2 Haziran 2020 Salı

AMELELİKTEN YAZARLIĞA (2/2)


Hayatın garip cilvesi olsa gerek. Belki de sadece bir tesadüf.

Esirler arasında olup da cami inşaatında çalışan kişi, savaş sırasında iki kurşunla göğsünden yaralanan kahramanımızdan başkası değildir.

Yine kaderin cilvesi olsa gerek;  sağ elini kurtarmak için girdiği zorlu yolda; maalesef hem sol elini hem de özgürlüğünü kaybetmiştir.

Hal böyle olunca beş yıl süren esareti boyunca; Kılıç Ali Paşa'nın Tophane'de kendi adına yaptırdığı camide amele olarak çalışmaya başlar.

Ayasofya’nın küçük bir modeli olan caminin mimarı Koca Sinan'dır. Burada canla başla çalışır. Başarılı olur. Özgürlüğünü yeniden kazanır. Yuvasına, o çok sevdiği ülkesine umutla geri döner. Ama saraydan beklediği desteği alamaz.

Tüm bu olumsuz durumlarda onu hayata bağlayan tek şey yazma hevesi olur. 
Yazdıkça iyileştiğini hisseder. Hatta bazı tiyatro eserlerinde İstanbul ve Türklerle ilgili gözlemlerini de aktarır.

Bir süre sonra evlenir. Artık bir sorumluluğu vardır. Ailesini geçindirmek amacıyla her türlü işte çalışır. Ancak vergi memurluğu görevindeyken çıkan açık hesaplar yüzünden başı yine derde girer. Kendisine yeniden esaret yolları görünür.

Tüm bu iniş çıkışlı olaylara rağmen yazmaktan hiç vazgeçmez. Sonunda 1605 yılında yayımlanan romanı ile şeytanın bacağını kırar.

Hepiniz yazarı ve romanını aslında çok iyi tanıyorsunuz.

Hanları şato, yel değirmenlerini dev sanıp onlarla savaşan; yarı kaçık, çokça akıllı yaşlıca bir adamın öyküsünün anlatıldığı roman dünyaca ünlü Don Kişot (Don Quijote).

Yazarı da yıllara meydan okuyan İspanyol romancı, şair ve oyun yazarı Miguel de Cervantes Saavedra.

Modern romanın ilk örneği sayılan Don Kişot bugün bile keyifle okunuyor. Pek çok dile çevrilen ve dünya edebiyatında ses getiren eserinde Cervantes aslında şövalye kahramanlık öykülerini yerer. Çökmeye yüz tutan İspanyol toplumunu mercek altına alır. Bu nedenle de bazı çevrelerce hiç sevilmez. Ünlü olduğu zamanlarda dahi zenginliği tadamaz.

İşte amelelikten yazarlığa uzanan zorlu bir yol.

İşte tesadüflerin yeri geldiğinde verilen kararları sorgulattığı, acısı bol, hüzünlü bir yaşam öyküsü.  

Yazımı Cervantes’in İstanbul üzerine yazdığı şiirden küçük bir alıntı ile bitirmek istiyorum.

‘’ Elveda anlı şanlı İstanbul,
  Elveda Pera ve Pelmas, Elveda
  Chufiti merdiveni, ve hatta Guedi Elveda,
  Güzelim Visitax Bahçesi, Elveda,
  Santa Zofia dediğiniz büyük tapınak
  Şimdi artık büyük bir mescitsin…’’

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

05.04.2020




1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...