10 Eylül 2021 Cuma

AŞK MASALI (1/2)

Öyle hayat hikayeleri var ki insanı şaşırtırken gülümsetiyor. Sayıları çok olmasa da insana umut aşılıyor. Yaşanacak bir şey varsa onun dönüp dolaşıp bizi bulması gibi.

Bu öykü zamana karşı yarışan bir aşk öyküsü.

Masal tadında.

Sanki zaman koşar adım giderken aşk da peşinden gitmiş ve hiç pes etmemiş. Sonunda kazanan aşk olmuş.

İşte bu yüzden şimdi onun ne kadar büyülü olduğunu bir kez daha anlatmama izin verin lütfen.

Soğuk bir kış günü ısınmak için hızlıca yürüyen bir genç adam bu öyküyü ortaya çıkaran. Esas kahramanlar ise zamanın ağına takılıp birbirinden ayrı düşmüş.


Genç adam birden ayağına çarpan eski bir cüzdanla durur ve soluklanır. Eğilip cüzdanı yerden alır. Acele ile etrafına bakınır. Düşüren yakınlarda ise hemen ardından yetişip vermek için. Ama kimseleri göremez.

Biraz da ürkek, cüzdanı açar. Üç dolar dışında ne bir kimlik ne de başka bir belge bulur.

Sadece buruş buruş olmuş, zamanla sararmış bir eski mektup vardır cüzdanda.

Elinde tuttuğu zarf adeta yırtılacaktır. Sadece köşesindeki ‘’iade’’ adresini okuyabilir. İçindeki meraka yeni düşüp mektubu çıkarır.

Tarih hayli eskidir. Nerede ise kendi yaşından büyük.

El yazısı ile yazılan mektubun sol köşesinde bir çiçek resmi çizildiğini görür. Böylece 1924 yılında yazılan mektubun bir kadına ait olduğunu düşünüp okumaya başlar.

Ailesi tarafından yasaklandığı için bir daha görüşemeyeceği Michael isimli sevgilisine, Hannah tarafından yazılan aşk dolu mektup genç adamı derinden etkiler.

Aşka ve sevginin gücüne olan inancı ile mektup sahibini aramaya karar verir.

İşe mektubun iade adresi ile başlar.

Telefon istihbaratı yardımı ile adrese kayıtlı telefonunu bulur ve arar.

Hattın diğer ucundaki kişiye geçmişte Hannah isminde birini tanıyıp tanımadığını sorar.

Aldığı yanıt, arayışında kocaman bir ilerleme kaydettiğinin müjdesi gibidir. Çünkü tam 30 yıl önce aldıkları evin sakinlerinin Hannah isimli bir kızları olduğunu duyar. Bunun üzerine yeni adreslerini bilip bilmediklerini sorar.

Gelin görün ki o aile dağılınca Hannah’ın annesini bir huzurevine yatırmak zorunda kaldığını öğrenir. Huzurevinin ismini alıp vakit geçirmeden arar.

Yaptığı görüşmede, yaşlı annenin yıllar önce öldüğünü ancak kızı Hannah’a ait bir telefon numarası olduğu bilgisine erişir.


Mektubun sahibini bulmaya giderek yaklaşan genç adam; hemen elindeki numarayı çevirir.

Maalesef karşısına çıkan ses Hannah’a ait değildir. Telefondaki kadın Hannah’ın huzurevinde olduğunu belirtir ve ulaşım bilgileriyle numarayı verir.

Sonunda mektup sahibini bulduğunu düşünen genç adam huzurevinin yolunu tutar.

Tüm gece yol yaptığı için hayli yorgun ama umutludur. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

13.05.2021

26 Ağustos 2021 Perşembe

BEN SANA İNANIRIM (2/2)

Aşkın ilk kurtuluş durağı Zenginliğin ışıl ışıl parlayan, ihtişamlı kocaman teknesi olur. Ancak Zenginlik teknesinin tıka basa dolu olduğunu belirterek onu kabul etmez.

İkinci durağında Kibir gözüne ilişir aşkın. Biraz da utanarak ondan yardım ister. Kibir üzerinden sular süzülen, acınası haldeki aşkın teknesini mahvedeceğini söyleyerek yanından alelacele uzaklaşır.

Tam bu sırada yanından geçen Üzüntü’yü fark eder. Hemen ona çağrıda bulunur. Üzüntü kendi derinliklerine öyle dalmıştır ki teknesinde yalnız kalmayı tercih eder.

Giderek ümidi azalan ve paniklemeye başlayan aşk bu sefer umutla Mutluluğun teknesine tutunur. Kalbi yerinden çıkacak kadar hızla atan Mutluluk, yüzündeki kocaman tebessümü ve kendisi ile o kadar meşguldür ki Aşk’ı duymaz bile.

O anda Acı’nın teknesi ilişir gözüne. Olanca gücüyle bağırır ve Acı’dan yardım ister. Maalesef Acı da kendi derdine öylesine saplanıp kalmıştır ki başı önünde aşkın yanından sessizce geçip gider.

Neredeyse hiçbir duygunun kendisine yardım etmeyeceğini ve hepsinin kendince haklı sebepleri olduğunu düşünen Aşk mahzunlaşır. Gözlerinden süzülen yaşlara mani olamazken arkasından gelen bir sesle irkilir.

Kendinden daha yaşlı bir duygudur seslenen ve elini uzatan. Sonunda diğer duygular gibi kurtulacağına olan inancı ile kim olduğunu sormadığı duygunun teknesine atıverir kendisini.

Uçsuz bucaksız mavilikler içinde aldıkları yol, kara göründüğünde biter. Tüm duygular teknelerini kıyıya çeker. İçlerinden sadece o yardımsever yaşlı duygu, Aşk’ı indirip yoluna devam eder.

İşte o zaman Aşk hangi duygunun teknesiyle kendisine yardıma koştuğunu sormadığını fark eder.

Kıyıdan hayli uzakta kendisini izleyen Bilgi’ye koşarak sorar.

Aldığı yanıt ise kendisini kimselere yeterince anlatamamaktan şikayetçi olan yanına adeta bir ilaç gibi gelir. Çünkü kendisine yardım elini uzatan; kimselerin tutamadığı; Zaman’dır.

Diğer duygular arasında belki de büyüklüğünü ve mutlaka yaşanılması gerektiğini düşündüğümüz aşkın değerinin ancak zamanla anlaşılması boşuna değil.

İşte buradan hareketle bir insanı içtenlikle dinlemek, gerçekten duymak, sessizce yanında olurken ve kimseler ona inanmazken AŞK ile inanmak muhteşem bir duygu.

Yaşamımızı zenginleştiren tüm içsel değerlerimiz kıymetli elbette. Ama AŞK hepsinden bir adım ötede bana göre.

Aşkla yaşamak, her şeyi aşkla kucaklayabilmek bambaşka bir his. Üstelik bunu sadece kendimize değil başkalarının hayatları için de yapabiliyorsak.

Tıpkı ‘’Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan." diyen Nobel Edebiyat Ödüllü oyun yazarı Bernard Shaw’ın dediği gibi.

Yaşamımızı keyif almayı değerli hale getiren ve ‘’Ben sana AŞK ile İNANIRIM.’’ diyenlerimiz çokça olsun.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

11.05.2021

Kaynaklar: http://www.gazetevatan.com; https://kaosgl.org; https://www.fullhdfilmizlesene.com/film/onca-yoksulluk-varken; https://www.youtube.com/watch?v=imjSm7FNmwE.

 

 

BEN SANA İNANIRIM (1/2)

Geçenlerde izlediğim etkileyici bir filmin son dakikalarında tüm yaşananları özetleyen ve insanı kalbinden vuran bir İtalyanca parça vardı.

Müziği kadar sözleri de öyle etkiledi ki beni, işte şimdi bu satırlarda sizlerle buluşuyoruz.

Yazımın sonunda dinlemeniz ve isterseniz izleminiz için film ve müzik linkini de bırakıyorum.

Filmin ismi; La vita davanti a sé – Onca Yoksulluk Varken.

Şarkı; Laura Pausini - Io sì.

‘’Kelimelerin tükendiğinde ben buradayım, ben buradayım.

  Belki sana gereken sadece bu iki kelime ben buradayım, ben buradayım.

  Hayatta kalmayı öğrenirken ve imkansızı kabul etmeye çalışırken     sana kimse inanmıyorsa BEN İNANIRIM.

  Bilemem; kaderin ne getireceğini ama eğer istersen beni, eğer yanında istersen, ben buradayım.

 Kimse seni duymazsa BEN DUYARIM.

 

Yolunu kaybedip artık nereye gideceğini bilmediğinde ben buradayım, ben buradayım.

  Seni kimse görmüyorsa ben görürüm.

