11 Ağustos 2018 Cumartesi

RİVAYET AMA…


Kulaktan kulağa aktarılan öyküler rivayetten, basit bir iddiadan öteye geçmez çoğu kez. Hele hele uzun yıllardır tartışılan bir hikaye ise anlatılan; gerçeğe ne kadar yakın olduğunu düşündürür insana sürekli olarak.

Tıpkı şimdi sizlerle paylaşacağım bu ilginç öykü gibi.

Biliyorum ki okuduğunuzda inanmayacaksınız ama; yazımın sonuna kadar bekleyin derim ben; peşin hüküm vermemek adına.

Öykümüz Fransa’da geçiyor.

Yaşamında iki devrim gören bir kimyagere ait.

Devrimlerin ilkinde bilime katkılarından dolayı bir kahraman; ikincisinde ise terör kurbanı ilan edilip idam edilen başarılı bir bilim insanı kendisi.

İsmi Antoine Laurent Lavoisier.

Öykümüz, ölüme mahkum edilip giyotin ile başının bedeninden ayrıldığı o ANA ait.

1789 Fransız ihtilalinden tam dört yıl sonraya uzanıyoruz şimdi. Bilimsel çalışmalarını anlamamakta ısrarcı olan, yeniliğe ve bilime karşı çevreler tarafından acele ile yargılanıp giyotin ile idama mahkum edilir.

Ancak bilime olan tutkusu ve öğrenme hevesi son anına kadar hep yanında kalır. Bu amaçla asistanından, başı kesildikten hemen sonra gözlerini dikkatle incelemesini ister.

Eğer başı bedeninden ayrıldıktan sonra 2 defa göz kırparsa, beyninin bir süre daha bilinçli faaliyetlerini sürdürebildiğini ispat etmiş olacaktır. İşte rivayete göre gerçekten de başı kesildikten sonra 2 defa göz kırpar.

Bu belki de onun hayata son vedası ve bilime son ama en büyük katkısı olur.

Evet bu bir rivayet ama gerçek olma ihtimalinden de uzak değil. Gerçi Lavosier’ e ait kaynakların hiç birinde bu öyküden bahsedilmediğini belirtiyor güvenilir kaynaklar. Yine de içimizdeki şüpheleri ve soru işaretlerini netleştirebiliriz.

İşte bu nedenle şimdi gelin; bu gerçekliğe büyüteç tutup, kahramanımızı daha yakından tanımaya çalışalım.

Antoine Laurent Lavoisier 1743 yılında zengin bir ailenin çocuğu olarak Paris’ te doğar. Babasının etkisiyle hukuk alanına yönelmiş olsa da; içindeki deneysel bilim merakı giderek vazgeçilmez olur.

Yirmi bir yaşında Paris sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında birinciliği kazanır. 
Altın madalya ile ödüllendirilir. Dört yıl süreyle kimya alanındaki çalışmalarını aralıksız sürdürür. Hükümetin verdiği pek çok zorlu görevi başarıyla sonuçlandırır. Fransa’nın jeolojik haritasının çıkarılması, tarımda verimin artırılması, savunma amaçlı barut üretimi ve hatta vergi sisteminin düzeltilmesi gibi.

Tüm bunları yaparken bir yandan da kendi özel araştırmalarına devam eder.

Simya devrimi ile dünyada öyle büyük ses getirir ki, tüm dünyanın kendisine örnek aldığı bir bilim insanı olur. En büyük yardımcısı ise onu sevgisi ile yüreklendiren, deneylerini görsele taşıyan, çevirilerini yapan, yazılarını makale ve kitap haline getiren sevgili eşidir.

Modern kimyanın temelini atan Lavosier, hepimizin bildiği kütlenin korumunu yasasını bulur. Hiçbir şeyin yoktan var edilmediğini, deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığını savunur.

Fransız ihtilali sonrasında solunumla ilgili deneyler yapmaktadır ki; iki suçlamayla tutuklanır. Kendisine savunma şansı dahi tanınmaz. Dilekçe ile yapılan başvurular, bilginlere ihtiyaç olmadığı gerekçesi ile reddedilir.

Maalesef sadece elli bir yaşındayken ve daha bilim adına çok şeyler yapacakken; hayatının o acı sonuyla tanışır.

Giyotinle idamını beklerken kitap okumaktadır. Cellat yanına geldiğinde ise ne yapar biliyor musunuz? Tam okuduğu sayfaya bir kitap ayracı bırakır. İşte öğrenmeye ve bilime aşık bu bilim insanının hayatı böylece son bulur.

Artık onu daha yakından tanıyoruz. Şimdi düşünelim istiyorum yeniden. Yazımın başında paylaştığım öykü gerçek olamaz mı?

Ben olabilirliğinden yanayım. Bunu güçlendirmek adına da sizlere kısaca başka benzer olaylardan bahsetmem gerekli.

Yapılan araştırmalar bu öyküdeki gibi son derece çarpıcı tespitlerin sinirbilim adına mümkün olduğunu gösteriyor çünkü.

İlk örnek birbirine düşman iki kişinin giyotinle idamına ait. Rivayete göre kesilen başlar aynı sepetin içinde düşer. İşte ne olduysa o anda olur. Başlardan biri diğerinin yanağını sertçe ısırır. Ardından gelen ölüm katılığı nedeniyle de iki başın birbirinden ayrılması mümkün olmaz.

1880 yılında giyotinle idam edilen katil Menesclou üzerinde yapılan deney ikinci örnek olsun. İdamdan neredeyse üç saat gibi uzun bir süre sonra başına kan pompalandığında verdiği tepkiler kayıtlara düşer. Dudakların titremesi, göz kapaklarının açılıp kapanması ve hatta bir şey söylemek ister gibi ağzın açılması notlar arasında yer alır.

Bundan yirmi beş yıl sonra yapılan deney de diğerleri gibi o ANdaki tepkileri izlemek üzerine yapılır. İnfaz sonrası başı bedeninden ayrılan Languille isimli katile ismiyle seslenirler. Kesik başın ismini duyunca gözlerini açtığı ve ses tarafına odaklandığı tespit edilir.

Son örnek 1989 yılında Kore’de yaşanan bir trafik kazasına ait. Arabalar arasında sıkışan bir kazazedenin gözlemlerine dayanır.  Tam önünde başı bedeninden kopan birisi vardır ve o kopan başta beliren yüz ifadeleri sırasıyla şaşkınlık, şok, aşırı korku ve acıyla son bulur.

Bu örneklerin yanında hiç tepki vermeyen vakaların da olduğunu bilmekte fayda var elbette.

Ancak bilimsel araştırmalar günümüzde, beynin ölüm sonrasında 15 saniye kadar faaliyetlerini koruduğunu gösteriyor.

Bilinç ise 5 saniye sonra kendisini tamamen kapatıyor.

Bu kısacık zaman aralığını göz önüne alarak yapılan deney sonuçlarını yorumlamak en doğrusu olsa da; rivayetle gerçeğin kol kola dans ettiğini söylemek yanlış olmaz. Şimdi bu rivayete inanıp inanmamak tamamen sizlere kalmış.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

16.05.2018





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...