15 Şubat 2011 Salı

İSTANBUL’A FARKLI BİR BAKIŞ


Bir zamanlar insanların taşı toprağı altın diyerek koştukları dünyanın en güzel şehri…

Günümüzde ise çoğunun kaçmak için adeta gün saydığı, emeklilik sonrası terk etmeye hazırlandığı; kalabalığından, zorluklarından yaka silktikleri bir kaos ortamı. Sınırları, ucu bucağı her geçen gün genişleyen, nüfusu katlanarak artan; güzelliği ile çirkinliğini bir arada barındıran bir dünya şehri…

Hızlı temposuna kendinizi kaptırdığınızda maalesef güzelliklerini göremez hale geldiğiniz, beton yığınları ve trafik seli içindeyken nefes almaya zorlandığınız; ayrı kaldığınızda ise her şeyini özlediğiniz ve her seferinde ne onunla ne de onsuz yaşayamayacağınızı anladığınız bir garip şehir…

Birçok yazarın romanına, şiirine konu olan büyülü ve mistik bir dünya…

İstanbul… anlatması da yaşaması kadar zor…

Boğazı, birbirinden güzel yalıları, tarih kokan sarayları ve camileri ile destansı bir şehir…

Adaları, boğazın iki yanındaki dantel misali kıyıları, bahar ayını müjdeleyen erguvanları, yaz geceleri gökten aşağılara süzülen yıldız seli ve mis gibi  deniz kokusu ile çekici bir şehir…

İstanbul… anlatması da yaşaması kadar zor…

Gerek yeri ve konumu, gerekse dokusuyla dünyanın en nadide şehirlerinden bir tanesi olan İstanbul’da yaşamak bir ayrıcalık, bir tat ama; zorluklarını, kaosunu, kalabalığını göz ardı etmek de neredeyse imkansız. Burası öyle tempolu ve bilinmezliklerle dolu bir şehir ki her an her şeyle karşılaşmanız mümkün. Bu nedenle kendiniz için değilse bile sevdikleriniz için endişe eder; gözünüzden sakındığınız çocuklarınızı okula, eşinizi işe yol ederken içinizin titremesine mani olamazsınız. Gün içinde gazeteyi açıp sayfalarını karıştırdığınızda ya da akşam olup haberleri izlediğinizde gördüğünüz tablo içinizi öylesine acıtır ki; elinizde olmadan merak edersiniz onları. 
Sevginize endişeli bekleyişler yarenlik ederken onlarla akşam sofrasında tekrar buluşuncaya kadar kulağınız hep kapıdadır.

Aslında tüm bunlar,  büyük şehirde yaşamanın olmazsa olmaz kuralıdır. Gülü sevenin dikenine katlanması misali… Günün her saati yaşayan bir şehir olduğu için, gündüz yaşanan tehlikelere, karanlık çöküp ortalık gecenin ıssızlığına büründüğünde ise yenileri eklenir.

Geceleri gözlerimizi kamaştıran o büyülü ışık seli içinde lüks arabaları ve pahalı giyimleri ile salınan kesime inat nice yitip gidenler vardır arka sokaklarda. Yaşaması zor bu şehir tinercileri, sokak çocuklarını, evsizleri de bünyesinde barındırır hem de sayıları devamlı artarak.

Burası öyle bir şehirdir ki yolda yürürken de gasp edilebilirsiniz, arabanızın içinde daha emniyetli olduğunuzu düşündüğünüz bir anda da; gece de gündüz de. Bunun bir önlemi yoktur maalesef.

Bir semt pazarında da cüzdanınızı çarptıra bilirsiniz, Akmerkez ya da Kanyon gibi lüks alışveriş mekanlarında da. Bunun da bir ölçüsü yoktur.

Gün gelir küçücük salaş bir lokantada da kazıklanırsınız, boğaza nazır lüks bir lokantada da.

Tüm adımlarınızı dikkatli atmak durumundasınızdır bu şehirde, bir anlık dalgınlık ya da boş vermişlik size çok şeye mal olabilir, hatta canınıza bile.

Kaldırımda yürürken araba çarpabilir, otobüs beklerken kamyonun altında kalabilirsiniz, inmek için sıranızı beklediğiniz vapur iskelesinde denize düşebilirsiniz, banliyö trenlerinde tacize uğrayabilirsiniz. Her şey mümkündür bu kocaman metropolde. Canınız, malınız her şeyiniz tehlike altındadır bilirsiniz; bilirsiniz de yine de seversiniz, yine de vazgeçemezsiniz burada yaşamaktan. 

Öyle bir sihri, öyle bir büyüsü vardır işte bu şehrin.


Bir şehir ki huzurla huzursuzluk, güzellikle çirkinlik, karmaşa ile dinginlik, saygı ile saygısızlık aynı anda yaşanır. Belki de bizlere vazgeçilmez gelen budur. Bir terazinin kefelerinde karşı karşıya salınır dururlar. Bazen bir taraf ağır basar, bazen öteki. Tam yeter artık dediğimiz bir anda öyle bir güzelliğini gösterir ki cazibesine dayanamazsınız.

Güzel şehirdir İstanbul, yaşanılası şehirdir tüm zorluklarına, tüm zorlamalarına, tüm engellerine rağmen.

Bu büyülü şehirden ayrı kalanlara ve özleyenlere  bir avuç deniz kokusu, bir avuç yıldız yolluyorum boğazın mis gibi gece esintisinden. Kim bilir kulaklarına İstanbul’u fısıldarken belki ruhlarına da iyi gelir diye…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

16.12.2006

2 yorum:

  1. Istanbul'un eski halini görünce çok sasirdim. Yeni hali ile çok farkli..

    YanıtlayınSil
  2. istanbulu hiç görmedim,gizemli bir o kadarda tehlikeli ama komedinin tarihle iç içe olduğu bir şehir olarak görsel hafızamda yer etmiş bir kaç kare sadece..kimbilir,7 tepe cihan sultanlarına otağlık yapmış istanbul benide bir gün misafir edermi bilinmez...istanbul şu anda benim için sadece ve sadece labirent,keşfi ise satranç tahtası..selam ve sevgiler...

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...