14 Nisan 2013 Pazar

KENDİNİ KEŞFETMENİN TADI...


Kendimize, etrafımıza, sevdiklerimize, arkadaşlarımıza, dünyaya, kısacası insanlığa faydalı olmanın yolu önce kendimizi KEŞFETMEKLE başlıyor. Kendini keşfetmeyen, ne istediğini bilmeyen bir insan, etrafına geniş açıyla bakamadığı için üretken olamaz. Adeta kurulmuş bir robot misali hareket eder; yaşamı rutin, tekdüzedir.

Yaratıcı olmadığı için taklit etmeye eğilimlidir. Zorluklardan kaçarken, hazıra ve kolaya yönelir. Öğrenmek, bilmek, araştırmak istemez, kendince gerek de yoktur zaten.  
Bekler ki birileri bir şeyler yapsın, o da bunlara uysun ve yaşasın. Bilmez ki böyle yaptığında özgürlüğünü tamamen kaybeder. Hayalleri yok olur, giderek yaşama azmi söner.

Kendimizi keşfetmemiz;

*öncelikle kendimizi sevebilmemiz,

*kendi değerlerimizi fark edip,  geliştirmemiz;

*gerekirse yeni bir karakter inşa etmemiz,

*sosyal anlamda sağlam ilişkiler kurabilmemiz için gereklidir.  

Hepimizin belki de çocukluk yıllarımızdan gelen kalıplarımız var, farkında olmadığımız. 
İşe onları fark etmekle başlamalıyız. Ardından irade gücümüzü kullanmamız, hatta onu hayallerimizle renklendirmemiz gerekiyor. Artık düşüncelerimizin de farkındayız. 
Biliyoruz ki düşüncelerimizi bize enerji verecek şekilde tasarlarsak, yaşamımızda istediğimiz değişimi kolaylıkla yaratabiliriz. Düşüncelerimizi doğru yönlendirerek, hep olumlu tutmaya çalışarak; keşfettiğimiz o dar kalıplardan kurtulmamız mümkün. Bu arada kendimize sorduğumuz soruların farkında olmamız da önemli. Güzel cevapların bizi güzel sonuçlara götürdüğünü, ama bunun için kendimize güzel sorular sorabilmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerektiğini hiç unutmamak lazım.

Tüm bunları yapabildiğimizde  o ANa değin farkında olmadığımız renkli, ahenkli ve anlamlı dünyanın kapıları bize ardına kadar açılacak; inanın bana.

Elbette biliyorum ki; bu çok kolay değil, zahmetli ve zorlu bir süreç. Kendi kalıplarımızın, dar sınırlarımızın farkına varabilmek bile kocaman bir adımı gerektiriyor. Peşinden de o kalıpları yıkmak, o sınırları genişletmek cesaret istiyor. Ancak kendimizi yenilemek, her alanda geliştirmek, hayallerimizi kucaklamak, hayatımıza bir renk, bir anlam katmak adına bu cesareti mutlaka göstermeliyiz. Hep dediğimiz gibi hayata bir defa geliyoruz. Hakkını vererek, tadını alarak yaşamak hepimizin hakkı. Bunun içinse çalışmak, çabalamak, zorluklarla mücadele etmek bu işin olmazsa olmaz kuralı.

Dikkat etmemiz gerekli nokta ise bu gelişimi bedensel, zihinsel, sosyal ve manevi tüm boyutlarda yapmamız adına. Çünkü hepsi birbirini tamamlayan etkenler. Bu şekilde kendimizi geliştirdiğimizde ise artık kimse bizi tutamaz. Bilgi ve becerilerimiz  arttıkça, kendimize olan öz güvenimiz artar. Böylece daha zengin ve çok boyutlu bir algılama ve karar verme yeteneği kazanırız. Sınırlarımız, sinerjimizin etkisiyle daha da genişler. Zamanı etkili kullanır, hep dile getirdiğimiz ve yakalamak istediğimiz kaliteyi yaşamımızın her anına sokarız.

Pekiyi sinerji nedir? ‘Bütünün, parçaların toplamından daha büyük olduğunun ifadesidir.’  şeklinde tanımlanıyor uzmanlar tarafından. Yani  bütünü oluşturan parçalar arasındaki ilişkiler, parçalardan bağımsız olarak bir anlam taşırlar ve bütüne anlam katarlar.

Sinerji, yaratıcılık içerdiği için aynı zamanda risk faktörü taşır. İşte bu nedenle de pek çok kişi bu riski almak istemez. Risk alabilmek için o kişinin iç dünyasının sağlam temeller üzerine kurulmuş olması gerekir. Ancak o zaman kendini farklılıklara çekinmeden açabilir. Bu da kendisini geliştirmesinin adeta mihenk taşı olur.

Kendi kişiliği içinde bütünleşen, sinerjisini kuran kişi sağ ve sol beyin faaliyetlerini kolayca birleştirir. Böylece hem analitik, hem de yaratıcı düşünceye ulaşır. Yaşamın sadece mantıksal ya da duygusal değil, her ikisinin bir bütünü olduğunun farkındadır. Böylelikle kendi sorunlarını kendi başına zorlanmadan çözebilir.

