2 Nisan 2017 Pazar

FELSEFEDEN UÇUŞANLAR

Korku insanları en yapılmayacak şeyleri yapmaya götüren bir duygu. Ne yazık ki yüreğimize gelip yerleştiğinde kolay kurtulmamız da mümkün olmuyor ondan.

Üstelik korkular, insanların en büyük düşmanı olan bilgisizlik ile bir araya geldiğinde; toplumdaki etik değerler bir bir yok ediliyor. Hem de bizler tarafından.

Oysaki beraber yaşamın gereğidir sınırlarımızı bilerek yaşamak. Kalp kırmaktan, can yakmaktan uzakta kalıp; davranışlarımıza zarafet ekleyelim ki huzuru ve mutluluğu yakalamamız kolay olsun.

Bunun için gelin Türkiye’nin ilk kadın filozofuna kulak verelim.

Kendisi Türkiye Felsefe Kurumu'nun başkanı ve aynı zamanda Dünya Felsefe 
Federasyonları Başkanlığı'na seçilen İLK TÜRK ve İLK KADIN.

İsmi İoanna Kuçuradi.

Ulusal ve uluslararası birçok ödülün ve çevirilerin sahibi.

Felsefenin bu güzel değerinin ağzından dökülen 3 cümle var ki; hayat boyu hepimize ışık tutacak cinsten.

İşte ilk önemli cümle.

’’Size kendilerince zarar verenlere, elinizde zarar verme imkanı olduğu halde zarar vermemek.’’

Genel bakış açısıyla hiçbirimiz yapmıyor gibiyiz değil mi? Ama detayda hiç de öyle değil. Söze sözle, davranışa davranışla aynı karşılığı vermeden duramıyor gibiyiz. İçimiz kaynıyor. Tepkisiz kalamıyoruz.

Tıpkı kaynayan bir su kütlesi gibi, yakan bir damlacık ya da buhar yolluyoruz karşı tarafa. Sessiz kalmak, tepki vermeden durmak, hiç olmamış gibi gülümseyip geçmek; bizlerden o kadar uzakta ki.

Bunu elimize geçen bir fırsat gibi algılıyor ve karşılığını fazlasıyla vermek istiyoruz. Hem de hiç çekinmeden. Sonradan belki de pişman olacağımızı düşünmeden. Anlık tepkilerle bir yerde zayıflığımızı gösteriyoruz, tam da tersini yapmamız gerektiğini düşünürken.

Kalitesini, zarafetini bozmadan başarabilenler ise gerçekten olgunluğa erişen, hayatın ve insanlığın değerini kavrayan insanlar. Ve ben önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Şimdi sırada ikinci cümle var.

’’Etik değer bilgisi bakımından, yapılmaması gereken bir şey söz konusu olduğunda ‘ben yapmam’ demek.’’

Diğer cümleyi destekliyor ve onun bir tık daha ötesinde. Yine bilmek, farkında olmak ve yapmamayı seçmek gerekiyor. Çünkü ortak yaşam ancak etik değerlerle can buluyor.

Etik değerler zaman içinde bizler tarafından oluşturuluyor. Nesilden nesile uygulama yoluyla aktarılıyor. Dürüst, açık, tutarlı, adil olarak, adam gibi yaşamak hepimiz için önem taşıyor. Çünkü davranışlarımız bu güzel niteliklere uyumu sağlayan sorumluluk bilinciyle donandığında, adeta çiçek açıyor. İşte o noktada bu güzel çiçekleri korumak için; olası herhangi kötü bir davranış karşısında, sakinliğimizi koruyup yapmayacağımızı belirtmemiz gerekiyor.

Peki bu nadide çiçekleri korumak bu kadar kolay mı?

Eğer bu sorunun cevabı evet olsaydı; her sıkıştığında yalana başvuran, hile yapan, sorumluluklarını taşımayı bilmeyen, maddiyata önem veren, insanlığını kolayca unutan, tutarsız tavırlar sergileyen insanlar etrafımızda olmazdı. Çiçekler de ayaklar altına alınıp ezilmezdi. Öyle değil mi?

Sırada son cümle var.

’’Kendimizi hiç mağdur görmemek.’’

Zor durumda kalmış, haksızlığa uğramış olabiliriz. Hatta bu haksızlık sonucunda zarara uğramış da olabiliriz. Belki canımız yanmış, kalbimiz kırılmış, ruhumuz aldığı darbelerle yangın yerine dönmüştür.

İşte bu durumda yine de kendimizi sevmemiz, değerli görmemiz gerekiyor. Yaşananları yok saymadan kabul etmemiz, yapanları SADECE KENDİMİZ için affetmemiz ve kendimizi mağduriyet yükünden tamamen kurtarmamız gerekiyor.

Çünkü mağduriyet ağır bir yük sırtımızda. Pek çok yan etkeni ile bizi eziyor içten içe. Yapacaklarımızı engelliyor. Cesaretimizi yok ediyor. Bu nedenle kendimizi mağdur olarak görmeyi bir an önce bırakmamız lazım. Hele hele çocuk sahibiysek ve karakter sahibi çocuklar yetiştirmek istiyorsak; onlara ancak güçlü ve özgüveni yüksek duruşumuzla güzel bir ayna olabiliriz.

‘’Herkesin üç kişiliği vardır. Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.’’

Fransız yazarı ve gazetecisi olan AIphonse Karr’ın bu cümlesindeki kişiliklerden hangisine sahip olduğumuzun farkında olmalıyız. Sahip olduğumuz gerçek kişiliğimizi öncelikle sevmenin, ardından geliştirebilmenin, tıpkı bir mücevher gibi işleyip parlatmanın yolu buradan geçiyor.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

02.02.2017







Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...