20 Kasım 2017 Pazartesi

Grand Hyatt İstanbul’da 2018’e Unutulmaz Bir Başlangıç Yapın



Grand Hyatt İstanbul, bu yıl da hem noel hem yılbaşı için hazırladığı birbirinden güzel menülerle misafirlerini bekliyor.  Gas Brothers ve Utku Yurttaş yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müzikleri çalacaklar. Gece, Gas Brothers’ın perküsyon show’unun da yer aldığı performans ve after party ile devam edecek.



Noel Menüsü, Grand Hyatt İstanbul’da
Grand Hyatt’ın içinde bulunan 34 Restoran, içinde leziz hindinin de olduğu Noel Yemeği özel menüsü ile 24 Aralık Pazar günü aile kutlamaları ya da arkadaş buluşmaları için ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 24 Aralık akşam başlayan ziyafet 25 Aralık Pazartesi günü öğlen ve akşam da devam ediyor.  Kişi başı 218 TL olan menü için önceden rezervasyon gerekiyor.



Yılbaşı gala yemeği ve eğlencesi
Yeni yıla sevdikleriyle beraber güzel bir başlangıç yapmak isteyenleri 34 Restoran’ın deneyimli şeflerinin elinden çıkan geleneksel Türk ve Akdeniz mutfağının lezzetlerinden oluşan açık büfe bekliyor.

Gas Brothers ve Utku Yurttaş’ın yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müziklerin çalacağı gece, Dining salonunda Gas Brothers’ın performans sergileyeceği, perküsyon show’unda dahil olduğu after party ile devam edecek. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek after party, yılbaşı ücretine dahil.

34 Restoran’da, 31 Aralık Pazar günü saat 20:00’de başlayan ve gece yarısı 02:00’ye kadar sürecek olan yılbaşı gala yemeğinin kişi başı fiyatı limitsiz yerli alkol içecekler 518 TL, limitsiz yerli & yabancı içecekler dahil fiyatı ise 618 TL. Minik misafirler için de kişi başı fiyat 318 TL.



Keyifli geçen yılbaşı gecesinin ardından 1 Ocak Pazartesi günü saat 12.00-16:00 arasında 34 Restoran’daki brunch’ta arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle yeni yılın ilk gününü kişi başı fiyatı 218 TL olan brunch ile keyifli bir şekilde geçirebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Kasım 2017 Pazar

DEĞERİNE PAHA BİÇİLEMEZ

Yazmanın ve paylaşmanın en güzel tarafı sosyal sorumluluk alanında toplumsal duyarlılığa minicik de olsa katkıda bulunmaya vesile olması.

Bu amaçla elime fırsat geçtiği her zaman aralığında önemsediğim konularda yazmayı kendime bir görev edindim. Gönlümden geçenleri paylaştıkça geleceğe umudum artıyor bir anlamda.

Ulaşabildiğimiz her kalp, tutabildiğimiz her el, destek sağlayabildiğimiz her minik katkı; belki okyanustaki bir su damlası kadar küçük ama; son derece değerli diye düşünüyorum.

Yeter ki o damlalar hiç tükenmesin kalplerimizde.

Şimdi paylaşacağım gerçek öykü Brezilya’da geçiyor. İçinde biraz nüktedanlık ve fazlasıyla sıra dışılık olsa da amacına öyle güzel ulaşmış ki. Bence alkışlanmayı hak ediyor.

Bunun için yolumuz Brezilya’ya kadar uzanıyor.

2013 yılının sıradan bir günündeyiz. Ama belli ki Brezilyalı zengin iş adamı Thane Chiquinho Scarpa için değil.

Ülkesinde tanınan bu zengin adam, bir gün sosyal medya hesabından bir duyuru yapar. Belirttiği tarihte sahip olduğu lüks arabasını törenle gömeceğini açıklar. Üstelik basını da bu görsel gösteriye davet eder. Haliyle bu sıra dışı haber karşısında oldukça geniş bir ilgiyi üzerine çeker.

Haberi duyanlar sert tepkilerle bu çılgın adamı yerden yere vurmakta bir zarar görmez. Hatta onu ikna etmenin yollarını dahi ararlar. Böylesi bir çılgınlıktansa, bağış yapmasının daha adil ve doğru olduğunu belirtirler.

Ancak gel gelelim zengin iş adamı sözünden dönmez. Belirttiği tarihte herkesin huzurunda arabası için kazdırdığı derin çukurun yanına gelir. Töreni başlatır. Herkes bu garip olayın kahramanına gözlerini dikmiştir ve merakla olacakları beklemektedir.
Lüks araba kazılan çukurun içine indirilmeye başlanır. Şaşkın bakışlar, sert söylenmeler, öfkeli nidalar bir uğultu halinde çevreyi kaplar.

İşte tam bu sırada iş adamı töreni durdurur. Etraftaki kalabalığın meraklı bakışları altında hedef konuşmasına başlar.

Arabasının gerçekten çok pahalı olduğunu, toprak altında çürümeye terk etmenin yanlış olduğunu vurgular önce.


Hemen akabinde de aslında birçok kişinin arabasından çok daha değerli pek çok şeyi toprağa gömdüğünü belirtir.

Bunlar ne midir?

Toprak altında çürümeye terk edilen kalpler, karaciğerler, böbrekler, gözler ve daha niceleri…

Sağlıklı organları toprak altına gömüp çürümeye terk etmenin dünyadaki en büyük israf ve acımasızlık olduğunu sözlerine ekler. Arabasından kat be kat değerli insan ömrü için de tüm organlarını bağışladığını açıklar.

Tanınan bir isimden unutulmayacak bir ders alan pek çok insan bu özel çağrıya duyarsız kalmaz. Ve o gün yaşanan bu sıra dışı olay sayesinde ülke genelinde organ bağışı tam tamına % 31,5 oranında artar. Hem de sadece 1 ay içinde.

İşte öykümüz ve getirileri.

Umuyorum ki bu satırları okurken belki de içinizden birkaç kişi organ bağışına daha sıcak bakar. En azından bir kez daha düşünür.


Ben diyorum ki; elimizde başkalarına yaşam armağanı sunacak organlarımız varken bunu göz ardı etmek OLMAZ.

OLMAMALI.

Yaşama veda ettikten sonra bir başka cana CAN veriyor olmanın değerine paha biçilemez ki.

Hayattan ayrıldıktan sonra, organlarımızı toprak altında çürümeye terk etmek bencillik değil mi sizce de?

Duyarlı olmanın, başkalarının sessiz çığlıklarını duymanın, uzattıkları eli tutmanın tam zamanı.

Hadi gelin ORGAN BAĞIŞI yapalım.

Yapılması için destek verelim.

Unutmayalım ki hayat paylaştıkça güzelleşiyor; vedalardan sonra bile…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

03.10.2017








13 Kasım 2017 Pazartesi

AYNADAKİ BEN, BANA GÜLÜMSÜYOR (2/2)

Korkmadan, cesurca bakalım öyleyse.

Sakin ve sessizce.

Sonra bir an için aynadaki yansımanın bize baktığını hissetmeye çalışalım. Yani kendimizi yansıma kabul edelim.

İşte bu ANI yakalayabilirsek ne mutlu bize.

O zaman değişim başlıyor ve kaybettiğimiz enerji bize geri dönüyor.

Ama bu ANI yakalamak son derece zor. Hemen olmadığını, denemek gerektiğini belirtiyor konunun uzmanları.

Eğer başarırsak, kendimizi fark ettikçe enerjimiz tamamlanacak. Özümüzü hiç olmadığı kadar çok seveceğiz. Enerjimiz yavaşça dolmaya başladığında, sevgi çemberimiz kendini kapadığında; gerçek kimliğimizi bulacağız.

Kendi merkezimizde huzuru ve gücü bulmanın en kolay yolu belki de budur.

Bu bir metot aslında.

Anı kollamak.

Dikkati odaklamak.

Kendiliğinden kendini aşmak gibi.

Ancak bunu yaparken zorlamamak gerekiyor. Eğer aynada kendimize on saniyeden uzun bakamıyorsak; kendimizle yüzleşmeye hazır olmayabiliriz. Kendimizden, içimizde sakladıklarımızdan korkuyor olabiliriz. Bana kalırsa hazır olduğumuzda yeniden denemek gerekiyor. Çünkü zorla yapılan şeylerden bir fayda sağlayamayız diye düşünenlerdenim.