  Sana kimse inanmıyorsa BEN INANIRIM.’’

İnsanın yaşadığı bu zor dünyada böylesi kalbi sözcükleri; kulağına fısıldayacak bir eşi, dostu, arkadaşı olması ne kadar da kıymetli.

Aşkla bakmaya çalıştığımız dünyanın tüm zorluk ve çirkinliklerini örten ne sıcak sözcükler bunlar.

Şu anda bunu duyabilenler çok şanslı ama duyamayanlar için de zaman her şeye çare. Gün gelir hiç ummadığımız bir anda kulağımız bu sözcüklerle şenleniverir; belki bir filmle belki bir müzik parçası ile.

Ne dersiniz?

Buna inanmak için, gelin aşkın gücünü zamandan alışına tanıklık edelim ve rengarenk duyguların beraberce yaşadığı bir adaya gidelim.

Yine mini bir öykü yardımı ile.

Tüm duyguların üzerinde hayat bulduğu, yemyeşil minicik bir ada hayal edelim. Ruhumuzu ele geçiren duyguların hepsi orada yaşıyor olsun; kimi zaman uyumlu kimi zaman birbirleriyle atışarak.

Günlerden bir gün adanın yavaş yavaş sulara gömüleceği haberi ortalıkta dolaşmaya başlar. Bunu duyan duyguların hepsi adayı terk etmeye koyulur, teknelerini hazırlayarak.

Çılgınca tarafları ile diğer duygular tarafından hep eleştirilen Aşk ise son ana kadar beklemeye karar verir. İster ki zayıf yanlarını kimse görmesin. Gelin görün ki ada, suların altına iyice gömülmeye başladığında diğerlerinden yardım istemek zorunda kalır.

Neden mi?

Bunun yanıtı Brezilyalı ünlü roman ve söz yazarı Paulo Coelho’dan gelsin.

‘’En güçlü aşk zayıflığını gösterebilendir.’’

Peki tüm gardını indirip diğer duygulardan yardım isteyen Aşk gerçekten kurtulmayı başarır mı dersiniz? (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

11.05.2021

8 Temmuz 2021 Perşembe

MULAKARAM

Yine ilginç bir sözcük var yazımın başlığında.

Mulakaram.

M_e_m_e vergisi demek.

Evet yanlış okumadınız ‘’m_e_m_e vergisi’’.

Kadınlar geçmişte, gün gelmiş kendi beden parçası için bile vergi ödemek zorunda kalmış.

Bu yazıyı yazmakla yazmamak arasında gidip geldim. Ruhumuzun zorlandığı öyle günlerden geçiyoruz ki, olumsuz sözcüklere bile tahammülümüz yok biliyorum. Ancak yaşanan gerçekler tarih sayfaları arasında kalmamalı ve bir kadın olarak bu uğurda bedel ödeyenler hatırlanmalı diye düşünüyorum. (Bir de yasaklı sözcükler nedeniyle bloğun kapanma tehlikesi de var ama olsun, değer.)

Sene 19. yüzyılın henüz başları.

Büyük Britanya İmparatorluğu tarafından yönetilen Hindistan’dayız.

O yıllarda Hindistan yaklaşık 550 yerel-özerk devletten oluşuyor.

En eskilerinden bir tanesi de Hindistan’ın güney ucundaki Travancore eyaleti.

İşte söz ettiğim vergi burada ödenmiş yıllarca.

Alt sınıftan fakir kadınların g_ö_ğ_ü_s lerini kapatabilmek için vergi ödemeye zorlandığı bir dönemden bahsediyorum. Üstelik vergi memurları tarafından yapılan ölçümler sonucu g_ö_ ğ_ü_s boyuna göre miktarı belirlenirmiş.

İsmine de ‘mulakaram’ denmiş.

Eyalet kralının oluşturduğu kurala göre; alt sınıftaki kadınların bedenlerinin üst kısmını kapatmaları yasakmış. İstediği gibi giyinmek sadece üst sınıfa mensup halka aitmiş. Alt sınıftan kadınlar eğer bedenlerinin üst kısmını kapatmak isterlerse mulakaram vergisini ödemeye zorlanıyormuş.

Bu amaçla kralın vergi memurları belirli aralıklarla yoksul mahallelerde haneden haneye dolaşır ve ergenlik çağını geçen kadınları tek tek incelermiş. Yaptıkları muayene sonucu g_ö_ğ_ü_s büyüklüğüne karar verir ve ona bağlı olarak vergiyi hesap ederlermiş.

Üst sınıftan kadınlar pahalı kumaşlardan diktirdikleri kaliteli giysileri giyerken, alt sınıftan kadınlar bu yolla sindirilir ve aşağılanırmış.

Böylece eyaletin içinde kim zengin kim fakir net bir şekilde belli olur; fakir halka ise giyinme dahil hiçbir hakları olmadıkları mesajı verilirmiş.

Sonuçta üst sınıf refah içinde gelişerek yaşarken, alt sınıf aşağılanma ve türlü kısıtlamalarla susturulmaya çalışılmış.

Yazdıklarım masal gibi geliyor değil mi?

İnsan inanmakta zorlanıyor gerçekten de.

Maalesef hepsi gerçek.

Üstelik tarih sayfaları sadece alt sınıfa uygulanan mulakaram tarzı vergi sayısının neredeyse 110 kadar olduğunu belirtiyor.

Oldukça uzun bir süre bu baskı ve zorluğa dayanan alt sınıf; yapılan haksızlığa ses çıkarmak zorunda hissetmiş kendisini.

Sene 1859’u gösterdiğinde söz konusu eyalette yaşanan bir dram, belki de bu sesin ilk kıvılcımı olmuş.

Bedenlerinin üst kısmını örten kıyafetler giydikleri için yetkililer tarafından yakalanan iki kadın eyalet meydanına getirilmiş. Kalabalık önünde giysileri zorla çıkarılıp aşağılanmış. Ardından herkese ders olması amacıyla idam edilmiş.  

Yaşanan dramı izleyenler çaresizlik içinde başlarını öne eğip suskun kalırken; yine alt sınıftan Nangeli ismindeki bir kadın o gün kararını vermiş.

Vergi memurlarının evine mulakaram vergisini almak için geldiği gün de, planını uygulamaya sokmuş.

Aynı gün sabahı eşini uzak bir yola göndermiş. Sonra gelen memurları tamamen giyinik şekilde karşılamış. Memurlar vergi parasını istediğinde içeriden para almak için izin istemiş. Derken mutfağa sakladığı orakla iki g_ö_ğ_s_ü_n_ü birden kesmiş. Bir muz yaprağı üzerinde vergi memurlarına getirirken aşırı kanamadan dolayı oracıkta hayatını kaybetmiş.

Evine döndüğünde olayı öğrenen eşi ise yaşadığı büyük üzüntüye dayanamayıp intihar etmiş.

Nangeli’nin ölümü vergilerin ağırlığı altında ezilen alt sınıf için bir kıvılcım olmuş. Eyalette büyük bir isyan başlatılmış. Vergiyi koyan ve uygulatan kralı protesto etmişler.

Bitmeyen olaylar ve eyalette giderek artan huzursuzluk sonucu; kendi hayatından endişe eden kral sonunda geri adım atmış.

Diğer eyaletlerin de baskısıyla vergiden vazgeçmiş.

Daha sonraki yıllarda ise tüm kadınlara üst beden kıyafeti giyme hakkı verilmiş.

Bazı haklar kolay kazanılmıyor. Sonunda mutlaka birileri bir bedel ödemek zorunda kalıyor. Aradan geçen zaman içinde yaptıklarının değeri anlaşıldığında ise güçlü ve kararlı insan olmanın ne kadar kıymetli olduğu anlaşılıyor.

Tıpkı bu öyküden yola çıkan sanatçılar tarafından Nangeli’nin kendi ülkesinde yağlı boya tablolarla, kısa film ve makalelerle ölümsüzleştirilmesi gibi.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

05.05.2021

Kaynaklar: https://lafgaf.com; https://en.wikipedia.org;  https://www.youtube.com/watch?v=EmgsF0HxP88.

 

 

 

 

30 Haziran 2021 Çarşamba

KONTROL BENDE

En büyük sıkıntımız bu değil mi hayatta?

İstiyoruz ki her şey, ama her şey bizim kontrolümüzde kalsın ve istediğimiz şekilde olsun.

Özellikle ikili ilişkilerimizde, evlilik hayatımızda, iş hayatımızda, çocuklarımız ve hatta eşlerimiz üzerinde hep tetikteyiz.

İstiyoruz ki önce bizim haberimiz olsun olan bitenden.

Biz karar verelim.

Biz şekillendirelim.

Aksi durum meydana geldiğinde de küplere biniyoruz tabiri caizse.

Kızıyoruz etrafımızdakilere.

Sakladıkları, bize söylemedikleri için.

Peki bu hareketimizin doğruluğu üzerinde zaman zaman düşünüyor, kendimize eleştirel bir gözle bakabiliyor muyuz?

Yoksa gerçeklerle yüzleşmekten korktuğumuz için saklanıyor muyuz?

Biliyor musunuz, insan gün geçtikçe ve tecrübelendikçe anlıyor ki olacak olan bir şey varsa oluyor bir şekilde.

Ne kadar dirensek de nafile.

Geçmiş haline gelene kadar da bizi ezip geçiyor bazen.

Haklısınız.

Üstelik dokunduğu yerde öyle kalıcı iz bırakıyor ki, zamanla yok olup gitmiyor o iz ve acı. Her şeyi kendi kontrol alanında tutmaya çalışmak bizi güçlü göstermiyor, tam tersi zarar görmeye açık hale getiriyor.

Hepsi kabulüm.

Ama eğer o an için yapacak bir şey yoksa boşuna çırpınmak niye?

Yeni güne yeni bir umutla başlarken; ‘’İki kalp atışı arasında bizi farklı birine dönüştüren bir AN’’ olabileceği gerçeğini hatırlasak ya sıkça.

Bu cümleye son günlerde okuduğum Jan-Philips Sendker imzalı ‘Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler’ romanında denk geldim.

Tam de bu yazıma kafa yorarken karşıma çıkmasına gülümsedim ve buraya eklemek istedim.

Mutluluğun sadece anlarda saklandığını artık biliyoruz. Ve eğer zaman içinde önümüzden geçip giderken fark ediyorsak ne kadar hoş. O anı fark ettiğimizde de tıpkı bu cümledeki gibi farklı birine dönüşmemiz hiç de zor değil.

Öyle değil mi?

Gerginliğin içinde çırpınırken ve ‘’neden benim dediklerim olmuyor?’’ diye haykırıp en çok da sevdiklerimizi kırarken; O ANI FARK EDELİM.

Sevgiye sığınalım.

Evet biliyorum; üzüldüğümüz, acı çektiğimiz, yaralarımız kanarken hissettiklerimiz baş etmesi zorlu duygular.

Gelin görün ki yaşanacak bir şekilde.

Biz istesek de istemesek de.

Önemli olan kendimize karşı dürüst olmamız.

İç sesimize kulak vermemiz ve farkındalıkla beynimize uçuşan olumsuz duygularımızı kısa sürede sonlandırmaya çalışmamız.

Tam tersine yok saydığımızda, o sesi duymazdan geldiğimizde sadece üstünü örttüğümüzü unutmadan.

Bile bile sadece kendimizi kandırmaktan ne zaman vaz geçeceğiz?

Yapılması gereken en güzel şey, gerçeği acı da olsa kabullenmek ve kendimizi sevmek.

Böylece, kabul ettiklerimizi değiştirme gücünü kendimizde bulmamız mümkün. Çünkü kabul edemediklerimizi değiştirme gücümüz yok. Uzmanlar böyle söylüyor.

Üstelik bu süreyi kısa tuttuğumuz, kendimizi anlayıp sevdiğimiz sürece kontrol bizde.

Kendimize karşı daha hoşgörülü olmak, çoğu zaman başkalarına gösterdiğimiz sevgi ve anlayışı kendimize de göstermek gerek.

Yaşanacak olayları seçemesek de; vereceğimiz tepkileri, bu tepkilerle oluşacak duyguları ve ardından alacağımız kararları seçme hakkımız var.

Tıpkı Üstün Dökmen’in dediği gibi;

‘’Geçmişin keşkeleri ve geleceğin endişeleri şu anımızı çalan iki hırsızdır.’’

Onlarla oyalanmak yerine, iki kalp atışı arasında bizi farklı birine dönüştürecek o ANları yakalayalım yeterli.

Farklı bakış açımız, olayları algılama yeteneğimiz gün be gün gelişecek bu yolla.

Sonrası mı?

Sonrası öz değeri kuvvetli, algıları ve kalp gözü açık, kendisini daha iyi tanıyan bireyler olmak.

Kendisiyle buluşan, içindeki çocuğu şımartan ve yaşamını zenginleştirenlere ve bu yolda çabalayanlara selam olsun.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

22.02.2021

Kaynaklar: https://gulenaypema.com.

 

 

 

 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...