Bir yanda dünyayı dolaşıp farklı kültürleri ve manzaraları deneyimlemeyi seven bir fotoğrafçı.
Diğer
yanda hayatında hiç fotoğrafı çekilmemiş bir kadın.
Ve
bu ikilinin yollarının kesiştiği yerde, denklaşöre basıldığında ölümsüzleşen o bildiğimiz
tek kare.
İlk
fotoğrafın mucizesi olmuş.
Pek
çok dalda ödül sahibi olan Amerikalı fotoğrafçı ve fotoğraf muhabiri Steve
McCurry; çağdaş fotoğrafçılığın en ikonik isimlerinden biri.
Philadelphia,
Pensilvanya doğumlu McCurry, yaşamı
boyunca yapacağı sayısız
seyahatin ilkini Hindistan'a yapar.
Tabiri
yerindeyse ülkeyi kamerasıyla keşfeder.
Uzun süren yolculuğun ardından Pakistan sınırını geçer. Tanıştığı bir grup Afganistanlı mülteciyle aylarca iç içe yaşar.
Çektiği
çarpıcı fotoğraflar ile dünyaya gerçekleri gösterme hedefiyle; yedi kıtada ve
birçok ülkede unutulmaz eserlere imza atar.
Özellikle
yok olan kültürleri, kadim gelenekleri ve çağdaş kültürü dünyaya açmak için
aralıksız çalışır.
Uluslararası
Fotoğrafçılık Onur Listesi'ne de giren ünlü fotoğrafçı; aslında hepimiz tarafından 1984 yılında
Peşaver'deki mülteci kampında çektiği o tek kare ile tanınır.
Çünkü ertesi yıl National Geographic dergisinin Haziran sayısında "Afghan Girl" (Afgan Kızı : Şarbat Gula) başlığıyla o kare, kapak resmi olarak yayımlanır.
National
Geographic için birçok görevde fotoğraf çeken McCurry’nin binlerce
fotoğrafından sadece biri belki; ama fotoğrafı çekilen kadının hayatındaki İLK
FOTOĞRAF.
Afgan
Kızı, Ağustos ayında Taliban'ın Afganistan'da yönetimi ele geçirmesinin
ardından; ülkesini terk etmek için sivil toplum kuruluşlarından yardım ister.
Ağustos
ayından itibaren Afganistan'dan binlerce kişiyi tahliye eden İtalya, ona da
yardım elini uzatır.
Gözleri,
savaşın kuruttuğu bir ülkenin trajedisini yansıtan ve hayatındaki tek fotoğraf
ile yüzü dünya çapında tanınan ‘Afgan kızı’ nın kim olduğu yıllarca
bilinmezliğini korur.
Çektiği
fotoğrafın yarattığı ilginin dünya çapında dinmemesi nedeniyle Steve McCurry ve
National Geographic ekibi; 2002 yılında ‘Afgan kızı’ nı yeniden bulmak umuduyla
Afganistan'a gider.
Steve
McCurry, geçmişte kaldığı Pakistan mülteci kampını yeniden ziyaret ederken, Afgan
Kızı’nın erkek kardeşini tanıyan birine rastlar. Ondan aldıkları bilgilerle Afganistan'ın
ücra bir bölgesinde yaşayan aileye ulaşmayı başarır.
Fotoğrafın
göz irisinin biyometri teknolojisi ile incelenmesi sonucu Afgan Kızı'nın aranan
kişi olduğu kesinleşir.
Bu
sefer ismiyle beraber aslında kim olduğu dünyaya duyurulur.
İsmi
Sharbat Gula (Şerbet Güla).
Peştun
kökenli bir Afgan.
Altı
yaşındayken, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı bombalaması sırasında babası,
erkek kardeşi ve üç kız kardeşiyle birlikte köylerinden kaçar.
Ailece
dağları geçerek Pakistan'a ve 1984 yılında da Pakistan'daki Nasir Bagh mülteci
kampına gider.
Henüz
çocuk denecek yaşta Rahmet Gül ile evlendirilir.
1992
yılında Afganistan'daki köyüne geri döner.
Yaklaşık
10 yıl sonra eşi Hepatit C virüsünden ölünce, üç kızı ile beraber yaşam
mücadelesine kaldığı yerden devam eder.
Hayat
hikayesi daha yeni fotoğrafları ile National Geographic dergisinin 2002 Nisan
sayısında yayımlanır. Aynı zamanda kendisini konu alan bir televizyon belgeseli
de hazırlanır.
National Geographic ekibi onu tekrar bulana kadar, fotoğrafını çocukken hiç görmediğini belirten Şerbet Güla; ilerideki yıllarda o tek kare fotoğrafın kendisine yarardan çok zararı olduğunu açıklar.
Yaşadığı
bölgede hiç bitmeyen savaş, kadınlara yönelik sert tutumlar, çekişme ve
anlaşmazlıklar Afgan Kızı’nın yaşamını neredeyse her döneminde sınamış.
Yine
de her şeyin düzene girdiğini sandığı sıralarda baş gösteren zorluklarda bile mücadeleyi
hiç bırakmayan bir kadın kendisi.
Belki
hiç gülmemiş korkuyla bakan gözleri ama hayatına sahip çıkma kararlılığı hiç
değişmemiş.
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
28.10.2025
Kaynaklar:
https://www.bbc.com; https://www-stevemccurry-com; https://tr.wikipedia.org.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder