11 Aralık 2017 Pazartesi

MUCİZE ‘HELA’ HÜCRELERİ (2/2)

Bu kadar güzel gelişime vesile olan hücrelerin sahibi Henrietta ne yazık ki tanı konulduktan birkaç ay sonra hayata veda ettiği için; hücrelerinin bu mucizevi gelişiminden haberdar olamaz.

Tüm bu gerçekleri kızı Deborah Lacks, annesinin ölümünden tam 25 sene sonra öğrenir. Uzun bir çalışmaya girişerek annesinin hücre yolculuğunun peşine düşer.

Bu muhteşem yolculuk Rebecca Skloot tarafından kaleme alınır.

Lise yıllarındayken mucize hücrelerden haberdar olan Skloot, üniversitedeki biyoloji eğitimini takiben cesaretle hücrelerin peşine düşer.

Yıllar süren araştırma azmi sonunda onu Henrietta’nın ailesine ulaştırır.

Hücre üzerine yazılan yüzlerce makaleyi incelemesi neredeyse on yıl sürer. Sonunda aileden aldığı izinle mucize hücrenin sıra dışı öyküsünü kaleme alır.

2010 yılında basılan ‘Henrietta Lacks’in Ölümsüz Hayatı’ isimli kitap dünya çapında ses getirir.

Ardından aynı isimli TV filmi çekilir.

Bu mucize hücreden bahsederken, bu işe vesile olan doktoru tek satırla geçiştirmek elbette olmaz.

Dr. George Gey, o yıllarda Johns Hopkins Hastanesi’nde laboratuar direktörü olarak çalışır.

En büyük amacı ise kansere çare bulmaktır.

Bu anlamda her gün yüzlerce hastadan aldığı doku örneklerinden elde ettiği hücreleri insan bedeni dışında yaşatmanın yollarını arar. İşte böylesi bir arayışın içindeyken, Henrietta’nın kanserli hücrelerine ulaşır.

İncelemeleri sonunda; 46 kromozomlu normal hücrelere karşın, eline geçen bu hücrelerin sürekli çoğaldıklarını gözlemler.

Bu müthiş sonucu neredeyse tüm dünya ile paylaşır. Hela hücreleri dünyanın dört bir yanındaki laboratuarlarda incelenip, çoğaltılmaya başlanır.

Her yeni inceleme, bir başka hastalığa derman olurken; tıp dünyasının adeta kaderi değişir.

İşte şimdilerde bile yaşayan MUCİZE HELA hücrelerinin serüveni böyle.

Bu gerçek bir mucize değil de nedir?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

13.09.2017






MUCİZE ‘HELA’ HÜCRELERİ (1/2)

Ruhumuzda var olan bilgileri hayata geçirdiğimizde MUCİZElere imza atarız.

Bu imzalar bazen öyle büyük ve kalıcı olur ki, dünyadaki pek çok insanın yaralarına merhem olarak ulaşır.

İşte şimdi böyle bir mucizeye tanık olacağız beraberce.

Bu bir HÜCREnin MUCİZEsi.

Bu mucizeye vesile olan cesur doktor George Gey.

Ancak gerçek kahraman o hücrenin sahibi Henrietta Lacks.

Mucize hücrenin ismi ise HELA.

Öykü öyle güzel ki paylaşmamak olmazdı.

Benimle bu mucizenin tarih sayfaları arasında gezinmeye var mısınız?

Kahramanımız genç bir siyahi kadın.

Henrietta Lacks; 1920 senesinde, Amerika’nın Virginia eyaletinde dünyaya gelir. Sekiz kardeşi ile paylaşmak zorunda olduğu yoksul hayatı; küçük yaşlarında onu dedesinin çalıştığı çiftliğe sürükler. Çiftlikteki tütün tarlasında çalışmaya henüz 4 yaşındayken başlar. 14 yaşında ilk çocuğunu doğurur. Geçirdiği zor yaşam şartlarına rağmen evlenir. Tam beş çocuğu olur. Anneliği, ev sahipliği, titizliği, dışarda çalışması bir yana; küçük şeylerle mutlu olmayı bilen yapısı ile hayata tutunur.

Ancak beşinci çocuğunun doğumundan kısa bir süre sonra rahatsızlanır. Tedavi için gittiği Johns Hopkins Hastanesi’nde doktoru, rahminde tümör bulur.  Güçlü yapısı nedeniyle hastalığını eşinden bile saklar. O zamanlarda dahi iyimserliğini ve umudunu asla kaybetmez. Yoğun bir tedaviye başlar. Maalesef tedaviler sonuç vermez. Henüz 31 yaşındayken hayatına veda eder.

İşte esas mucize de ondan sonra başlar. Nasıl mı?

Tedavisini üstlenen hastanede kendisine haber verilmeden alınan doku örnekleri, laboratuvar ortamında incelendiğinde hücrelerin canlı olduğu tespit edilir.

O güne kadar hiçbir insan hücresi; beden dışında birkaç günden fazla dayanamazken; Henrietta’nın hücreleri çoğalmaya devam eder. Uzun süreli dondurulma işlemine dayanır.

Ve böylece yıllar 1951’i gösterdiğinde bilimde; kocaman bir adım değil; adeta sıçrama yaşanır. Elbette bu mucize tadındaki buluş, tıp tarihindeki pek çok hastalığın tedavisinde büyük bir ümit ışığı olur.

Sağlıklı insan hücrelerinin özelliklerini taşıyan, çoğalmaya devam eden, yani beden dışında da yaşayan bu güçlü hücreler sayesinde; tıp araştırmaları büyük bir ivme kazanır.

Hastalıklara karşı bulunan aşılar ile pek çok hastalık önceden önlenebilir hale gelir. Çocuk felci salgını, kızamık, kabakulak, tüm virütik hastalıklar ve rahim ağzı kanserinin aşıları geliştirilir. Tüp bebek tedavisinin önü açılır. Hücre gen  haritasının çıkarılmasında bile rol oynar.

Sonraki yıllarda bilim adamları Hela hücrelerini ellerinden gelen her ortamda denemeye kara verirler. Uzayda, nükleer radyasyon ortamında, çeşitli kimyasal çözeltilerde tek tek incelenir. Tüberküloz, salmonella, HIV gibi bulaşıcı hastalıkların tedavisinde; kanser ilaçlarının geliştirilmesinde umutları çoğaltan bu mucize hücreler; klonlanan ilk hücre olma özelliğini de kazanır. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

13.09.2017

4 Aralık 2017 Pazartesi

KOLLARI UÇAK KANATLARI


Yaşam azmiyle ve yaptıklarıyla yüzümüzü gülümseten, hepimize hayat dersi veren insanları seviyorum ben. Onlar yaşam kahramanları benim için. Bu nedenle bir vesile ile haberdar olduğumda yaşamlarını araştırıyorum. Yaptıklarını okudukça hayata bakışımdaki değişikliklere tanıklık ediyorum. Ve bu nedenle de her fırsatta sizlerle paylaşmak istiyorum, yazılarım aracılığı ile.

İşte yine böyle bir yaşam kahramanı var karşımızda.

Alkışlanmayı hak eden harika bir insan.

Sevgi dolu bir yürek.

İnanın bana eksiği yok fazlası var.

Çünkü yaptıklarını ve başardıklarını okuduğunuzda kollarının olmadığına inanamayacaksınız.

İsmi Jessica Cox.

Annesi hamilelik döneminde hiçbir testi kaçırmamıştı. Her şey normal seyrinde gidiyordu. Ancak doğum gerçekleştiğinde; sevinç nidalarına şaşkınlıkla beraber üzüntü de eklendi. Çünkü bu minik dünya güzeli kız bebeğin kolları yoktu.

Yine de annesi ve ailesi ondaki bu eksiliği bir avantaja döndürmeyi başardı. Üzülüp ağlamayı bir kenara koyup, yavrularına güç ve destek verdi. Onun kendisini tanımasına olanak sağladı. Farklı bir bakış açısı kazanmasına, hayatını sevmesine ve azimle hayal etmesini sağladı.

İşte bu sevgi dolu dayanışma sonunda; Jessica hayal ettiği her şeyi kucaklayan harika bir genç kız oldu.

Azmi süperdi.

Yaşama olan tutkusu ise muhteşem.

Hayatını kolaylaştırmak adına takılan protez kolları bir yana bırakıp, önce ayakları ile yazmayı öğrendi. Bilgisayar kullandı. Kısa sürede ehliyet alıp araba sürdü. Saçını tarayıp şekil verdi. Arkadaşları ile telefonda rahatça sohbet etti. Tıpkı bizler gibi. Kolları eksikti ama azmi tamamdı.

Hayalleri ise peş peşe takılan uçurtmalar gibi gökyüzünden ona gülümsüyordu. 
Hayatını çok sevdi. Kollarının eksikliğini hiç bahane yapmadı.

Önce çok sevdiği tekvando sporunu öğrendi. Ardından siyah kuşağa kadar çıktı. Pes etmedi. Yorulmadı.

Ardından o çok sevdiği mavi gökyüzüne karışmanın yollarını aradı. Dünyanın kolsuz ilk kadın pilotu oldu. Uçağın kontrolü için ayaklarından yardım aldı.  

Hayallerini gerçekleştirmenin o engin hazzını defalarca tattı. Hatta kazandığı pilot ünvanı ile Guinness Rekorlar Kitabı'na girdi.

Şimdilerde katıldığı seminerlerle kendisi gibi insanlara umut ve güven verirken; aynı zamanda onların haklarını da savunuyor. Ve hayatını konu alan ''Right Footed'' adlı belgeseli ile daha çok insana ulaşmanın mutluluğunu yaşıyor.

Onlardan bir tanesi de yakın zaman önce tanıştığı 3 yaşındaki Ruth Evelyn Pranke.

Bu tatlı kızın da kolları doğuştan yok ne yazık ki.

Ruth’un annesi Karlyn Pranke, hamileliğinin 20. haftasında bu acı gerçeği öğrenir. 
Tam o sıralarda Jessica’dan ve yaptıklarından haberdar olur.

Bir anne olarak onu yakından izler ve yavrusu üç yaşına geldiğinde onu bu yaşam kahramanı ile tanıştırır. Beraberce Jessica’nın belgeselini izlerler.

Kendisi gibi kolları olmayan bir insanı karşısında gören Ruth’un yaşadığı mutluluk ise oradaki herkesi duygulandırır. Artık onun önünde harika bir rol modeli vardır.

İşte kahramanımız ve hayat öyküsü.

İşte dokunduğu hayatlara yaydığı pırıltılar.

Yaşamı sevmenin, hayallerimizi kucaklamak için eksikliklerimize odaklanmak yerine azimle direnmenin özel bir örneği değil mi sizce de?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

26.09.2017







26 Kasım 2017 Pazar

HAMAM BÖCEĞİ TEORİSİ

Teorinin ismi kadar verdiği mesaj da hayli etkili.

Tam bir hayat dersi.

Bu nedenle bilgi dağarcığımızda olmalı diye düşünüyorum.

Bu teorinin babası Amerikalı Sundar Pichai.

Kendisi; farkındalıkla ortaya koyduğu teorisi sayesinde; dünyanın en çok kullanılan arama motoru Google’da CEO’luğa kadar yükselmiş.

Teorinin ilk kıvılcımı bir restoranda kahvesini içerken yakalamış kendisini.

Başrolde de uçan bir hamam böceği varmış.

Aniden ortaya çıkan böcek yan masalardan birinde oturan bir kadına konar. Böceği gören kadın çığlık atarak masadan kalkar. Bir yandan da eliyle böcekten kurtulmaya çalışır.

Kalabalık restoranda kadının hali herkesi etkiler.

Yemeklerini kahvelerini bırakan çoğu kişi panik halinde oturduğu yerden kalkar. Bu arada başroldeki hamam böceği bir başka kadının üzerine konmakla meşguldür.

Dolayısıyla böcek korkusu masadan masaya neredeyse tüm restorana yayılır. Kimsenin gözü yemeğini görmez olur. Tek bir hamam böceği neredeyse herkesi esir almış gibidir.

Bağırmalar, çığlıklar ve ani tepkiler birbiri ardına devam ederken; bir garson yardım amacıyla kalabalığın tam ortasına girer. İşte o anda bizim hamam böceğimiz tek hamlede garsonun üzerine zıplar.

Garson restorandaki müşterilerin aksine; sakince üzerindeki hamam böceği ile kapıya yürür ve dışarı çıkarak böceği uçurur. Panik havası yerini sükunete bırakır ve müşteriler yemeklerine geri döner.

İşte sıradan bir gün içinde yaşanan sıradan bir olay karşımızdaki.

Ancak tüm bu olan biteni gözlemleyen Sundar, gördüklerini herkesten farklı algılar. 
Farklı yönleriyle düşünür ve yorumlar.

Aklına üşüşen sorulara bulduğu her cevap, onu teorisine bir adım daha yaklaştırır.

Tüm bu kaosa sebep olan minicik uçan bir hamam böceğidir alt tarafı. Sorumlu tutulabilir mi? Peki ya müşterilerin tepkilerine karşı garsonun sakinliğine ne demeli?

İşte bu sorular onu problemin ana kaynağına taşır. Aslında yaşanan olaydaki tek problem, insanların yaşadıkları rahatsızlığı doğru yönetememeleridir.

Şöyle bir düşünecek olursak, bu minicik örnek aslında hayatın genelinde yaşadığımız her olayda var.

Her birimiz karşılaştığımız olaylara farklı tepkiler veriyoruz. Aramızda panikleyen, öfkelenen, sinirlenip ani tepki gösteren, tepkilerinde sadece sözle yetinemeyip davranışlarını da ekleyenler var. Bunlar ne yazık ki sayıca hayli çoğunlukta.

Sakinliğini koruyan, tepkisini olayın tamamını kavrayıp, üzerinde düşündükten sonra verenler de var elbette. Ama sayıları çok az.

Kısacası her birimiz olaylar içinde baş gösteren problemlere farklı yaklaşıyoruz.
Haliyle farklı tepkiler veriyoruz. Tepkilerimizde ön yargı, ego gibi tehlikeli argümanların varlığını da unutmamak gerek elbette.

Olayın içindeki sorunu anlamaya çalışmak, anlık tepki vermektense çözüm yaratacak yanıtlar bulmak asıl olan. Ve bunu başardığımızda o olay, olay olmaktan bile çıkacak eminim ki.

Hani hep mutlu olmayı istiyoruz ya. Hayat boyu tüm didinmemizi ona endeksliyoruz ya. İşte mutluluğun yollarından biri de bu teori bana göre.

Problemi doğru analizlerle yönetmeye çalışmak. Hatta fırsat olarak görüp, lehimize sonuçlandırmayı hep hatırlamak. Lehimize sonuçlanmıyorsa da olabildiğince az hasarla atlatmak. Teğet geçmek belki de.

Ne dersiniz yapabilir miyiz?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

02.10.2017



24 Kasım 2017 Cuma

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Grand Hyatt İstanbul’da 2018’e Unutulmaz Bir Başlangıç Yapın



Grand Hyatt İstanbul, bu yıl da hem noel hem yılbaşı için hazırladığı birbirinden güzel menülerle misafirlerini bekliyor.  Gas Brothers ve Utku Yurttaş yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müzikleri çalacaklar. Gece, Gas Brothers’ın perküsyon show’unun da yer aldığı performans ve after party ile devam edecek.



Noel Menüsü, Grand Hyatt İstanbul’da
Grand Hyatt’ın içinde bulunan 34 Restoran, içinde leziz hindinin de olduğu Noel Yemeği özel menüsü ile 24 Aralık Pazar günü aile kutlamaları ya da arkadaş buluşmaları için ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 24 Aralık akşam başlayan ziyafet 25 Aralık Pazartesi günü öğlen ve akşam da devam ediyor.  Kişi başı 218 TL olan menü için önceden rezervasyon gerekiyor.



Yılbaşı gala yemeği ve eğlencesi
Yeni yıla sevdikleriyle beraber güzel bir başlangıç yapmak isteyenleri 34 Restoran’ın deneyimli şeflerinin elinden çıkan geleneksel Türk ve Akdeniz mutfağının lezzetlerinden oluşan açık büfe bekliyor.

Gas Brothers ve Utku Yurttaş’ın yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müziklerin çalacağı gece, Dining salonunda Gas Brothers’ın performans sergileyeceği, perküsyon show’unda dahil olduğu after party ile devam edecek. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek after party, yılbaşı ücretine dahil.

34 Restoran’da, 31 Aralık Pazar günü saat 20:00’de başlayan ve gece yarısı 02:00’ye kadar sürecek olan yılbaşı gala yemeğinin kişi başı fiyatı limitsiz yerli alkol içecekler 518 TL, limitsiz yerli & yabancı içecekler dahil fiyatı ise 618 TL. Minik misafirler için de kişi başı fiyat 318 TL.



Keyifli geçen yılbaşı gecesinin ardından 1 Ocak Pazartesi günü saat 12.00-16:00 arasında 34 Restoran’daki brunch’ta arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle yeni yılın ilk gününü kişi başı fiyatı 218 TL olan brunch ile keyifli bir şekilde geçirebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Kasım 2017 Pazar

DEĞERİNE PAHA BİÇİLEMEZ

Yazmanın ve paylaşmanın en güzel tarafı sosyal sorumluluk alanında toplumsal duyarlılığa minicik de olsa katkıda bulunmaya vesile olması.

Bu amaçla elime fırsat geçtiği her zaman aralığında önemsediğim konularda yazmayı kendime bir görev edindim. Gönlümden geçenleri paylaştıkça geleceğe umudum artıyor bir anlamda.

Ulaşabildiğimiz her kalp, tutabildiğimiz her el, destek sağlayabildiğimiz her minik katkı; belki okyanustaki bir su damlası kadar küçük ama; son derece değerli diye düşünüyorum.

Yeter ki o damlalar hiç tükenmesin kalplerimizde.

Şimdi paylaşacağım gerçek öykü Brezilya’da geçiyor. İçinde biraz nüktedanlık ve fazlasıyla sıra dışılık olsa da amacına öyle güzel ulaşmış ki. Bence alkışlanmayı hak ediyor.

Bunun için yolumuz Brezilya’ya kadar uzanıyor.

2013 yılının sıradan bir günündeyiz. Ama belli ki Brezilyalı zengin iş adamı Thane Chiquinho Scarpa için değil.

Ülkesinde tanınan bu zengin adam, bir gün sosyal medya hesabından bir duyuru yapar. Belirttiği tarihte sahip olduğu lüks arabasını törenle gömeceğini açıklar. Üstelik basını da bu görsel gösteriye davet eder. Haliyle bu sıra dışı haber karşısında oldukça geniş bir ilgiyi üzerine çeker.

Haberi duyanlar sert tepkilerle bu çılgın adamı yerden yere vurmakta bir zarar görmez. Hatta onu ikna etmenin yollarını dahi ararlar. Böylesi bir çılgınlıktansa, bağış yapmasının daha adil ve doğru olduğunu belirtirler.

Ancak gel gelelim zengin iş adamı sözünden dönmez. Belirttiği tarihte herkesin huzurunda arabası için kazdırdığı derin çukurun yanına gelir. Töreni başlatır. Herkes bu garip olayın kahramanına gözlerini dikmiştir ve merakla olacakları beklemektedir.
Lüks araba kazılan çukurun içine indirilmeye başlanır. Şaşkın bakışlar, sert söylenmeler, öfkeli nidalar bir uğultu halinde çevreyi kaplar.

İşte tam bu sırada iş adamı töreni durdurur. Etraftaki kalabalığın meraklı bakışları altında hedef konuşmasına başlar.

Arabasının gerçekten çok pahalı olduğunu, toprak altında çürümeye terk etmenin yanlış olduğunu vurgular önce.


Hemen akabinde de aslında birçok kişinin arabasından çok daha değerli pek çok şeyi toprağa gömdüğünü belirtir.

Bunlar ne midir?

Toprak altında çürümeye terk edilen kalpler, karaciğerler, böbrekler, gözler ve daha niceleri…

Sağlıklı organları toprak altına gömüp çürümeye terk etmenin dünyadaki en büyük israf ve acımasızlık olduğunu sözlerine ekler. Arabasından kat be kat değerli insan ömrü için de tüm organlarını bağışladığını açıklar.

Tanınan bir isimden unutulmayacak bir ders alan pek çok insan bu özel çağrıya duyarsız kalmaz. Ve o gün yaşanan bu sıra dışı olay sayesinde ülke genelinde organ bağışı tam tamına % 31,5 oranında artar. Hem de sadece 1 ay içinde.

İşte öykümüz ve getirileri.

Umuyorum ki bu satırları okurken belki de içinizden birkaç kişi organ bağışına daha sıcak bakar. En azından bir kez daha düşünür.


Ben diyorum ki; elimizde başkalarına yaşam armağanı sunacak organlarımız varken bunu göz ardı etmek OLMAZ.

OLMAMALI.

Yaşama veda ettikten sonra bir başka cana CAN veriyor olmanın değerine paha biçilemez ki.

Hayattan ayrıldıktan sonra, organlarımızı toprak altında çürümeye terk etmek bencillik değil mi sizce de?

Duyarlı olmanın, başkalarının sessiz çığlıklarını duymanın, uzattıkları eli tutmanın tam zamanı.

Hadi gelin ORGAN BAĞIŞI yapalım.

Yapılması için destek verelim.

Unutmayalım ki hayat paylaştıkça güzelleşiyor; vedalardan sonra bile…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

03.10.2017








13 Kasım 2017 Pazartesi

AYNADAKİ BEN, BANA GÜLÜMSÜYOR (2/2)

Korkmadan, cesurca bakalım öyleyse.

Sakin ve sessizce.

Sonra bir an için aynadaki yansımanın bize baktığını hissetmeye çalışalım. Yani kendimizi yansıma kabul edelim.

İşte bu ANI yakalayabilirsek ne mutlu bize.

O zaman değişim başlıyor ve kaybettiğimiz enerji bize geri dönüyor.

Ama bu ANI yakalamak son derece zor. Hemen olmadığını, denemek gerektiğini belirtiyor konunun uzmanları.

Eğer başarırsak, kendimizi fark ettikçe enerjimiz tamamlanacak. Özümüzü hiç olmadığı kadar çok seveceğiz. Enerjimiz yavaşça dolmaya başladığında, sevgi çemberimiz kendini kapadığında; gerçek kimliğimizi bulacağız.

Kendi merkezimizde huzuru ve gücü bulmanın en kolay yolu belki de budur.

Bu bir metot aslında.

Anı kollamak.

Dikkati odaklamak.

Kendiliğinden kendini aşmak gibi.

Ancak bunu yaparken zorlamamak gerekiyor. Eğer aynada kendimize on saniyeden uzun bakamıyorsak; kendimizle yüzleşmeye hazır olmayabiliriz. Kendimizden, içimizde sakladıklarımızdan korkuyor olabiliriz. Bana kalırsa hazır olduğumuzda yeniden denemek gerekiyor. Çünkü zorla yapılan şeylerden bir fayda sağlayamayız diye düşünenlerdenim.

Tüm bu çalışmaların bir adım ötesi çok daha anlamlı. Çünkü kendimizle yüzleştikten sonra; enerji akışının içindeki ANLARI; evrendeki HER ŞEYde yakalamamız an meselesi.

Canlanmak, yenilenmek, ruhen şifa bulmak için denemek gerek diye düşünüyorum.  
Ancak bunu hemen gerçekleştirebilmemiz zor hatta imkansız. Belki de yıllar sürecek bir deneyim gerekli bunun için.

Ben deniyorum yavaş yavaş. Ne zaman aynada kendime baksam gülümsediğimi fark ettim en başta. Normal duramıyorum. Ne kadar üzgün ya da kederli olsam da kendime gülümsemeliyim diye düşünüyorum belki de. İçimdeki çocuk için en çok da.

Sanırım bu güzel özelliğim bana rahmetli anneciğimden yadigar kaldı. O nedenle de sımsıkı sarılıyorum bu gülümsemeye. Sevgi dolu ve sıcak olmasına özen göstererek.

Peki ya sizler bu yazımdan sonra denemeyi düşündünüz mü? Yoksa bir başka zamana mı attınız yine?

Ama unutmayın ki sonunda muhteşem bir ödül var bizi bekleyen. Mucize tadındaki kocaman hayat pastası dilimi size de göz kırpmıyor mu?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

10.09.2017

Kaynaklar: http://tr.tm.org; https://mineozguzel.wordpress.com; OSHO’dan  ‘İnsan Kendinin Aynasıdır.’




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...