19 Kasım 2019 Salı

SANİYEDE 11 MİLYON DÜŞÜNCE


Einstein'ın İzafiyet Teorisine göre, zamanı algılama biçimimiz bulunduğumuz yere, hareket şeklimize ve hızımıza göre değişiyor.

Dünyanın en hızlı salyangozunun bu kısacık zamanda sadece 1 santimetre yol aldığını düşünürsek; bir saniye onun için oldukça uzun. Ancak bizler için bir ya da iki kalp atışı kadar kısa bir süre.  Elbette bekleme anlarında bir saatmiş gibi hissedilen saniyeler de var hayatımızda.

Peki ya düşünceler?

İşte onlar gerçekten hızlı.

Saniyede 11 milyon düşünce geçiyor aklımızdan ve biz ancak 40 tanesini fark ediyoruz. Peki ya hepsini fark etseydik vay bizim halimize.

Bu anlamda beynimiz; sinirler, tüm o karmaşık yapı, hala yanıt aradığımız binlerce soru ile muhteşem işler başarıyor.

Peki bu hız hepimizde aynı mı?

Yoksa değişken mi ve bu ortalama hızın bir üst limiti var mı? 

Buna yanıt ararken önce düşüncenin beynimizde nasıl şekillendiğini hatırlamakta fayda var bence.

Biz bir çiçeğe bakarken, yapraklarına dokunurken, diğer yandan demli bir çayın mis gibi taze kokusunu içimize çekip kocaman bir yudumla tadına varırken, öten bir kuşun varlığına şükrederken beş duyumuzu da kullanıyoruz. Yani onlardan renk, ses, koku gibi veriler alıyoruz.  

İşte duyularımızdan gelen bu veriler beynimize ulaştığı anda düşünme eylemi başlıyor. Vereceğimiz bir kararla bu düşünceyi harekete dönüştürdüğümüz noktada sonlanıyor.  Yani algıladık, karar verdik ve uygulamaya geçirdik.

Kısacası düşünce, verilerin alındığı andan bir eylemin başlatıldığı ana kadarki zihinsel bir etkinlik.

Yazarken ve okurken hepimize uzun gelen tüm bu eylemleri kısacık bir ana sığdırdık.

Ancak bilim insanları bazı düşüncelerin diğerlerinden daha yavaş işlendiğini savunuyor. Matematik problemi çözmek, uzun yolda şerit değiştirmek gibi kompleks düşünceler bunlar arasında.

Uzmanlar düşünce hızımızı ölçmek adına çeşitli deneyler yapıyor. Bunun için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi  (beyin çizgesi) gibi görüntüleme yöntemleri kullanıyor. Bu cihazlar sayesinde farklı düşünce işlemleri sırasında sinir sisteminin hangi bölgelerinin çalıştığı;  verilerin sinir sistemi üzerinden nasıl aktığı ve beyinden çıkan sinyallerin parmaklara ne kadar sürede ulaştığı yaklaşık olarak tespit ediliyor.

Örneğin seçilen gönüllü deneklere çeşitli duygusal testler uygulanırken; bilinçli farkındalık düzeyleri üzerinden ölçüm yapılıyor. Sonuçta elli milisaniye civarında kısacık bir süre tespit ediliyor.

Üstelik bilim insanları beynimizin bir milisaniyenin yarısında gelen verileri algılayabildiğimizi savunuyor. Elbette fark edemeden.

Bunlar o kadar kısa zaman aralıkları ki insan gerçekten şaşkınlık duyuyor ve her defasında beynin mucizesine hayran kalıyor.

Bununla beraber düşünce hızını etkileyen faktörler de var.

Uzaklık bunlardan bir tanesi.

Beyinden çıkan sinyallerin kat ettiği yol yakınsa tepki süresi kısa. Örneğin sinyalin ele gelmesi ayağa ulaşmasından daha kısa süre alıyor. Bu bilgi uzun boylu insanların reflekslerinin kısa boylulardan neden yavaş olduğunu bize açıklayan bir nokta. Öyle değil mi?

Diğer faktör nöronların fiziksel özellikleri.

Geniş çaplı nöronların sinyalleri ince uzun olanlarına kıyasla daha hızlı. Bir de miyelin hücresi ismi verilen koruyucu kılıfa sahip olan nöronlar var ki onlar sinyalleri daha hızlı iletiyor.

Diğer faktör ise sinir ağlarının karmaşıklığı. Nöron sayısı arttıkça mesafe de artıyor.

Tam yeri gelmişken düşünce sürecini kısaltan faktörlerden bahsetmeden olmaz.

Süreci kısaltan en önemli faktör konsantrasyon gücü.

Örneğin yüksek sese daha hızlı tepki veriyoruz. Yapılan deneyler koşucularda başlangıç sinyalini veren ses ne kadar yüksekse, verilen tepkinin o kadar çabuk olduğunu göstermiş.

Hepimiz düşüncelerimizin anında eyleme dönüştüğünü sanıyoruz ancak beynimiz bizden bir tık önde gidiyor. Yani biz o eylemi fark etmeden 2-7 saniye önce beynimiz çoktan kararını vermiş oluyor.

Çoğumuzun kızgınlık anında sözlerimize ya da hareketlerimize mani olamaması da bu yüzden.

İşte işin vahim olan yanı da bu. Yani bir şeyi ne zaman yaptığımızı tam olarak kestiremiyoruz.

Veriler bir şeyler gösterse de düşünce hızının kesin olarak ölçülmesinin şu an için neredeyse imkansız olduğu ortada. Bilinçaltı kararları ve neyi neden yaptığımızı tam olarak kestiremiyor olmamız da bunun göstergesi.   

Elbette yapılan deneyler ve kapsamlı araştırmalar devam edecek. Kim bilir belki bir gün bu kapalı şahane kutunun tüm gizemi bir bir çözülecek.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

30.08.2019






2 yorum:

  1. Her zamanki gibi çok güzel bir konuya değinmişsin... Düşüncelerine ve kalemine sağlık canım... SEVGİLERİMLE

    YanıtlayınSil
  2. Güzel bir konu idi severek okudum, kaleminize sağlık, teşekkürler.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...