14 Ağustos 2011 Pazar

GRİ, SOĞUK, KOCAMAN AMA…



Uzaktan baktığınızda sadece soğuk bir metal parçası, kocaman, gri.

Sevilecek, beğenilecek hiçbir yanı yok.

Ama biz anne kız, arabanın ön camından adeta fırlayacakmış gibi dikkatli ve sevgi dolu bakıyoruz önümüzdeki kamyonun arka kapağına ve orada takılı olan lifte.

İçimizde tatlı bir ürperti, yüzümüzde kocaman bir tebessümle.

Hani trafik müsaade etse arabadan inip yanına yaklaşacağız ve o minicik plaketteki ismin üzerine parmaklarımızı koyup gözlerimizi kapatacağız. Gözlerimizi kapatıp, o anı durduracak ve sevgiyle okşayacağız plaketteki harfleri tek tek.

Biliyorum pek çoğunuza anlamsız geldi yazdığım onca cümle. Hatta saçma geldi belki de, sıkıldınız. Ama bizim için değil inanın buna.

Çünkü o kamyonun arkasındaki liftte minicik bir plaka ve o plakada babişkomuzun el emeği göz nuru amblemi vardı. O amblem ki isminin ve soy isminin karmasından oluşan, yani tamamen ona özel.

O kamyon kapağına eli, ruhu, aklı ve zekası değmişti. İşte bu nedenle biz nerede bir kamyon görsek, hemen arkasına bakarız. Orada babişkomuzun amblemini görünce de hep benzer  duyguları yaşarız. Yurt içinde hatta yurt dışında o amblemi görmek içimizi öyle kıpır kıpır yapar , öyle bir duygu sağnağı yaşatır ki bunu tarife kelimeler yetmez.

Çok sık seyahatleri nedeniyle hep ayrı düştüğümüz babişkomuzun özlemi hafiften sararken kalbimizi, çokca gurur olur bu bakışlarımızda. Zaman zaman gözlerimiz nemlenir ama, birbirimizden saklarız o güzel anın büyüsünü bozmamak adına.

İşte bizim için bu nedenle çok önemlidir o gri, kocaman kamyonlar ve arkasındaki  liftler.

Belki de babişkomuzun eseri her kamyon liftini gördükçe onu gördüğümüzü, özlem giderdiğimizi düşünüyoruz. Ondan bir esinti gelip çarpıyor burun deliklerimize. Oradan inerken hafifçe sızlatıyor olsa da bir yerlerimizi…

Bilemiyorum belki sizin de böyle önemsediğiniz, bizlere çok  şey ifade etmese de sizin için anlamı  olan bir değeriniz vardır. Ve varsa eminim ki beni çok daha iyi anlıyorsunuzdur.

Örneğin oğlu yazar olan bir anne, oğlunun kitaplarını her gördüğünde ya da hakkındaki yorumlarını her okuduğunda için için duygulanır. Ya da kızı ressam olan bir baba kızının resimlerinde adeta kendinden, ailesinden bir şeyler bulur. Bir müzisyenle evli olan bir kadın eşinin besteleriyle bir başka çoşar, içinde taşmaya hazır binlerce duyguyu beslerken. Bir mimarsa babanız onun güzel eserlerini görmek sizi elbette  gururlandıracaktır, öyle değil mi? Ya da annesi  heykeltıraş olan bir genç onun eserlerini  arkadaşlarıyla paylaşmanın heyecanını ve çoşkusunu derinden yaşamaz mı? Bir aktörün yakınları ise oynadığı filmlerde kötü karakterleri canlandırıyor olsa bile içinde en ufak bir kızgınlık kırıntısı taşımadan gururla sevgiyle seyretmez mi?

Her şey sizin bakış açınızla, baktığınızı görme şeklinizle alakalı aslında. İşte bu yüzden başkalarına çok sıradan ve anlamsız gelen herhangi bir şey,  bir başkası için çok özel ve anlamlı olabiliyor. Tıpkı Sır kitabının bir bölümünde bahsedilen sıradan bir taş parçası gibi… O taş ki bir süre sonra insanların ayrılmaz bir parçası oluyor.

Bunu niye mi yazdım? Etrafınızda gördüğünüz, baktığınız halde görmezden geldiğiniz ve hiç umursamadığınız pek çok şeye dikkatinizi çekebilmek için. Algılamanın, bakarken görmenin önemini biraz daha keskinleştirmek için belki de. Aman deyip geçmeden, içinde bulunduğumuz her detayın kıymetini bilerek…

Hayatın sıradanlığına küçük nüanslar ve notalar eklemek hepimize çok iyi gelecek, inanın buna.

Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ

01.08.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...