
Sevginin,
zarafetin, kalitenin aslında yaşamı ayakta tutan özel değerler olduğu unutuldu
ne yazık ki. Çünkü amaçlar farklılaştı.
Gösterişli
bir ev, pahalı bir araba, fiyatı dudak uçuklatan takılar, giysiler, en konforlu
otellerde konaklama, bitmeyen tatiller, sonu gelmeyen istekler…
Gelişen
teknolojinin yaşantımıza getirdiği olanakları sadece keyfi amaçları için
kullanan, gününü gün ederek yaşamayı maharet sanan, öğrenmekten uzak bir
toplum…
Ne
yazık ki böyle bir toplumun fertleri farkında olmadan maddiyata bağımlı oluyor.

Ne
acı bir tablo bu karşımızdaki; öyle değil mi?
Bir
arpa boyu bile yol alamayız ki böylesi bir yaşam tarzıyla. Oysaki bakın ünlü
gazeteci, yazar İlhan Selçuk bir yazısında ne der;
"İnsan
ömrünü bir taşı yontmakla geçirir ve sonunda kendi heykeli çıkar ortaya."
Mutluluğumuzun
kilit noktası; yaşımız kemale erdiğinde; kendi ellerimizle yaptığımız eserden
memnun olup olmamamızla alakalı.
Unutmayalım
ki maddiyata dayalı her şey gelip geçici.
Evet maddesel anlamda çok zengin olabiliriz.
Evet
istediğimizin fazlasını hem de hiç düşünmeden alabiliriz. Ama gerçek anlamda
mutlu olmanın bunlarla ilgisi yok.
Maddiyat
ve gösterişli yaşamlar sadece egomuzu şişiriyor. Kendimizi herkesten üstün
görmek gibi bir yanılgıya sürüklüyor. Hele hele görsel albeninin arkasına
saklanıp; farkında olmadığı BAĞIMLILIĞInı; aldıklarını, gittiği yerleri, içinde
mutlaka kendi görseliyle sürekli ifşa etmeye çalışmak; zarafetten nasıl da
uzak.
Her
yeni günde birisinin ya da birilerinin kalbine narince dokunmadıktan, küçük ya
da büyük bir yardımda bulunmadıktan sonra hayatın ne anlamı var ki?
Yapabileceğimiz
o kadar güzel şeyler var ki şu dünyada.
Bize
kendimizi iyi hissettirecek, esas mutluluğumuzu sağlayacak olan da bunlar
aslında. Evler, arabalar, şaşalı yaşamlar değil. Parayla satın alınan hiçbir şey
insana gerçek mutluluğu veremiyor. Anlık sevinçler yaratabiliyor sadece. Onlar
da bir süre sonra yerini kocaman bir boşluğa bırakıyor.
O
boşluktayken ne mi oluyor?
Gelin
cevabını şu anda okumakta olduğum ‘Yitik Kalpler İstasyonu’ romanı
yazarlarından Kristina Mc Morris’ten alalım.
‘’Sonra
gün geliyor; bir keder çekici elimizdeki pusulayı paramparça edip, bizi dönmeye
devam eden dünyada kayıp ve yapayalnız bırakıyor.’’
Görsel
albeninin arkasındaki bağımlılığa kapılanların sonu ne yazık ki bundan öteye
değil. (devamı 2/2’de)
Sevgiyle
kalın.
Belgin
ERYAVUZ
12.08.2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder