14 Ekim 2019 Pazartesi

UMUDU SANATLA YEŞERTMEK


Umut yaşamın tek düzeliğini kırıp, içindeki albenili renkleri görmemizi sağlayan altın anahtarımız.

Yaşamdan doyasıya tat almak için onu her dem taze tutmamız önemli. Çünkü ancak içimizdeki umutla yaşama dahil oluyor, zorluklarla daha kolay savaşıyor ve mutlu olduğumuzu hissediyoruz.

Bunun için de zaman zaman güzel örneklere ihtiyacımız var.

İşte ‘’ Nise: The Heart Of Madness. ‘’ isimli film de bunlardan bir tanesi.

Türkçe’ye ‘’Delice Bir Tutku’’ olarak çevrilmiş.

Şizofren hastalarını elektro şokla tedavi etmeyi rededen ve onları sanatla yaşama bağlayan Brezilyalı bir kadın doktorun hayatından çarpıcı bir bölümü anlatıyor film.

Tamamen gerçek ve birebir yaşanmış olaylardan oluşuyor.

2015 yapımı film, yılın Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde 'büyük ödül'ü kazanmış.

‘’Yaşama dahil olup bir şeyler yapmanın ve kendi çağınıza ait olmanın binbir yolu vardır.’’

Beni üzerinde düşündüren ve yazıma vesile olan bu sözler, işte bu kadın doktora ait.

Umutsuzluğa başkaldıran ve zorluklara karşı cesaretle direnirken, sevgiden güç bulan bir kadın.

İsmi Nise da Silveira,

Brezilyalı bir psikiyatrist.

Derinlik psikolojisinin kurucularından İsviçreli ünlü psikiyatr Carl Gustav Jung’un öğrencisi kendisi.

Bir döneme imza atan bu şahane kalbi ve yaptıklarını yakından tanıyalım ve sevginin gücüne tanık olurken, umudun nasıl yeşerdiğini beraberce görelim istedim.

Nise 1905 yılında Brezilya’da doğar.

Tıp eğitimi alır ve bölüm olarak da psikiyatr seçer.

Kadının hor görüldüğü, doktor olsa dahi sözünün pek geçmediği o dönemlerde durmadan okur, araştırır ve çalışır. Yenilikleri takip ederken bilgisini tazeler.

Diğer doktorların tercih edip uyguladığı, iyileştirmeden tamamen uzak; acımasız tedavi yöntemlerinin hiç birini kabul etmez. Kariyerini hiçe sayarak inatla direnir.

O yıllarda diğer doktorlar hiç anestezi kullanmadan; hastalarının göz yuvalarına soktukları buz kıracağı ile; beynin ön lobunda yer alan önemli duyu ve motor sistem bağlantısını keserek (lobotomi yöntemi ile) akıl hastalığına acımasızca çare arar. Bu yöntemde çoğu hasta hayatını kaybederken; yaşayanlar da maalesef bakıma muhtaç hale gelir.

İşte Nise bu tarz tedavilere karşı çıktığı için çalıştığı hastanede dışlanır. Hor görülür.  Aşağılanır.

Ancak o yılmaz. Hastalarına umut aşılamak için onları sanatla buluşturur. Tüm engellere, karşı çıkışlara, yasaklara rağmen; umudun sanatla yeşermesini sağlar.

Böylece bakımsız hastane odalarının içinde yaşamaya zorlanan hastalara muhteşem bir umut ışığı olur.

Onları çoktandır unuttukları doğa yürüyüşlerine çıkarır. Güneş ısısını yeniden tenlerinde duymalarını sağlar. Çiçeklerin, yaprakların, ağaçların o güçlü ışık altındaki danslarını fark etmelerine olanak tanır. Hayvanların güçlü sevgisini hissetmeleri için elinden geleni yapar.  

Sadece gözlemleyerek, dinleyerek, sevgiyle dokunarak iç duvarlarını yıkmalarına vesile olur. Yaşama tutunmaları, bir amaç edinmeleri için resimle, renklerle buluşturur. Sanatla; bilinçaltının gizli kapılarını yavaş yavaş açmalarını gururla izler.

Böylece sanatın, bilinçaltını dışa vurmada ne denli önemli olduğunu henüz o yıllarda kanıtlamış olur.

Bir süre sonra birçok sanat müzesinde ismi bilinmeyen ressamların resimleri konuşulmaya başlar. Üstelik bu resimler sanat eleştirmenlerinden tam not alır.  

Hiçbir eğitim almadıkları halde içlerindeki kargaşayı, mücadeleyi, derinlere gömdükleri acıyı resim yardımıyla açığa çıkarmaları herkes tarafından takdirle karşılanır.

Gösterdikleri ruhsal iyileşme tüm ülkeyi derinden etkilerken, doktorların acımasızca savunduğu klasik yöntemler de sorgulanmaya başlar.

Ruhun dışa vurumunda sanat terapisi bugün harikalar yaratıyor. Bilinçaltının dışa vurumunu betimleyen sergiler açılıyor. Hepsi de insanın ruhsal mücadelesinin sanatla buluştuğunda nasıl güzel geri dönüşlere sebep olduğunu gösteriyor.

Karşımızdaki insanlara ön yargı olmadan yaklaşmanın, sakince dinlemenin, duvarlarını yıkmaları için onlara zaman tanımanın, umutlanmaları için yapabileceğimiz her ne varsa yapmanın ne denli kıymetli olduğunu da.

Böyle kalplere ihtiyacımız var. Onlar sayesinde hayat daha kolay.

Son sözler Nise’nin hiç unutmadığı değerli hocası Carl Gustav Jung’dan gelsin mi?

“Ben, başıma gelenlerden ibaret değilim. Ben, OLMAK İSTEDİĞİM kişiyim.”

Hayatı daha yaşanır hale getiren, sevgi dolu enerjileri ile umudumuzu yüksek tutmamıza vesile olan tüm güzel insanlara saygımla…

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

13.08.2019



1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...