13 Ekim 2011 Perşembe

ÇOCUK OLMAK VARMIŞ...


Klasik bir İstanbul havası hakim etrafta. Kalabalık, trafik, yol çilesi de cabası… Kadını, erkeği, yaşlısı, genci, çocuğu, bebesi herkes yollarda. Kimisi iş için çıkıyor yollara, kimisi okul, kimisi gezmek için. Ama her zaman hatırı sayılı bir kalabalık var İstanbul’da. Günlerin, saatlerin, hafta içi ya da hafta sonu olmasının hiçbir önemi yok sanki bu şehirde. Kalabalık, her zaman, her yerde kalabalık.

İşte yine öylesi hareketli günlerden birinde rastladık şeker mi şeker bir kız çocuğuna. 
Kızımla karşı yakadaki randevumuza yetişme telaşımızın arasında renkli bir çiçek gibi açtı aniden. Metrobüsteyiz. İstanbul’da Anadolu yakasından Avrupa yakasına doğru geçmekteyiz. Karşıya geçmek için metrobüsü tercih edenler bilirler; şoför koltuğunun hemen arkasındaki yolcu koltuğundan sonra  dar bir yükseklik vardır, teker üstü. İşte sözünü ettiğim kız çocuğunu oraya oturttu annesi. Kısa dağınık saçları, pembe elbisesi, beyaz çorapları ve yine beyaz sandaletleri ile tam karşımızda. Önce biraz yadırgadı yerini, ama kısa sürdü alışması. Hepimizdeki telaşa inat o son derece sakin. Dünya umurunda değil.  Pembe elbisesinin üzerinde böldüğü kocaman bir simiti yiyor iştahla. Etrafa döküp saçmadan. Son derece  kibar ve düzenli hareketleri. Annesinin gözü ise her an üzerinde.

Ön dişleri ile değil de arka dişlerinden güç alıyor simiti ısırırken. Kopardığı minicik lokmaları iştahla çiğniyor; ardından kucağına koyduğu diğer parçayı düzeltip elindekinden bir ısırık daha alıyor. Öyle sevimli ki… Kocaman iri gözleri var. Ayaklarını sürekli sallıyor ve arada bacaklarımıza değiyor ama ne o, ne de biz bu durumu hiç önemsemiyoruz. Bizim tebessüm dolu bakışlarımıza arada sırada kaçamak bakışlar atıyor ama, belli ki aklı fikri simitinde.

Bir süre sonra susadı ve annesinden su istedi. O kalabalıkta ve düşmemek için birbirimizden güç aldığımız o esnada, annesi anneliğini gösterdi. Çantasını usulca açtı, naylon torbaya koyduğu suyu çıkardı, şişenin ağzını açarak kızına uzattı. O sırada metrobüs sallanıyormuş, viraj alıyormuş kimin umurunda. Annesi bir cambaz edasıyla orta yerde hiç tutunmadan ve sallanmadan duruyor. Sabırla kızının suyunu içmesini bekliyor. Sonra aynı hamaratlıkla şişeyi alıp kapağını kapadı, naylona sarıp çantasına usulca yerleştirdi. Annelik işte…

Bu arada tam boğaz köprüsünden geçiyorduk ki annesi kızına seslendi; “Bak denizi gördün mü kocaman?”. Bizim sevimli kızımız şöyle bir arkasına döndü denize baktı, evet der gibi başını salladı. Sonra yeniden iştahla simidini yemeye devam etti. O anda sadece simitine konsantre olmuştu o kadar.

Belki bir yerleri gezmeye ya da bir akrabalarını ziyarete gidiyorlardı. Ama o küçük sevimli kız için trafikmiş, boğaz köprüsüymüş, denizmiş hepsi bir yana kucağındaki simit bir yanaydı. Annesi yanındaydı ve karnı doyuyordu ya, daha ne isterdi?

Çocuk yaşlarımızda hep bir an önce büyüme telaşımız vardır. Ama büyüyünce de insanın içinden yeniden çocukluk yıllarına geri dönme isteği oluşur nedense. Çocuk olup minicik şeylerle sevinmenin; dünyayı umursamadan o anın keyfini çıkarmanın hayattaki en basit ama en güzel şeylerden birisi olduğunu çoktan unuttuğumuz için olsa gerek.

Hepimize içimizdeki çocuk yanımızın sesini duymaya ve onu daha çok yaşatmaya çağırıyorum desem ne dersiniz? Haydi durup düşünme zamanı değil bu, içinizdeki çocuk sizden sadece tek bir hareket bekliyor. Bir an için bırakalım telaşı, koşturmaları, yetişecek işleri. Ve bir simiti yemenin, bir bardak sıcacık çayı içmenin, bir avuç çekirdeği paylaşmanın keyfine varalım. Bu kısacık anların hayatımızı daha yaşanabilir hale getirdiğini unutmadan ve ertelemeden.

Şansın bol olsun küçük kız. Çocukluğunu hiç unutma ve hep içinde bir yerlerde yaşat.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

07.10.2011

4 yorum:

  1. Merhaba Belgin Hanım,
    Ancak bir makalede, bir öyküde anlatılabilecek düşünce ve duyguları, bir gözlemden hareketle denemenize sığdırma ustalığını gösterdiniz. Tebrik ederken başarılarınızın devamlı olmasını dilerim.
    Sabahattin Gencal (Emekli öğretmen)

    YanıtlayınSil
  2. Belgin Abla,

    Süper olmuş ya. Gözlemleriniz o kadar güzel ki, ben yazınızı okurken kendimi o otobüste hissettim. Sanki o otobüsteydim.. İnanın hiç bir ayrıntıyı kaçırmamışsınız. O çocuğun yerinde olmak isterdim. :)) Keşke çocukluğumuza geri dönsek. O anları doya doya yaşasak :)) Ne güzel olurdu demi?

    Tekrar yazınız için çoooooook teşekkür ederim...

    Sevgileirmle,

    Murat ARSLAN

    YanıtlayınSil
  3. Merhaba,

    Damla Doğal Hayat Özel sayısını çıkarmak hazırlığı içindeyiz.
    Doğal yerler, doğal güzellikler, hayvanlar alemi… vb. konularla ilgili fotoğraflar, şiir, anı, gezi yazıları …vb. çalışmalardan; ayrıca çevreyi koruma çalışmalarından oluşacak Damla Doğal Hayat Özel Sayısı için katkılarınızı bekliyoruz.

    İnternet dünyasında dağlarla, ormanlarla; ırmaklarla denizlerle; yaban hayvanlarıyla ilgili bir çok çalışma var. Milli parklarımız, çevre çalışmalarımız da başlı başına kaynak teşkil etmektedir. Ancak “alıntı kurallarına” göre bu çalışmalardan yazının boyutuna göre bir iki paragraf alıp bağlantı kurabiliyoruz. Yazının tamamı için müsaade alma işi ile uğraşmak kolay olmuyor.

    Özel sayımızda sizlerin doğal hayatla ilgili çalışmalarına ( şiir, anı, gezi yazısı, öykü; fotoğraflar…vb.) yer vermek istiyoruz.
    20 Ekimden sonra çıkarmayı düşündüğümüz özel sayımıza yazı ya da fotoğraf göndererek katkı sağlarsanız mutlu oluruz.
    Mutluluk dileklerimizle.
    Sabahattin Gencal
    (Emekli öğretmen)

    YanıtlayınSil
  4. bayıldımm yazınıza:)
    lütfenn siz hepp amaa hep yazınn:)
    zevle takip edeceğim bundan böyle sizi...
    bende sizi beklerim sayfama....
    gönül dolusu sevgilerimmle...

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...