
Peki
ne oldu da, deneyin ilk aşamasında başarılı olanlar dahi; bu defasında hiç
performans gösteremiyor?
Çünkü,
yalnızken başarılı olan katılımcılar, zorlanan katılımcılardan etkilenip, o
anda düşünmeyi bırakıyor. Yani çaresizlik, yapamama psikolojisi bir süre sonra herkesi
çemberi içine alıyor.
Aynı
deney bir kez daha, bu sefer tersine tekrarlanıyor.
Katılımcıların
hepsine oldukça zor sorular veriliyor. Arada perdeler var ve kimse birbirini
görmüyor. Sonuç orta karar. Evet, belirli bir başarı var ama sonuç tatminkar
değil.
İkinci
deneyin ikinci aşamasında; aralarından birkaç tanesinin önünde kolaylaştırılmış
sorular veriliyor. Ve aradaki perdeler kaldırılarak herkesin birbirini görmesi
sağlanıyor; tıpkı birinci deneydeki gibi.
Görevleri
kolay olanların kendine güvenli, mutlu yüz ifadeleri; önce yakınlarına sonra
herkese yayılmaya başlıyor. Bu sefer kendi başlarına yaparken zorlandıkları
sorularda bile, tüm katılımcılar olağanüstü bir performans gösteriyor. Sonuçta
salonun başarısı yüzde yüze çıkıyor.
İşte
burada da olumlu enerjinin, düşünce azmiyle kol kola dansını görmek mümkün.
O
halde olumlu, başarılı, üretken, yaratıcı ve enerjisi yüksek bir düşünce ortamında
bulunmak gerek. Bireysel açlığımızı böylesi ortamları tercih ederek doyurmamız,
düşünce bicimimizi daha da geliştirmemiz adına oldukça önemli. Mühim olan araya
negatif ve düşük enerjileri sokmamaya çalışmak. Yapılabiliyorsa o ortam ve
kişilerden uzak durmak.
Düşüncelerimiz
birbirini etkilediğine göre; bize düşen, her şeye rağmen, her şart altında;
içsel enerjimizi korumak ve olumlu anlamda gelişmesi için dikkatli olmak.
Yaratıcı,
yeniliklere açık, geniş düşünmeyi ve değişimi seven, kalbindeki sevgiyi
tebessümleriyle paylaşan bireyler artıkça ve bizler onlardan güç alacak kadar
şanslıysak; önümüzde hiçbir engel duramaz. Ben buna inanıyorum.
Aslında
her şey bizde bitiyor.
Biz
yeterince güçlüysek; negatif enerjinin bulaştığı zamanları fark ettiğimiz andan
itibaren; kendimizi koruyabiliriz. Yöntemleri yine kendimiz belirleyerek
elbette. O ortamı terk etmek, terk edemiyorsak farklı bakış açıları yaratmak,
yaşananları değişik çerçevelerden irdelemek belki de. Çünkü her biri bizde yeni
düşünceler yaratacak, aralarından bazıları da bizi o ortamdan mutlaka
koruyacak.
‘’Bazen
gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. Ve
bazen beyaz bulutlar da olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez.
Bulutlar gelirler ve giderler. Gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşünceler
de bulutlardır.’’ diyor OSHO.
Şimdi
ben de düşüncelerime sevgiyi ve tebessümü ekledim bugün.
Tuşlara
vururken oluşan sözcüklerde her biri.
Okudukça
sinsin içinize. Sinsin ki; en azından bu yazımdan sonra; sizin içsel enerjiniz de
bendeki gibi olumlu ve enerji dolu olsun.
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
06.12.2016