Sonuçta; kendi sınırlarını ve kalıplarını keşfeden, onları yıkarak yeni bir karakter inşa eden bir kişi hayattan  ne istediğini bilir. Yaşamın her ANına  sımsıkı sarılır. Yapmak istediklerini hayata geçirmek için canla başlar çalışır. İstekleri, hayalleri onu her yeni günle beraber hayata daha çok bağlar. İçsel başarıyı yakaladığında dışardan gelecek tüm başarılar onun emin adımlarla yürüdüğü yoldaki basamaklara sağlam bir zemin oluşturur. Hem VERİMLİ hem de ETKİLİ bir insan olur.

Gelin aslında birbirinden farklı olan bu iki kavrama kısaca bakalım. Verimli insan üretkendir. Ancak her verimli insan etkili olamayabilir. Çünkü etkili olabilmek, yaşamımıza yön veren temel değerleri davranışlarımızda yaşatmak demektir. Yani dün, bugün ve gelecek arasında ahenk kurabilmek, iç ve dış başarıları ustalıkla dengelemek demektir.

Kendini keşfetmenin yaşla da ilgisi yoktur. Hangi yaşta olursak olalım, gençken, emekliyken ya da daha sonra. Önemli olan; FARK ettiğimiz noktada ki o nokta her neresi ise… kendi iç sesimizi dinlemek ve kendimizi keşfetmek olsun.

Çünkü içinde kendisini keşfetme ve değiştirme gücü bulan bir insan dünyayı değiştirecek kadar güçlüdür aslında. Kendimizi keşfederek, geliştirerek, farkında olarak KALİTEli yaşamı kucaklarken aslında sınırlarımız olmadığını, istersek bu sınırları alabildiğine genişletebileceğimizi de anlarız. Bu ise hem kendimize hem de çevremize pozitif enerji ve itici güç olarak yansır.

Bir mezar taşında şöyle yazar… bilenleriniz varsa da beraberce hatırlamak adına paylaşmak isterim;

‘’Genç ve özgürken, düşlerim sonsuzken, dünyayı  değiştirmek istedim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece ülkemi değiştirmeye karar verdim; ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle, sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ve ölüm döşeğinde yatarken, birden fark ettim ki önce kendimi değiştirseydim, ailemi ve yakınlarımı da değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, ülkemi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir belki dünyayı bile değiştirebilirdim."

Son derece anlamlı sözler öyle değil mi? Dünyaya isimlerini altın harflerle yazdırmış pek çok insan;  işe önce kendi keşifleriyle başlamadılar mı zaten? Ünlü mucitleri düşünün. Hepsi kendi içlerindeki o sese kulak verdi. Etraflarındaki karşı çıkışlara, engellere gözlerini kulaklarını kapadı ve hayallerinin gerçekleşmesi için çalıştı. Yaratıcılıklarını sonuna kadar kullandı. Öyle değil mi? Onlar da sadece bizler gibi insan. Aramızdaki tek fark ise keşifle başlıyor. Önce kendimizin keşfiyle…

İçinde yaşadığımız toplumda birbirinden farklı sınırları ve kalıpları olan, düşünceleri bambaşka pek çok insanla bir arada yaşıyoruz. Hepimiz zihinsel, duygusal ve davranışsal olarak birbirimizden farklıyız. Mühim olan bu farkları önemseyip anlayarak, onları gözden kaçırmadan iletişim kurmaya çalışmak, o uyumu yakalamak olmalı. Hepimizin ruhsal sağlığı ve huzuru adına.

Artık kendi düşünce ve algılamalarımızın sınırlarını öğrendiğimiz için başkalarının farklı düşüncelerini daha iyi anlayabiliriz. Elbette biraz alçak gönüllü olarak, biraz gönül gözüyle bakmayı bilerek. Diğer kişilerin düşünce ve algılarına saygıyla bakabilmek ise hepimizin mutluluğu için kocaman bir adım olur inanın bana. Yeter ki herkes kendi payına düşen azmi, cesareti, çabayı göstersin.

Tıpkı doğanın kendini bahara hazırlanmak adına uyanması gibi ŞİMDİ uyanma vaktidir. Gelin bizler de kendimizi bahara, yeniliklere ve coşkuya hazırlamak adına  uyanalım. Fark ettiğimiz bu ANIN kıymetini bilerek, kendimizi yeniden keşfetmenin keyfiyle yaşama sımsıkı sarılalım. Daha fazla geç olmadan, kendimize bu ödülü verelim. Ne dersiniz, HAYAT bu denli ANLAMLIYKEN bu kadarcık zahmete değmez mi?

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

08.04.2013

NOT: Tüm yazılarına hayran olduğum Sn. Doğan Cüceloğlu’nun ‘’ İyi Düşün Doğru Karar Ver ‘’ isimli kitabı rehber olarak alınmıştır.

1 yorum:

  1. Eğer hayallerimiz varsa varız.Eğer umutlarımız varsa yarınlarımız da vardır..koyver gitsin hayalleri..Gittiği yerde mutlaka cennet olacaktır..sevgilerimle...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...