Tüm bu çalışmaların bir adım ötesi çok daha anlamlı. Çünkü kendimizle yüzleştikten sonra; enerji akışının içindeki ANLARI; evrendeki HER ŞEYde yakalamamız an meselesi.

Canlanmak, yenilenmek, ruhen şifa bulmak için denemek gerek diye düşünüyorum.  
Ancak bunu hemen gerçekleştirebilmemiz zor hatta imkansız. Belki de yıllar sürecek bir deneyim gerekli bunun için.

Ben deniyorum yavaş yavaş. Ne zaman aynada kendime baksam gülümsediğimi fark ettim en başta. Normal duramıyorum. Ne kadar üzgün ya da kederli olsam da kendime gülümsemeliyim diye düşünüyorum belki de. İçimdeki çocuk için en çok da.

Sanırım bu güzel özelliğim bana rahmetli anneciğimden yadigar kaldı. O nedenle de sımsıkı sarılıyorum bu gülümsemeye. Sevgi dolu ve sıcak olmasına özen göstererek.

Peki ya sizler bu yazımdan sonra denemeyi düşündünüz mü? Yoksa bir başka zamana mı attınız yine?

Ama unutmayın ki sonunda muhteşem bir ödül var bizi bekleyen. Mucize tadındaki kocaman hayat pastası dilimi size de göz kırpmıyor mu?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.09.2017

Kaynaklar: http://tr.tm.org; https://mineozguzel.wordpress.com; OSHO’dan  ‘İnsan Kendinin Aynasıdır.’




AYNADAKİ BEN, BANA GÜLÜMSÜYOR (1/2)

Hepimiz biliyoruz ki evrenin doğal bir akışı var. Eğer bizler bu akışı içinde bulunduğumuz AN ile bütünleştirebilirsek; uyumlu yaşamın kapıları ardına kadar açılıyor önümüzde.

Peki bu kapının ardında ne var dersiniz?

Birbirini destekleyen enerjilerle dolu; mucize tadında, koca bir dilim hayat pastası.

Üstelik sadece bize ait.

Tadına vara vara yememizi, içimize sindirmemizi bekliyor.

Uygarlık tarihinin en eski, en ilginç düşünce akımlarından birisi olan Taoculuk felsefesine göre; enerji içten dışa doğru akıyor.

Yani göz bebeklerimiz ve diğer duyu organlarımızın yardımı ile bedenimizden evrene doğru bir akış var. O an ki ruh halimizle alakalı olarak; içimizde var olan pozitif ya da negatif enerjimizi; baktığımız, dokunduğumuz her şeye aktarıyoruz.  

Hal böyle olunca her şey için enerjimizi harcadığımızı söyleyebiliriz. Öyle değil mi? 

Bu da bizi farkında olmadan giderek kendimizden, özümüzden uzaklaştırıyor. Kendimize olan ilgimizi azaltıyor. Bir anlamda kendimizi unutup, etrafımız için yaşamaya başlıyoruz sadece.

Örneğin yolda yürürken, bakışlarımız ağaç dalındaki çok güzel bir kuşa kaydı diyelim. 
O ANda ona odaklanıp, kendimizi unutuyoruz. Tüylerine, ötüşüne, gagasına bakıyoruz, belki gülümsüyoruz. Ama enerjimiz kuşa doğru akmaya başladı bile. Kendimiz neredeyiz? Orada olduğumuz halde, O ANda yokmuşuz gibi davranıyoruz. Arka planda kalıyoruz bir anlamda.

Kendimizi yeniden hatırlayabilmemiz için o kuşa akan enerjinin bize yeniden geri dönmesi gerekiyor.

Elbette kuş sadece bir örnekti. Etrafımızdaki her nesne için bu dışarıya akışın olduğunu düşünelim; bir an için.

Müthiş bir enerji akışı öyle değil mi?

Peki bu akış, bu tükenme nereye kadar devam ediyor?

Ne yazık ki fark edip, silkelenmemiz gerektiğine karar verene kadar bu hal böyle sürüp gidiyor.

