6 Kasım 2019 Çarşamba

PLASEBO ve İKİZİ NOSEBO

Plasebo etkisini çoğumuz biliyoruz.

Vücuda alınan bir maddenin gerçekten işe yarayacağına inanıldığı zaman yaşanan olumlu etki olarak açıklıyor uzmanlar. Yani işe yaraması için şifalanacağına, iyi olacağına hem beynen hem de kalben inanmak gerekiyor.

Plasebo, Latince kökenli bir kelime.

Anlamı öyle güzel ki.

‘Hoşnut etmek’ demek.

İlk kez 14. yüzyılda ölülerin ardından para ile ağlayan kişiler için kullanılmış. 
Rönesans dönemi ile birlikte hekimler arasında kullanılmaya başlanmış.  19. yüzyılın başlarında ise “hastayı iyileştirmekten çok memnun etmeye yarayan tedavi yöntemi” açıklaması ile tıp sözlüğünde yer bulmuş.

Dünya Savaşları sırasında yaşanan ilaç kriziyle yeniden gündeme gelmiş. Sonraki yıllarda yapılan klinik çalışmaları ile de tıp dünyasında kendisine haklı bir yer edinmiş.

Araştırmacıların yaptıkları çok sayıdaki farklı deney; bir kişinin gerçekten iyileşeceğine kalben inanmasının ve yarattığı pozitif enerji dolu düşüncenin çok önemli olduğunu kanıtlıyor.

Plasebo etkisi ile acılar diniyor, ağrılar azalıyor. Hastalar kendilerini çok daha iyi hissediyor.  Adeta sihirli bir el dokunuyor.

Öncelikle iyileşme beklentisi artıyor. Var olan endişeler hafifliyor. Artan olumlu düşüncelere bedenimiz de olumlu yanıt veriyor. Beynin ödül mekanizmaları tetiklendiği için olası şikayetler azalıyor. Şartlı öğrenmede de bu etki oldukça güçlü olarak beliriyor. Özellikle ağrı tedavisinde ve psikosomatik hastalıklarda.

Örneğin ağrıları ancak morfinle dindirilen hastalara haftanın dört günü yüksek dozda morfin verilirken; bir gün sadece tuzlu su veriliyor. Tuzlu suyun verildiği gün de ağrılar morfin uygulandığı günlerdeki gibi hafifliyor.

Yapılan deneyler, gerçek ilaçlarla plasebo arasındaki farkın etki süresinde ortaya çıktığını gösteriyor. Gerçek ilaçların etkisi uzun sürerken, plasebo etkisi daha kısa sürüyor. Yine de olumlu yanları nedeniyle deneylere, araştırmalara son hızla devam ediliyor.  

Günümüz ilaç şirketleri ürettikleri ilaçların renklerinde de plasebo etkisini yakalamayı ihmal etmiyor. Bu amaçla hapların rengi özenle seçiliyor.

Genellikle zihinsel veya fiziksel fonksiyonların iyileşmesini sağlayan haplarda kırmızı, sarı veya turuncu renkler; uyku haplarında yatıştırıcı etkisi nedeniyle mavi veya yeşil renkler; kalp gibi ciddi hastalıklarda pembemsi hafif tonda renkler kullanılıyor. Yine yapılan araştırmalarda ilaçtansa enjeksiyonun daha etkili olacağı inancı gündemde tutulurken; yüksek fiyatlı ilaçların diğerlerinden daha iyi olduğu sanrısı piyasadaki rekabeti de körüklüyor.

Şimdi gelelim plasebonun ikizi noseboya.

Nosebo da Latince kökenli bir kelime.

Zarar vermek anlamına geliyor.

Bu sefer herhangi bir olumsuz etkisi olmasa bile alınan ilacın sağlıklarına iyi gelmeyeceği, kötü yönde etki edeceğine inancı söz konusu. Hal böyle olunca; zaten endişeye meyilli bünyemiz, korkulara açık kalbimiz beynimizi kolayca kandırıyor ve bu inançla hastalık belirtileri görülmeye başlıyor.

Bu nedenle nosebo tepkisi plasebo etkisinden çok daha yaygın olarak görülüyor.

Nosebonun varlığı ilk başlarda olumlu ikiziyle bir arada kabul edilirken, sonraki yıllarda birbirlerinden tamamen ayrı tanımlanmaya başlamış.

Herhangi bir hastalık için verilen bir ilacın yan etkilerini okuduğumuzda hissettiğimiz olası diğer olumsuz etkiler gibi. 

Her ne şekilde olursa olsun kötü duygular beslemek zaten var olan enerjimizi azaltıyor. Bu ise hastalık karşısında güçlü durmamızı engelliyor. Bu nedenle nosebo etkisinin hafife alınmaması gerekiyor gibi duruyor. Zaten yapılan bazı deneylerdeki ölümcül sonuçlar da bunu kanıtlıyor. Yapılan yanlış teşhis sonucu kaybedilen hastalar maalesef bunlardan birkaçı.

Plasebo ya da nosebo.

Sadece bir yanılsama değilse; işin ucunda gerçekten iyileşmek ya da ağırlaşmak varsa zihnimizin ve kalbimizin bizimle hep dost kalması gerekiyor. Onu sevgiyle, umutla, yüksek dozda olumlu beklentilerle canlı tutmak bu nedenle önemli.

Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için en azından bunu yapabiliriz diye düşünüyorum.

Yunan Felsefesinin kurucularından, Antik Yunan filozofu Sokrates bakın ne demiş?

‘’Eğer istediğin olmazsa acı çekersin. Eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin. Hatta istediğin şey tam olarak olsa da yine acı çekersin, çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir. Değişimden özgür olmak ister. Hayatın koşullarından ve ölümden özgür. Fakat değişim hayatın kanunudur. Ne kadar dirensen de bu gerçeği değiştiremezsin.’’

O halde olumluya doğru değişim en güzeli.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

28.08.2019








1 yorum:

  1. Geçen gün oğlumun başı ağrıyordu. O ağrı kesici vereceğimi sanıyordu. Oysaki ben ona vitamin verdim. Başının ağrısının geçtiğini söyledi. Oysaki ben ona ilaç vermemiştim:)

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...