, kara göründüğünde biter. Tüm duygular teknelerini kıyıya çeker. İçlerinden sadece o yardımsever yaşlı duygu, Aşk’ı indirip yoluna devam eder.

İşte o zaman Aşk hangi duygunun teknesiyle kendisine yardıma koştuğunu sormadığını fark eder.

Kıyıdan hayli uzakta kendisini izleyen Bilgi’ye koşarak sorar.

Aldığı yanıt ise kendisini kimselere yeterince anlatamamaktan şikayetçi olan yanına adeta bir ilaç gibi gelir. Çünkü kendisine yardım elini uzatan; kimselerin tutamadığı; Zaman’dır.

Diğer duygular arasında belki de büyüklüğünü ve mutlaka yaşanılması gerektiğini düşündüğümüz aşkın değerinin ancak zamanla anlaşılması boşuna değil.

İşte buradan hareketle bir insanı içtenlikle dinlemek, gerçekten duymak, sessizce yanında olurken ve kimseler ona inanmazken AŞK ile inanmak muhteşem bir duygu.

Yaşamımızı zenginleştiren tüm içsel değerlerimiz kıymetli elbette. Ama AŞK hepsinden bir adım ötede bana göre.

Aşkla yaşamak, her şeyi aşkla kucaklayabilmek bambaşka bir his. Üstelik bunu sadece kendimize değil başkalarının hayatları için de yapabiliyorsak.

Tıpkı ‘’Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan." diyen Nobel Edebiyat Ödüllü oyun yazarı Bernard Shaw’ın dediği gibi.

Yaşamımızı keyif almayı değerli hale getiren ve ‘’Ben sana AŞK ile İNANIRIM.’’ diyenlerimiz çokça olsun.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

11.05.2021

Kaynaklar: http://www.gazetevatan.com; https://kaosgl.org; https://www.fullhdfilmizlesene.com/film/onca-yoksulluk-varken; https://www.youtube.com/watch?v=imjSm7FNmwE.

 

 

BEN SANA İNANIRIM (1/2)

Geçenlerde izlediğim etkileyici bir filmin son dakikalarında tüm yaşananları özetleyen ve insanı kalbinden vuran bir İtalyanca parça vardı.

Müziği kadar sözleri de öyle etkiledi ki beni, işte şimdi bu satırlarda sizlerle buluşuyoruz.

Yazımın sonunda dinlemeniz ve isterseniz izleminiz için film ve müzik linkini de bırakıyorum.

Filmin ismi; La vita davanti a sé – Onca Yoksulluk Varken.

Şarkı; Laura Pausini - Io sì.

‘’Kelimelerin tükendiğinde ben buradayım, ben buradayım.

  Belki sana gereken sadece bu iki kelime ben buradayım, ben buradayım.

  Hayatta kalmayı öğrenirken ve imkansızı kabul etmeye çalışırken     sana kimse inanmıyorsa BEN İNANIRIM.

  Bilemem; kaderin ne getireceğini ama eğer istersen beni, eğer yanında istersen, ben buradayım.

 Kimse seni duymazsa BEN DUYARIM.

 

Yolunu kaybedip artık nereye gideceğini bilmediğinde ben buradayım, ben buradayım.

  Seni kimse görmüyorsa ben görürüm.

  Sana kimse inanmıyorsa BEN INANIRIM.’’

İnsanın yaşadığı bu zor dünyada böylesi kalbi sözcükleri; kulağına fısıldayacak bir eşi, dostu, arkadaşı olması ne kadar da kıymetli.

Aşkla bakmaya çalıştığımız dünyanın tüm zorluk ve çirkinliklerini örten ne sıcak sözcükler bunlar.

Şu anda bunu duyabilenler çok şanslı ama duyamayanlar için de zaman her şeye çare. Gün gelir hiç ummadığımız bir anda kulağımız bu sözcüklerle şenleniverir; belki bir filmle belki bir müzik parçası ile.

Ne dersiniz?

Buna inanmak için, gelin aşkın gücünü zamandan alışına tanıklık edelim ve rengarenk duyguların beraberce yaşadığı bir adaya gidelim.

Yine mini bir öykü yardımı ile.

Tüm duyguların üzerinde hayat bulduğu, yemyeşil minicik bir ada hayal edelim. Ruhumuzu ele geçiren duyguların hepsi orada yaşıyor olsun; kimi zaman uyumlu kimi zaman birbirleriyle atışarak.

Günlerden bir gün adanın yavaş yavaş sulara gömüleceği haberi ortalıkta dolaşmaya başlar. Bunu duyan duyguların hepsi adayı terk etmeye koyulur, teknelerini hazırlayarak.

Çılgınca tarafları ile diğer duygular tarafından hep eleştirilen Aşk ise son ana kadar beklemeye karar verir. İster ki zayıf yanlarını kimse görmesin. Gelin görün ki ada, suların altına iyice gömülmeye başladığında diğerlerinden yardım istemek zorunda kalır.

Neden mi?

Bunun yanıtı Brezilyalı ünlü roman ve söz yazarı Paulo Coelho’dan gelsin.

‘’En güçlü aşk zayıflığını gösterebilendir.’’

Peki tüm gardını indirip diğer duygulardan yardım isteyen Aşk gerçekten kurtulmayı başarır mı dersiniz? (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

11.05.2021

8 Temmuz 2021 Perşembe

MULAKARAM

Yine ilginç bir sözcük var yazımın başlığında.

Mulakaram.

M_e_m_e vergisi demek.

Evet yanlış okumadınız ‘’m_e_m_e vergisi’’.

Kadınlar geçmişte, gün gelmiş kendi beden parçası için bile vergi ödemek zorunda kalmış.