İşte Taoculuk felsefesine göre; giden enerjinin kendimize yeniden geri döndürülmesi gerekiyor. Üstelik bunun da kolay bir yolu var.

Bir ayna karşısına geçip kendimize bakmak.

Kendi göz bebeklerimize odaklanmak.

Orada gördüğümüz kişi ile yüzleşmek.

Cesaretle onu izlemek.

Ayna karşısında en yalın halimiz var şimdi. Dışarıya karşı kullandığımız maskeler yok. Orada, olmak istediğimiz kişi de yok. Sadece özümüz var.

Aman dikkat egolarımız yüz mimiklerimize yerleşmiş, belki de kırışıklıklarda gizli. Onlarla yüzleşmeye, kendimizi artımızla eksimizle kabul etmeye hazır mıyız? (devamı 2/2’ de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.09.2017

6 Kasım 2017 Pazartesi

GÖRSEL ALBENİNİN ARKASINDAKİ BAĞIMLILIK (2/2)

Halbuki insanlarda bıraktığımız hisler kolay kolay unutulmuyor. Zarif ve güzel hislerin geri dönüşleri ise muhteşem oluyor.

Uzanıp kalbimizle dokunduğumuz insanların dünyalarını renklendirebiliyor; yaşam sahnesindeki sıradanlığı bir nebze olsun yıkabiliyorsak; ne mutlu bizlere.

Hayat sahnemizde hep hatırlayacağımız o güzel sesler, o muhteşem renkler bizi biz yapıyor aslında. Sıradanlığı kırıp, tatlı kıpırtılar ekliyor yüreklere. Her yeni gün bilgi dağarcığımıza ekleyeceğimiz minicik bilgi kırıntıları hazinemizi zenginleştiriyor.

Sonuçta hepsi birleşip; taştan yonttuğumuz kendi heykelimize ışıltılar katıyor.

Peki böylesi ışıltılı bir heykeli kimler, nasıl yapıyor dersiniz?

Sevginin hem de koşulsuz sevginin derinliğini kavrayanlar onlar. Hayatı zarafetle yaşamanın; verdikçe çoğalmanın, paylaştıkça büyümenin tarifini uygulayanlar onlar.

Kimseyle yarışmaları gerekmiyor onların.

Kendilerinden başka.

Her gün yeni bir şeyler öğrenmenin, öğretmenin peşindeler ne de olsa.

Azla yetinmenin hayatlarına kattığı rengi öyle seviyorlar ki, sadelik asasını ellerinden hiç bırakmıyorlar. Böylece kaybetme korkularını minimize ederken zorlanmıyorlar.
Kısacası farkında olmaya ve ruhlarının olgunlaşmasına olanak tanıyorlar.

O halde bizim de farklı tecrübelerle, hayatımızı zenginleştirmeyi öğrenmemiz gerek, hem de en kısa zamanda.

Nasıl mı?

İşe fazla tüm eşyalarımızdan kurtularak başlamak lazım. Yani maddi bağımlılıklarımızdan ivedilikle kurtulmamız şart.

Sahip olmak kadar, sahip olmayı beklemek ve sanmak da ne kadar yanlış.

Derin düşünebilen, paylaşırken enginliğini koruyan, doğru yaşamı ilke edinen, dürüst davranışlarıyla beğeni toplayan, yaratıcı, akıllı, öğrendiklerini yaşamına katmayı beceren insanlardan olmayı seçmemiz gerek.

Maddiyata değil, gönül sesine kulak verenlerin dergâhına uzansın yolumuz. Kibrin soluk ışığına değil, olgunluğun parlayan tılsımına baksın gözlerimiz. Su misali akmaya çalışırken, yaşamın dansını kalbimizde hissedelim.

Hesapsız, çıkarsız, beklentisiz AMA sevgi ve aşk dolu olsun yaşam felsefemiz.

Kapanış cümlemiz ise Taoizmin kurucusu kabul edilen önemli Çin filozofu Lao Tzu’dan gelsin.

‘’İhtiyacınız kadarına sahipseniz zenginsiniz demektir.’’

Ben çok zenginim. Şükürler olsun ki bunun farkındayım.

Ya sizler?

Bağımlı mısınız yoksa?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

12.08.2017





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...