Bu yazıyı yazmakla yazmamak arasında gidip geldim. Ruhumuzun zorlandığı öyle günlerden geçiyoruz ki, olumsuz sözcüklere bile tahammülümüz yok biliyorum. Ancak yaşanan gerçekler tarih sayfaları arasında kalmamalı ve bir kadın olarak bu uğurda bedel ödeyenler hatırlanmalı diye düşünüyorum. (Bir de yasaklı sözcükler nedeniyle bloğun kapanma tehlikesi de var ama olsun, değer.)

Sene 19. yüzyılın henüz başları.

Büyük Britanya İmparatorluğu tarafından yönetilen Hindistan’dayız.

O yıllarda Hindistan yaklaşık 550 yerel-özerk devletten oluşuyor.

En eskilerinden bir tanesi de Hindistan’ın güney ucundaki Travancore eyaleti.

İşte söz ettiğim vergi burada ödenmiş yıllarca.

Alt sınıftan fakir kadınların g_ö_ğ_ü_s lerini kapatabilmek için vergi ödemeye zorlandığı bir dönemden bahsediyorum. Üstelik vergi memurları tarafından yapılan ölçümler sonucu g_ö_ ğ_ü_s boyuna göre miktarı belirlenirmiş.

İsmine de ‘mulakaram’ denmiş.

Eyalet kralının oluşturduğu kurala göre; alt sınıftaki kadınların bedenlerinin üst kısmını kapatmaları yasakmış. İstediği gibi giyinmek sadece üst sınıfa mensup halka aitmiş. Alt sınıftan kadınlar eğer bedenlerinin üst kısmını kapatmak isterlerse mulakaram vergisini ödemeye zorlanıyormuş.

Bu amaçla kralın vergi memurları belirli aralıklarla yoksul mahallelerde haneden haneye dolaşır ve ergenlik çağını geçen kadınları tek tek incelermiş. Yaptıkları muayene sonucu g_ö_ğ_ü_s büyüklüğüne karar verir ve ona bağlı olarak vergiyi hesap ederlermiş.

Üst sınıftan kadınlar pahalı kumaşlardan diktirdikleri kaliteli giysileri giyerken, alt sınıftan kadınlar bu yolla sindirilir ve aşağılanırmış.

Böylece eyaletin içinde kim zengin kim fakir net bir şekilde belli olur; fakir halka ise giyinme dahil hiçbir hakları olmadıkları mesajı verilirmiş.

Sonuçta üst sınıf refah içinde gelişerek yaşarken, alt sınıf aşağılanma ve türlü kısıtlamalarla susturulmaya çalışılmış.

Yazdıklarım masal gibi geliyor değil mi?

İnsan inanmakta zorlanıyor gerçekten de.

Maalesef hepsi gerçek.

Üstelik tarih sayfaları sadece alt sınıfa uygulanan mulakaram tarzı vergi sayısının neredeyse 110 kadar olduğunu belirtiyor.

Oldukça uzun bir süre bu baskı ve zorluğa dayanan alt sınıf; yapılan haksızlığa ses çıkarmak zorunda hissetmiş kendisini.

Sene 1859’u gösterdiğinde söz konusu eyalette yaşanan bir dram, belki de bu sesin ilk kıvılcımı olmuş.

Bedenlerinin üst kısmını örten kıyafetler giydikleri için yetkililer tarafından yakalanan iki kadın eyalet meydanına getirilmiş. Kalabalık önünde giysileri zorla çıkarılıp aşağılanmış. Ardından herkese ders olması amacıyla idam edilmiş.  

Yaşanan dramı izleyenler çaresizlik içinde başlarını öne eğip suskun kalırken; yine alt sınıftan Nangeli ismindeki bir kadın o gün kararını vermiş.

Vergi memurlarının evine mulakaram vergisini almak için geldiği gün de, planını uygulamaya sokmuş.

Aynı gün sabahı eşini uzak bir yola göndermiş. Sonra gelen memurları tamamen giyinik şekilde karşılamış. Memurlar vergi parasını istediğinde içeriden para almak için izin istemiş. Derken mutfağa sakladığı orakla iki g_ö_ğ_s_ü_n_ü birden kesmiş. Bir muz yaprağı üzerinde vergi memurlarına getirirken aşırı kanamadan dolayı oracıkta hayatını kaybetmiş.

Evine döndüğünde olayı öğrenen eşi ise yaşadığı büyük üzüntüye dayanamayıp intihar etmiş.

Nangeli’nin ölümü vergilerin ağırlığı altında ezilen alt sınıf için bir kıvılcım olmuş. Eyalette büyük bir isyan başlatılmış. Vergiyi koyan ve uygulatan kralı protesto etmişler.

Bitmeyen olaylar ve eyalette giderek artan huzursuzluk sonucu; kendi hayatından endişe eden kral sonunda geri adım atmış.

Diğer eyaletlerin de baskısıyla vergiden vazgeçmiş.

Daha sonraki yıllarda ise tüm kadınlara üst beden kıyafeti giyme hakkı verilmiş.

Bazı haklar kolay kazanılmıyor. Sonunda mutlaka birileri bir bedel ödemek zorunda kalıyor. Aradan geçen zaman içinde yaptıklarının değeri anlaşıldığında ise güçlü ve kararlı insan olmanın ne kadar kıymetli olduğu anlaşılıyor.

Tıpkı bu öyküden yola çıkan sanatçılar tarafından Nangeli’nin kendi ülkesinde yağlı boya tablolarla, kısa film ve makalelerle ölümsüzleştirilmesi gibi.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

05.05.2021

Kaynaklar: https://lafgaf.com; https://en.wikipedia.org;  https://www.youtube.com/watch?v=EmgsF0HxP88.

 

 

 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...